| İÇİNDEKİLER:
I — Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku
»
2 , . < rnileie beyannamesi Ş 4 ş
3 : . * orduya taziyesi e m
4 — Dünya Matbuat mümessilleri heyeti a e
5 — İsmet İnönünün göz yaşları . . . . . Abidin Daver
6 — Orhon kilâbelerinden. . . . . . . A.U. Flöve
e 3 Namdar Pi Kâlalay
8 — Dil meselesine dair birkaç söz . . » . Doktor Şemsettin Dora
9. Halkevleri - 19 şubat münasebetile < . Fabir Kommaa
M.Emin Ölgener
11 — Bursanın Türk Tababetinde veri. «Nazım Yücelt
12 — Resim. RE om a vw ww. « «Kenan özbel
niyantakşamları (Şir). © © - NizaizN
ki böcekçiliği » Tali Yetmen
İS lüdayda savaş Geta iğ Lâmü Çelebi
16 — Cümhuriyet yıllarında zaman
ve vasıtanın rolü — turizim . .- . . Musa Alaş
17. Atletizim a a RE - Haydar Tolun
18 — Geçmiş zamanlarda Bursa . - « H. Turhan Dağlıoğlu
19 — Şer'i Mahkeme Sicilleri ? Elm
| 20 — Halkevleri çalışmaları Ç . e GE
——————-—————-——-------------
—
Halkevi Neşriyat Komitesi tarafından çıkarılır.
Cümhurreisimiz Milli Şef İsmet İnönü
Sayı: 20 Şubat 1939
ULUDAĞ
— Bursa Halkevi. Dergisi
Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Reisicümkur
Atatürkün büyük kayıbının ertesi günü, 11 ikinci
teşrin 1938, saat 1l de yaptığı ilk celsede 348
reyle, ve mevcut azanın ittifakile İsmet İnönünü
Cümhurreisliğine seçti. Sayın İnönü, Meelisin, ogün
saat 12,10 da yaptığı ikinci celsede riyaset kür-
süsüne gelerek teşkilâtı esasiyedeki metni tek-
rarla yemin etmiş, ve şu nutku söylemişlerdir :
“ — Büyük Türk milletinin muhterem vekilleri;
Arkadaşlığınızla müftehir olan, şerefli vazifenizde kendi
nefsi için bahtiyarlık bulan bu arkadaşınıza devletin en
yüksek vazifesini tevdi etmek teveccühünü gösterdiniz.
Sizlere şimdiden çok samimi şükranımı takdim ederim.
Omuzlarımda hissettiğim ağır vazifeyi ifa ederken, tek
istinadım, büyük Türk milletinin itimadı, ve bunün, sizin
yardımınızla ve sizin dilinizden ifadesi olacektır.
Bu anda Atatürkün hatırası, teselli bulmaz acılarla dolu
olan kalbimizin aziz timsalidir. Atatürkün fevkalâde hizmet.
2 ULUDAĞ
lerini, bugünkü Türk Devletinin bünyesinde team ve temiz
eserler olarak tecessüm etmiş görüyoruz. Kadir bilen ve
büyük evlât yetiştiren milletimizin yüreğinde, Kemal Atatük
adı, sevgi ve hürmet içinde ebedi olarak yaşayacaktır.
Şükran ve tâzim hislerimi söylemeğe çalışan sözlerimin, sizin
muhabbet ve takdir duygularımızı da aksettirdiğine eminim.
Muhterem arkadaşlar; devlet ve milletimizin, insaniyet
ve medeniyetin asil hedeflerine doğru durmadan ilerleyip
yükseleceğine kat'i inancım vardır
Büyük ve kahraman bir milletin hizmetinde bulunuyoruz:
Türk vatanının bölünmez, hiçbir tecavüze tahammül etmez,
hiçbir zor karşısında milli haklarından vaz geçmez mahiyeti,
her zamandan ziyade taze ve canlıdır.
Türk milleti devlet kurmak, vatan kurmak kudretinde,
kendi cevherindeki kıymet ve faziletlere istinat eden yapıcı
bir millettir.
Sulh ve terakki yoluna bütün gayretlerini asil bir surette
vakfetmiş olan milletimiz mecbur olursa, kendisi ve şanlı
ordusu, geçmiş kahramanların hayranlığını celbedecek yeni
kahramanlarla dolu olan fedakâr göğsünü en parlak zafer-
lerle süslemeğe hazırdır.
Türk milletini az zamanda büyük bir medeniyet seviye-
sine yükseltmiş, Türk milletine en kısa yoldan temiz cemi-
yet hayatını, feyizli terakki yollarını açmış olen inkılâplar,
kalp ve vicdanımızın en aziz varlıklarıdır.
Arkadaşlarım;
Millet hizmetinde vazifelerin iyi ifa olunmasını emel
edinmek başlıca kaygımızdır.
Sükün, istikrar ve emniyet içinde çalışmaktan başka
arzusu olmayan milletimizi anarşiden ve cebirden uzak,
bütün vatandaşlar için müsavi bir emniyet havası içinde
bulundurmayı, Cümhuriyetin en kıymetli nimeti biliyoruz.
ULUDAĞ 3
Vatandaşlar arasında muhabbeti genişletmek, ve derin-
leştirmeyi, en şerefli vazife sayıyoruz.
Arkadaşlar;
Türk milletinin en feyizli hazinesi: Büyük Millet Mecli-
sidir.
Geçmişte büyük zorlukları yenmiş olan Türkiye Büyük
Millet Meclisi, gelecekte de büyük saadetlerin, zafer ve mu-
vaffakiyetlerin başlıca kaynağı olacaktır.
—au— —
Gümhurreisimizin millete beyannamesi
Reisicümhur İnönü, Büyük Ölüiçin Türk mil-
letinin gösterdiği yüksek heyecan ve hürmeti,
cenaze töreni günü akşamı aşağıdaki beyanatiyle
ifade etmiştir:
Büyük Türk milletine:
Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ih-
tiram kolları üstünde Ulu Atatürkün fâni vücudu istirahat
yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk Milleti.
nin onun için âşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı
göğsüdür.
Atatürk, tarihte uğradığımız en zâlim ve haksız ittiham
gününde meydana atılmış, Türk Milletinin mâsum ve haklı
olduğunu iddia ve ilân etmiştir. İlkönce ehemmiyeti kav.
ranmamış olan gür sesi, aslâ yıpranmayan bir kuvvetle
nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.
En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, öm-
rünü, yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezeli hiz-
ULUDAĞ 5
metlerini ve tarihe hakkettiği meziyetlerini ispat etmekle ge-
çirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine,
medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifele-
rine sarsılmaz itikadı vardı. « Ne mutlu Türküm diyene »
dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını
en manalı bir surette hülâsa etmişti.
Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiye-
tini, en kısa yoldan insanlığın en mütekâmil, ve en temiz
zihniyetlerile mücehhez modern bir devlet haline getirmek.
onun başlıca kaygusu olmuştu. Teşkilâtı esasiyemizde ve
bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde
bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan
lâik, milliyetçi, halkçı, inkılâpcı, devletçi Cümhuriyet, bize
bütün evsafile Atatürkün en kıymetli emanetidir.
Ufulündenberi Atatürkün aziz adı ve hatırası, bütün
halkımızın en candan duygularile sarılmıştır. Memleketimizin
her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz
samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın
beliğ misulidir. Türk milletinin Aziz Atatürke gösterdiği
sevgi ve saygı, onun niçin Atatürk gibi bir evlât yetiştire-
bilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.
Atatürke tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkı-
mıza, kalbimden gelen şükran duygularımı ifade etmeği,
ödenmesi lâzım bir borç saydım.
Milletler arasında kardeşçe bir insanlık hayatı, Atatürkün
en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümünün gördüğü
ihtiramı, insanlığın âtisi için ümit verici bir müjde olarak
selâmlarım. Bu sözlerim, yazılarile ve toprağımızda şövalye
askerleri ve mümtaz şahsiyetlerile yasımıza iştirak eden
büyük milletlere, Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.
6 ULUDAĞ
Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr, sadık hâdimi,
insanlık idealinin âşık ve mümtaz siması, eşsiz Kahraman
Atatürk!
Vatan sana minnettardır
Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletile beraber
senin huzurunda tazimle eğiliyoruz. Bütün hayatında bize
ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran,
sönmez meş'ale olarak, ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık
tutacaktır.
Reisicümhur
İsmet İnönü
İsmet İnönünün orduya taziyesi
Ankara, 18 (A.A.) — Reisicümhur İsmet İnönü ile Genel
Kurmay Başkanı mareşal Fevzi Çakmak arasında aşağıdaki
mektuplar teati olunmuştur: 15/11/938
Mareşal Fevzi Çakmak
Genel Kurmayın Sayın Başkanı
Atatürkün ebedi hayata intikalini, onun hazarda ve
seferde yakın arkadaşı olan size, ve onun zaferlere sevket-
tiği ve gözü gibi sevdiği şanlı ordusuna taziyet ederim.
Sevgili başbuğ Atatürkün hatırası karşısında acımız teselli
bulmaz derecede derin, ve duygularımız samimi şükran ve
tazimle meşbudur.
Emekli bir mensubu olmakla iftihar ettiğim Türk ordu-
sunun Başkumandanlığını temsil etmekle, yüksek vazife
hisleri içinde bulunuyorrm. Azimkâr ve tecrübeli kuman-
danlar, şefkatli ve fedakâr zabitler, ve Türk milletinin
hakiki özü olan kahreman erlerden ve cümlesi ehliyetli,
8 ULUDAĞ
vazife severlerden vücut bulan Türk ordusuna, asalet ve
heybetin timsali olarak, gurur ve güvenle bakıyorum. Türk
Ordusu, Cümhuriyetin ve vatan müdafsasırın yenilmez
âbidesi olarak gözlerimin önünden biran uzak bulunma-
yacaktır.
Sayın Mareşal, siz muzaffer kumandanlarla muharebe
meydanlarında geçirdiğim yakın arkadaşlığın hatıraları
zihnimde canlıdır.
Bu sözlerimi, ayni zamanda, kara, deniz ve hava ordu-
mıza selâm ve muhabbetimin, ve sizin yüksek sevk ve ida-
renize hâlis itimadımın ifadesi olarak kabül buyurmanızı
rica ederim, Reisicümhur
16/11/938 İsmet İnönü
——— 2. a
Cümhurreisimizin
Dünya Matbuat mümessillerine
beyanatı
Reisicümhur İNÖNÜ, Büyük Ölü için yabancı mem-
leketlerde gösterilen samimi teessürlere ait duyduk-
larını, cenaze töreni için Ankaraya gelen ecnebi
matbuat mümessillerine şu sözlerle bildirmişlerdir:
« — Son günlerde, bütün bir milletin Ebedi Şefinin ce-
nazesi önündeki müheyyiç kederine şahit oldunuz. Atatürk
aşkındaki bu birlik, Büyük Ölünün kurduğu rejimin remzi-
dir. Kemalizmin hususi vasfı devamlılığında mündemiçtir.
Türkiye, dahili siyasetinde olduğu gibi, harici siyasetin-
de de, hattı hareketini, olgun düşüncelerden ve bunun,
milletin menfaatlerine en uygun olduğu kanaatini getirdik-
ten sonra tanzim eylemiştir. İşte bunun için dünyanın en
salâhiyettar mümessilleri önünde hiç tereddüt etmeksizin
diyebilirm ki; Türkiyenin harici siyasetinde sulh dâvasına
sadıkane bağlılık, Kemalist Rejiminin birbirini takip eden
hükümetleri tarafından şimdiye kadar tatbik olunageldiği
şekilde anlaşma ve beraber çalışma zihniyeti, dostluklarına
ve ittifaklarına hulüs ve sadakat, ve sulhun muhafazası
emrinde gösterilen itinanın en büyük muvaffakiyet şansla-
10 ULUDAĞ
rile ihatasını mümkün kılan kuvvet seviyesinde kendisini
mütemadi tutmak kaygusu hâkim olmakta devam ede-
cektir.
Nizam ve terakki âmili olan Türkiye, gayretlerini, size
bildirdiğim bu prensipler yolunda sarfetmeğe devam eyle-
yecek, ve dünyada sulhu muhafaza maksadile kendisine her
müracaat vukuunda “mevcut,, cevabını vermekte kusur et-
meyecektir. Bununla beraber, bu yoldaki müsaraatının bu
asil dâvaya hiç bir zaaf sebebi olmaksızın samimiyetle bağ-
lılık gibi hakiki mânasında tezahür eylemesine itina ede-
cektir.
Hâdiseleri naklederken, Türkiyenin hakiki manzarasını
tam surette aksettirmeniz için sizlerden temsil eylemekte
olduğunuz memleketler efkârı umumiyesine, büyük yasımıza
bu derece dostane bir surette iştirâk eden bütün dünya
milletlerine karşı burada gördüğünüz kuvvetli minnettarlık
tezahürünü bildirmenizi, ve bu ağır kederinde son derece
tesellibahş bir dostlukla ihata edilmiş olan Türk milletinin
duygulu teşekküllerine ayrı ayrı herkes nezdinde terceman
olmanızı bilhassa rica ederim.»
——> — —
İsmet İnönünün göz yaşları
Abidin DAVER
Sergili Atanın mübarek na'şı Ankaraya vardığı za-
man, Cümhurreisimiz, tabutu taşıyan vagona giriyor; va-
gonun perdeleri indiriliyor. İsmet İnönü, Büyük Şefi ve
aziz Arkadaşile son defa beş dakika, başbaaşa, ylnız kalı-
yor. Cümhurreisimiz, trenden indiği zaman, gözleri yaşlıdır;
müteheyyiç ve elemli yüzü, yüreğini yakan keder ve mate-
min kitabesi olmuştur.
İsmet İnönünün, Ankara istasyonunda, Atatürkle yap-
yalnız ve başbaşa geçirdiği bu son beş dakikanın hazin
büyüklüğünü, ve büyük hüznürü duymıyacak bir ipsan yü-
reği tasavvur edilemez. 1919 mayısırda, Miralay İsmet
beyin evindeki görüşme ile başlıyan bir hayat ve memat
arkadaşlığının, bu samimi sahnesi yalnız Cümhurreis'miz
İsmet İnönünü değil; hepimizi, herkesi ağlatacak bir ve"
dalaşmadır.
12 ULUDAĞ
Oalar, yirmi sene birbirinin dostu, birbirinin silâh ar-
kadaşı, birbirinin mütemmimi oldular.
Her zaman birbirlerine yardım ettiler; en karanlık ve
ümitsiz gecelerde birbirine ümit ve ışık verdiler; en kor-
kunç tehlikeleri karşılamak için elele verdiler; milleti kur-
tarmanın çarelerini düşünürken başbaşa verdiler; talih
yardımını kıskandığı zaman birbirlerine teselli verdiler;
birbirlerine destek oldular.
Müdafaa ve taarruz plânlarını beraber hazırladılar;
yanyana dövüştüler; yanyana muzaffer oldular; yanyana
zevk ve heyecan duydular.
Evvelki yaz, Trakya manevralarında ikisinin kudretli
başını, yere yatmış bir Mehmetciğin başı ucunda yanyana
gördüğüm zaman, Sakaryada da, Kocatepede de, Dumlu.
pınarda da böyle beraber olduklarını hatırlamıştım.
Harp gibi sulhu da beraber yaptılar; sulh gibi inkılâkı
da beraber yaptılar; ateş karşısında beraber oldukları
gibi yeni devleti kurarken de beraberdiler; Allah, onları
beraber çalışmak için yaratmıştı. Talih, onları ayni yolun
yolcusu yapmıştı; mukadderat, onları Türklüğe beraber
hizmet etsinler diye tanıştırmış, yanyana getirmişti. Millet
yolunda, ayni ülküye doğru beraber yürüdüler; Türkiyenin
kurtuluş ve inkılâp tarihine adları beraber ve yanyana
yazıldı.
Onları, yıllarca, her yerde ve her zaman, yanyana ve
başbaşa gördük: Biri yaratıyor, öteki büyütüyordu; biri
başardıkça öteki tekrar yaratıyordu.
İsmet İnönü, Ankara istasyonunda, perdeleri inik va-
gonun matemli loşluğu içinde, Onun tabutuna kapanıp
aziz na'şı üstünde ağlarken şüphesiz yirmi yıldır, hep bera-
ber geçen günlerin bütün acı ve tatlı hatıralarını anmıştır.
Bu ayrılık yaşlarının manası nekadar büyüktür; bu göz
yaşlarında bütün bir tarih mündemiçtir.
ULUDAĞ 13
İsmet İnönünün Büyük Atanın huzurunda ağ'arken
Onun eserini devam ettireceğine and içtiğine de şüphe
yoktur. Büyük adamların, büyük anlarda döktükleri göz
yaşları, yalnız teessür ve heyecan ifade etmekle kalmaz.
Bu gözyaşları, maziye ait bir hicrandan ziyade istikbale
ait bir ahdü peymanın tezahürüdürler.
Bu loş vagonun uhrevi havası içinde iki baş arasında
manevi bir dille şöyle bir konuşma olduğuna iyman ede-
biliriz:
— İsmet, daima seninle beraberim; sana muzahirim;
hak yolunda, inkılâp yolunda, yükselme yolunda, zafer
yolunda, eskisi gibi kuvvetle yürü
— Alam, daima senden, senin ruhundan ilham ala-
rak, senin yardımına güvenerek, senin yolunda, bizim
yolumuzda eskisi gibi kuvvetle yürüyeceğime and içi-
yorum.
Faniler ayrıldılar, amma ebediler beraberdir. Vücutleri
ayrıldı amma, ruhları gene beraber, gene yanyana, gene
başbaşadır. Bu iki baş, bu iki isim, daima yanyana kala-
cak; Türk zaferinin, Türk inkılâbının ve tarihe yeni doğan
Türklüğün ölmez sembolü olacaktır.
—> ——
Orhon kitabelerinden
A.U. ELÖVE
IN 1,58
NEpE EÇ
R—csAaXr
A a
Er
IN s3 1,7
#zz >
A AE
Az
ULUDAĞ 15
d a emi GE. b bAAM Yö SA 15
Li ah v r>m)>23 ErAiM.*a 135
tAYYA
o
VR > Miki *>d43 v4,
BiRi. dh Apir.>r.ı WEpk
ERSEK YA BIRKTRE:EAPR: İZ
hYPA »Mber$ Pupa YANG PeJP m
ba /e 4 Aİ > AR: ekE€rE
9 #ELE)AM>$ AM Şer: 34
a İD e lr
Orhon kitabelerinden :
Güney yanı
(151) Tengri teg, teng-
ride bolmış Türk bilge ka-
gan bu ödke olurdum Sabı-
min tüketi esid gil; ulayu in
yegünim oglanım; biriki ogu-
şım, budunım; biriye şad apıt
begler, yırayu turkut buyu
ruk begler; Otuz Tatar. . -
.(1S2) Tokuz oguz
begleri, budunı! bu sabımın
edgüti esid, katıgdı tıngla:
ligerü kün tegsıka, birgerü
kün Oortusıngaru , kurıgaru
kün batsıkınga, yırgaru tün
ortusıngaru, anda içreki bu-
dun, kop manga körur ança
budun (1 S3) kop itdim Ol
amıtı, ayıg, yok Türk kagan
Ötüken Yış olursar ilte bung
yok. İlgerü Şantung yazıka
tegi süledim, taluyka kiçik,
tegmedim; obirgerü o Tokuz
Ersin'ke tegi süledim; Tüpüt
ke kiçik, tegmedim; kurıgaru
Yinçü ögüz (154) keçe,
Temür Kapıg' ka tegi süledim;
yırgaru yir bayıruku yiringe
tegi süledim. Bunça yirke
tegi yortdım, Ötüken Yışda
yig idi yok ermiş, il tutsık
yir, Ötüken Yış ermiş!. Bu
yirde olurıp Tabgaç budun
birle (1 S 5) tüzültim. Altun,
kümüş, isigti, kutay, bungsız
16 ULUDAĞ
ança birür Tabgac budun sabı
süçig, agısı yımşak ermiş: Sü.
çig sabın, yımşak agın arıp,
ırak budunıg ança yogutır er
mis. Yagru kondukta kisre
ayıg, bilig anda öyür ermis.
(1S6)Edgü bilge kisig, edgü alp
kisig yorıtmaz ermis. Bir
kisi yangılsar, oguşı, budunı
bisükinge tegi kıdmaz ermiş.
Süçig sabınga, yımşak agı-
sınga arturıp, öküş Türk
budun öltiğ. Türk budun
ülesiking, biriye Çogay Yış
tügültin. (157) Yazı kona-
yın tiser, Türk budun ülesi-
kig anda ayıg kisi, ança
boşgurur ermis. Irak erser,
yablak agı birür; yaguk er.
ser, edgü agı birür tip ança
boşgurur ermis. Bilig bilmez
kisi ol sabıg alıp, yagru
barıp; öküş kişi öltig. (1 S8)
Ol yirgerü barsar, Türk bu-
dun ölteçi sen; Ötüken yir
olurıp, arkış tirkeş ısar, neng
bung og yok Ötüken Yış
olursar, benggü il tuta olur.
taçı sen. Türk budun tokra-
kıka sen; bir açsar todsar
umaz sen, bir todsar açsar
umaz sen. Andagıngın (1S 9)
öçün igedmiş kaganıngın sâ-
bın almatın yir sayu bardıg,
kop anda alkındıg, arıltıg.
Anda kalmışı yir sayu, kop
turu ölü yorıyur ertig. Tengri
yarlıkadukın öçün; uzm,
kutım bar öçün kagan olur-
tım. Kagan olurıp (1510)
yok, çıgay budunıg kop ko-
burtdım; çıgay budun'g bay
kıldım, az budunıg öküş kıl
dım, Azu, bu sabımda igid
bargu Türk begler, budun,
bunı esiding: Türk budunıg
tirip , il tutsıkıngın bun-
da urtım; yangılıp ülesi-
kingin yime (1511) bunda
urtım. Neng neng sabım er.
taşka urtım;
angar körü biling, Türk
amıtı budun, begler; bödke
körügme begler, igü yangıl-
Menbx«..,...
Tabga » ç kaganda bedizçi
ser, benggü
daçı siz.
kelürtim, bediztim , mening
sabımın sımadı; (1 S 12) Tab.
gaç kaganıng içreki bedizçig
ıttı. Angar adınçıg bark
yaratturtım ; için, taşın adın-
çıg bediz urturtım; taş to.
kıtdım , köngülteki sabımın
u«<... . unuk oglıng» ga,
ULUDAĞ 17
tutınga tegi bunı körü biling.
Benggü taş (1S 13) tokıtdım,
bundag erser, ança takı erig
yirte irser, ança erig yirte
benggü taş tokıtdım, bitid
im. Anı körip ança biling;
oltaş. .. . dim. Bubitig
bitigme atısı Yolıg tigin.
Kuzey yanı
(1N10) Kül tigin yok er-
ser, kop ölteçi ertigiz İnim
Kül tigin kürgek boldı Özim
sakındım; körür közim kör-
mez teg, bilir biligim bilmez
teg boldı.
Öd tengri yasar :
Özim sakındım.
kisi oglu
kop öligli törimis. (ıN11)
Ança sakındım, közde yaş
kelser; tında, köngülte sıgıt
kelser. o Yandru
katıgdı sakındım: iki şad,
sakındım,
ulayu in yigünim. oglanım,
beglerim, budunım közi kaşı
yablak boltaçı tip sakındım.
Yogçı, sıgıtçı, Kıtay tat abı
budun, başlayu (1N12) Udar
Sengün kelti. Tabgaç kagan-
da Isiyü Likeng kelti, bir tü-
men agı, altun, kümüş, ker-
geksiz kelürti. Tüpüt kagan-
da bölün kelti. Kurıya kün
batsıkdakı Sogud böriçik er,
Bukarak ulıs budunda neng
sengün ogul Tarkan kelti.
(1N13) Unuk oglm Türges
kaganda mangırçı, tamgaçı,
Oguz bilge tamgaçı kelti.
Kırkız kaganda tarduş, ınan-
çu, çor kelti. Bark itgüçi, be-
diz yaratıgma, bitig taş it.
güçi Tabgaç kagan çıkanı
Çang sengün kelti.
Kuzey dogu yanı
(INE) Kül tigin koy yıl.
ka yiti yigirmike uçdı ; to-
kuzınç ay yiti otuzka yog
Parkın, bedizin,
bitig taşın biçin yılka, yitinç
ertürtimiz
ay yiti otuzka kop alkadımız.
Kül tigin öz, kırk artukı yiti
yaşıg boltı, bulıtka taşıkdı .
..... bunça bedizçig,
veliyi iltüb.er kelürti
18 ULUDAĞ
Batı yatı
“Thomsen,, in okuyuşuna göre:
(AW1) Kur. dar. ug.. örti
inim Kül tigin
isig küçig birtük
n Türk
bilge kagan anuk. ka inim
Kül tiginig közedü olurt - -
(UW2) Inançu apa yargan
tarkan atıg... rt m.i - -
Batı yanı
Yine kitabe metinlerinden bizim okuyuşumuz :
(W1) Imançu apa, yaru
gan turukan atıg yügürt,
minglüg törüt .............
(1W2) Kurı danlug dörüti,
in emikin isigin imitlig il tö-
rüsinge isig küçig birtük
öçün, Türk bilge kagan anu-
kınga inim Kül tiginig közedü
Olur ağ eilke
Ötüke nyış'tan bir ses;
Ata'nın sesi.
Atatürk aramızdan ayrılalı çok
olmadı. Gittiğinin acısı onu bilen,
onu duyan gönüllerde onulmaz
bir yara gibi kanayor. Onun canlı
hatırası, sevdiklerinin yüreğine
bırakılmış en kıymetli emanettir.
Ben bu hatıralar arasında onun
« Gençliğe hitabe ” si üzerinde
Onun
çok defalar durdum.
kalplerin ( derinliklerine (o inen
gür sesi, millet ve vatan için,
onların istiklâli için şahlanan Türk
kahramanlığının yüksek ifadesi
halinde ruhumda akisler yapıyor.
Atatürk bu hitabesinde Türk
varlığının, Türk istiklâlinin biricik
temeli olan Cümhuriyeti en bü-
yük bir hazine diye tavsif ettik-
tın sonra, bunun muhafazası uğ-
runda icab ederse imkân ve şe-
raitin fevkine çıkılarak ilâhi bir
cehd ile çalışmak ve çarpışmak
lâzım geldiğini Türk gençliğinin
en birinci vazifesi diye gösteri-
yor. Onun hu sözleri, ilkin ken-
disinin en yüksek misalini verdiği
ULUDAĞ 19
milli feragat, asalet, kiyaset ve
kahramanlığın temellerine — da-
yanır.
O, imkân ve şeraitin çok na-
müsait bir mahiyette göründüğü
sıralarda, bir sıyanet meleği gibi
sevgili milletinin başına geçmiş,
ana vatanın, yaralı ve makhur,
içinde ümitsiz çırpındığı felâketli,
karanlık günleri ; Onun dış-
tan, içden uğradığı hakaret ve
hıyanetleri; o zamanki en büyük
iktidar sahiplerinin dış düşman-
larla el ele vererek onu hasis
menfaatleri ve alçak emelleri uğ-
ruga nasıl bir pula satmak iste-
diklerini; milletin, silâhsiz, alda-
tılmış, mazlum, fakir ve avare
milletin acıklı vaziyetini en veciz
ve müstesna bir kalem darbasile
tasvir ediyor. Ve istikbalde dahi
sevgili milletinin başına böyle
umulmadık felâketler gelmek ih-
timali, onun asil ve kahraman
ruhunda, ölümünden sonra da kab-
rinde kemiklerini sarsacak en
büyük bir azab ve kaygu oldu-
gunu sezdiren bir üzgünlükle,
fakat kendisine yüksek ilham ve
heyecanlar veren Türk ruhunun
kalbine bıraktığı derin; bir imanın
tesellisile söylüyor. Öyle anlarda
genç nesillerin de, kendisinin yap-
tığı gibi, gözünü hiç bir şeyden
kırpmadan, bin bir tehlike, bin
bir belâ, bin bir müşkilât ve ak-
silik tufanı içinde kayıtsız, şart-
sız yüzerek vatanı her ne baha-
sına olursa olsun kurtarmalarını
tavsiye ediyor; en sonunda da
bütün bunları yapmak için lâzım
gelen kudretin, Türk damarların-
daki asil kanda var olduğunu
söylüyor
Türk damarlarındaki asil kan,
evet, Türkün asil kanı, Atatürkün
kanı ve ruhu bunu böyle istiyor,
Atanın bu sesi, Türklüğün ta
kendisidir.
Bu ses uzun Türk tarihinden
yükselen kahramanlıklarla dolu
bir sestir. Asıl Türk ruhunun ifa-
desidir. Bundan bin iki yüz yıl
evvel ,, Ötüken yış” da taşlara
kazılan şu hitabeye bakınız. O
da ayni emellerle dolu, ayni en-
dişe ile çırpınıyor ve bağırıyor:
Güney yanı
(4S1) Tanrı gibi, Tanrıdan ok
muş Türk (ün) hakim hanı (ben),
bu zamanda makama geçtim. Hi-
tabemi tamamile işit, sirasile: en
üstün (gelenler) im, oğlanım ön-
ce aşiretim, milletim ; beride şad
20 ULUDAĞ
apıtbeğler; uzakta güzideller),amir
( memur )beyler , otuztatar......
ss (182) Dokuz oğuz beyleri,
milleti ! bu hitabemi eyice işit,
kuvvetlice dinle: ileride gün do-
ğusuna, beride gün ortasına, ge-
ride gün batısına, uzakta gece
ortasına doğru ( sınırlanan yor-
lerdeki ), ora (lar ) dan içerideki
millet (leri), hep bana bakar (o-
lan ) e kadar milleti (153 ) hep
eyileştirdim. O vakarlı, uyanık,
yüce Türk hanlı) mazi yokuşlun-
da) otur(ur)sa, ülkede sıkıntı yok.
İleriye Şantung ovasına değin
sefer ettim, denize geç kalmış
(olarak) değmedim; beriye Dokuz
ersin'e değin sefer ettim, Tibet'e
geç kalmış (olarak) değmedim. Ge-
ride İnci ırmağ (ını) (154) geçerek
Demir kapı'ya değin sefer ettim;
uzakta yer ayrılığı yerine değin
sefer ettim; bukadar yerlere de-
ğin at koşturdum , ( anladımki )
mazi yokuş (un) dan eyi memle-
ket yok imiş, ülke tutacak yer,
mazi yokuş (u) imiş. Bu yerde
oturup, Çin millet (i) ile (155) (a-
rayı) düzelttim. Altın(ı), gümüş
(ü), bahart (1), mubarek turuncu
atlas (1 ) zahmetsiz (ce) o kadar
verir (olan) Çin millet (inin) sö-
zü tatlı,
tatlı sözle, yumuşak mata'la iğ-
fal edip, uzak milleti öylece yak-
mataı yumuşak imiş;
laştırır o imiş. Oo Yakına Okoh-
duktan sonra uyanıklık, şuur o-
rada söner imiş. (156) Eyi (bir)
âlim kişiyi, eyi (bir) kahraman
kişiyi yörütmez imiş. Bir kişi ye-
nılsa, aşireti, milleti beşik (deki
çocuğ) inedeğin geri gelmez i-
miş. Tatlı sözüne, yumuşak me-
tana (tama'la) azgınlaşarak, çok
Türk milleti öldü. Türk millet(i)!
bölüşüklüğün (ile) beride Çogay
yokuş (una) düğümlendin. (157)
Ovaya konayım dese, Türk millet
(inin) bölüşüklük (ür) ü (görerek),
orada uyanık kişi (yi) öylece başı
boş bırakır imiş; uzak ise kem mata
verir, yakın ise eyi mata verir
deyip öylece serbest bırakır imiş.
İrfan bilmez kişi (ler) o haberi a-
lp yakına varınca çok kimse (ler)
öldü. (158) O yere varınca ( ey )
Türk millet (i) öleceksin,
yer (inde) oturup kârvan, kâfile
gönderince, her hangi bir sıkıntı
bile yok (olan) mazi yokuş (unda)
oturunca, ebedi ülke tutarak du-
mazi
racaksın; (eyi Türk millet (i), da-
ha doymuş olacaksın. ( Sen ) bir
aç gözlülyü)tok gözlü (yapmaga)
muktedir değilsin ; bir tok gözlü
(yüde) aç gözlü (yapmağa) muk-
tedir değilsin. Öyle ( olanlar ) ın
(159) için muhalefet etmiş (olan)
hanının reyini almadan , (onlar)
yer sayıklayarak vardı (lar) , hep
orada harab oldu (lar), yoruldu
ULUDAĞ 21
(lar). Orada kalmış (olanlar) 1,
yer sayıklamakla hep zayıflaya-
rak, ölerek yörüyor (gidiyorlar)dı.
Tanrı ferman buyurduğu için,
aklım (maharetim),, taliim var
(olduğu ) için han ( olarak) ma-
kama geçtim. Han (olarak) otu-
runca (1510) fakir, yoksul milleti
hep ayağa diktim; yoksul milleti
zengin kıldım; az ( kişili ) milleti
çok ( kişili ) kıldım. Şu halde bu
hitabemde, edep ve terbiye gi-
diş (li) Türk beyler (i), millet (i),
bunu işidin: Türk millet(in)i der-
lediğimi, (senin) ülke tuttuğunu
buraya urdum (kazıdım): yanılıp
bölüşüklüğünü hem (1511) buraya
kazıdım. Her ne tebliğim ise ebe-
di taşa kazıdım. Ona bakarak
bilin (ey) Türk vekarlı millet (i) ,
beyleri); ve ( siz ey ) bu zamanı
gören beyler, muhalefet ederek
yanılırsınız. Ben ,. .. . . . .Çin,
hanından (ressam ,
nakkaş, heykeltıraş ) getirttim,
tasvirci
nakş ettirdim; (0) benim sözümü
kırmadı, ( 1512 ) Çin han (ın)a
mensub (saray) içindeki nakkaştı)
gönderdi. Ona | abideye ) ayrıca
mesken yaptırdım; içini, dışını
ayrıca nakışlattım ; taş işlettim.
Gönüldeki söz(ler)ümüo.......
u sevgili ogul ,, (ların) a / 1513 )
kerimetleri) ne değin bunu görüp
bilin (diye ) ebedi taş işlettim..
« Böyle olunca, ( ve kendisi )
o kadar da yüksek iktidar mevki-
ine irişmiş bulununca, ( ben de )
ona yakışır yüksek yerde ebedi
taş işlettim, yazdım. Onu görüp
öylece bilin: otaş ........ dim.
Bu yazı (yı) yazan, lalası Yo-
luğ Tigin »
Bilge hanın talii, Atatürkün
karşılaştığı müthiş şeraitten daha
çok ehvendir. Kaldıki o, kahra-
man kardeşi Gül tekinin, kolun-
dan tutup Türk milletinin başına
geçirdiği bir hükümdardı. Asıl
rol, büyük rol Gül tekindedir. Hü-
kümdarının, ağabeyinin kendisine
yine birakmak istediği saltanatı
istemeyen, yalnız Türk milletini
yaşatmak ve yükseltmek için ma-
nialarla çarpışmayı zevk edinen
ve bu uğurda ona daima el ayak
olan odur.
Atatürk, karşısında Bilge han
gibi ruhan eyi bir insan, şefkatli
bir kardeş yerine, o mevkide ken-
disine her cihetten yüz çeviren,
onun ölümünü isteyen, ona yar
olmadıktan başka, ona ve milleti-
ne karşı düşmanlarla el birliği
eden namus ve haysiyet düşkünü,
iğrenç ruhlu son bir hanedan mü-
messiline rastladı.
Bununla beraber o, her şeye
rağmen milletinin başında,vatanın
muazzez ruhu gibi yükseldi. Onu
kolundan tuttu, korudu ve kal-
22 ULUDAĞ
dırdı, Onun Bilge hanı, onun mane-
vi kardaşi, yin: Türk milletinin
kendi gibi ayni ruhta doğurduğu
aziz ve müdebbir bir evlâdı, asil bir
kahramanı, İnönü oldu.
Bilge hanın, ömrü çok vefa
etmeyen; sevgili kardeşi GüLtekiii
için söylediği şu samimi sözlere, o
zamanki Türkcemizin duru güzel-
liğini aks ettiren şu elemli ve
iniltili sözlere bakınız :
Kuzey yanı
(1N10)Gül tekin yok olsa(ydı),
hep ölücü idiler. Küçük kardeşim
Gül tekin gürlemiş oldu, kendim
(ce) düşündüm: Görür gözüm gör-
mez gibi, bilir şuurum bilmez gi
bi oldu. Kendim (ce) düşündüm,
Zaman (IN11) tanrısı hükm edi-
yor: kişi oğlu hep ölmek üzere
var olmuş. O kadar düşündüm (ki)
gözlümle yaşllar)gelecek,ruhfum)a
gönllüm)e ağlamallar)gelecek (idi).
Yine düşündüm, kuvvetli (ce) dü-
şündüm : iki şad (ve) sırasile en
üstün (gelenler) üm (in': oğlanım
(şehzadem), beylerim, milletimlin)
gözü, kaşı kötüleşmiş olacak (dı)
deyip düşündüm. (1N12 matem-
ci (cenazeye iştirak eden-ler), ağ-
layıcı (lar), Hatay (ın) yabancı,
ucra millet (eri), başlarında U dar
Çin han (ın) dan
İsyiü Likeng geldi, bir tümen
sengün geldi .
atlas, altın, gümüş, zinet eşyası
getirdi. Tibet han (ın) dan he-
diyeller) geldi. Geride gün batı-
sındaki Sogudlun) kurd gibi er
(leri), Buhara halk(ı) millet (in)
den Neng Sengün oğl (u) Tarkan
geldi. (IN13) Sevgili oğlum Tür-
ges handan mangırcı (parabasan),
damgacı ( mühürdar ) , Oğuz ('n)
âlim damgacılsı) geldi. Kırgız han
(ın)dan tartıcı(veznedar-lar),mute-
metller), hanende (ilâhiciler) geldi.
Mesken yapıcı, tasvir (resim,
nakış, heykel) imal edici, yazı
taşlı) yapıcı Çin hanlının) yegeni
Çang Senyün geldi.
Batı yanı
(İNE) Gül tekin koyun yıl
(n) da yedi yirmide uçtu. Do-
kuzuncu aylın) yedi otuzlın)a ma-
tem erdirdik. Bark ( türbe) ını,
tasvirini, kitâbe taşını maymun
yıl (n) da yedinci ay (ın) yedi o-
tuz (un) da hep alkışladık (küşad
resmini yaptık ). Gül tekin (in )
ruhfu) kırk artığı yedi (de) gizle-
nik oldu, buluta çıklı...... ....,
ULUDAĞ
Bunca tasvirci ( nakkaş, ressam,
heykeltraş (0) duygulu (anlayışlı )
eşraf getirtti.
( Kendi okuyuşumuza göre : |
(1W1) (Ey) inanılan baba , (onun)
parıldayan,
olan), adı(nı)yörüt, binlerle (ebedi
İL öle MM ar;
. (W2) Mertebesi harikalı (olarak)
yaratılan, geniş (bir) arzu ve ha-
raretle hiç düşünn.eden ülke (sinin)
ürf ve âdetlerine (tarih'ne ) işi (ni)
gücülnü) verdik (i) için, Türk (ün)
hakim hakanı huzurunda küçük
kardeşim Gül tekini gözetip mev-
b ği 2 er
durulaşan ( — sabit
Uununla beraber, Bilge hanın
sesinde kardeşi için inleyen me-
tem, bu gün Atatürk için mille-
tin duyduğu derin matem yanın-
da az kalır. Atatürkün « gençli-
ğe h'tabe » sinde kütün Türk ta-
Kutlug hanın oğlu Gül tekin,
amcasının vefatından sonra eski
ordusunu toplayarak büyük kar-
deşi Bilge hanı tahta geçirdi. Bu
hanın ordu arasında adı, küçük
Şad ( pit kia khohan (11 Küçük
han ) idi. Hilkaten insaniyekâr
ve kardeş muhabbetile dolu idi.
Saltanata ermiş olması, ancak
kardeşi Gül tekinin liyakat ve
23
rihinin tekâsüf etmiş kırgın emel-
leri. Türklüğün gördüğü, geçir-
diği badirelerin, uğradığı haksız
talihsizliklerin ıztırabı , belli edil-
meyen asil bir acılığı var. Onun
sesinde Türk tarihinin ruhu var,
şehametler, asaletlerle dolu yük-
sek bir ruhun akisleri var. Ben
bunda o ruhu dinleyorum
Atatürk, büyük Türk tarihinin
sonsuz ummanı içine daha dün
katılan canlı vefeveranlı bir kay-
bir
denizinin
naktı, feyizli | ve heyecanlı
Türklük
müselsel nesillerini
çağlayandı.
örecek olan
kuvvetli ve yüksek dalgalar üze-
rinde onun gür sesi, yine ve ebe-
diyen çağlayacak; o dalgalar ü-
zerinde köpüklenen onun mavi ba-
kışları, bize bu günlerimiz ve ya-
rınlarımız için ve her zaman ışık
tutacaktır.
meziyeti sayesinde idi; hattâ ken-
disi saltanatı her ne olersa olsun
ona bırakmak istediği halde, o
bunu katiyen istememiş, o za-
man han ona (Tso - hun - wang)2)
sol hakim pirensi ) unvanını
ve münhasıran ordunun kuman-
danlığını vermişti.
Bilge han saltanat işleri için
müşavere etmek üzere Tun - yo”
24 ULUDAĞ
kukf3ju davet etmişti. Bu zat
yetmiş yaşında bir ihtiyar olup,
her kese saygı ile karışık bir
korku, bir heybet veriyordu. Han
Çine hücum etmek istedi. Fakat
o, Çinin cesur bir hükümdarı ol-
duğunu, Çinlilerin uzun müddet-
ten beri derin bir sulh içinde mü-
reffeh yaşadığını, Türklerin ise
uzun savaşlardan yorularak din-
lenmeğe muhtaç bulunduklarını
ve esasen kendi ordularının yeni
devşirilmiş askerlerden müteşek-
kil olduğunu göz önüne koyarak
bundan vaz geçirtti.
Bilge han oturduğu şehri sür-
larla çevirmek ve otada Buda ve
Lao - tseu namına ibadethaneler
kurmak istiyordu. Tunyokuk o-
na dedi ki :“bütün Tunyokuklar bir
araya gelse Thanglara kafa tuta-
mazlar. Onların harb edecek hal-
de olanları - ki sayıları yüzde
birdir - su ve otlak ararlar, av-
cılık ederler. Sabit bir durakları
yok, harp idmanı yaparlar. Bun-
lar kendilerini kuvvetli bulunca
ileriye giderler, zaif görünce ka-
çıp saklanırlar. Bu suretle Çin-
lilere çok asker lüzumsuz gelir.
Siz sürlarla çevrilmiş bir şehirde
yerleşirseniz ve bir kere de onlara
yenilirseniz ellerine düşmekten
kurtulamazsınız Buda ve Lao-
tseu'ye gelince: onlar insanlara
gevşekliği ve boyun eğmeyi öğ-
retirler, bunlar ise cenk erlerinin
öğreneceği şeyler değildir. »
Bilge han bu projeyi tasvip
ederek hemen sulh yapmak üze-
re Çine bir elçi gönderdi (718).
Fakat İmparator onur bu arzusunu
red ile beraber ona karşı hücum
emrini verdi. Çin Generalı Wang
- tsun tsun (720) baharında or-
dusunu toplamakla beraber, bir
taraftanda Pa-sı-mı ve Khı-tan-
lara başka başka yollardan gide-
rek Bilge hanın ordusuna baskın
yapmalarını ve kendisini yaka-
lamalarını emretti. Bilge han
bundan ürktü. Fakat tonyokuk
onu temin ileberaber akıl öğret-
ti, ve onun dediği gibi yapıldı.
Pasımılar ansızın baskına uğra-
tıldı, Sonra Bilge han Çine girip
düşman ordusunu tamamile mağ-
lüb etti. Bundan sonra Tukyu'lar
çok kuvvetlendiler.
(731) de Gül tekin öldü. Çir
imparatoru Kin-kinn veya Tsian
-kinn unvanlı yüksek bir memu-
runa ( İmparator saraydan çık-
tığı zaman melhuz tehlikelere
karşı elinde kin-Wou adlı iki ucu
yaldızlı bakırdan bir değnek ol
duğu halde onun önünce giden. )
kendi mübrünü havi bir hattı ha-
milen büyük hana taziyetlerini
bildirmesini emretti. Ona bir ni-
şan taşı üzerinde bir kitâbe hâk
ULUDAĞ 25
etmesini, müteveffa için bir hey-
kel dikmesini, bir bark ( ecdad
salonu, türbe ) yapmasını emretti.
Dört duvarı üzerinde muharebe
resimleri yapılmasını, altı yüksek
sanatkârın bu işle meşgul olarak
bunları bu memlekette o vakta
kadar hiç görülmemiş bir sarette
tıpkı tıpkına ve tam benzer bir
şekilde, hanın görüp te heyecana
gelebileceği bir mükemmeliyette
yapmalarını istedi. (734) de Bilge
handa zehirlenerek öldürüldü.
İmparator onada hanedanın baş
kâhyasını gönderdi. Ona da büyük
matem gösterdi, taziyetler ettir-
di , takdimeler Ona
da bark yaptırdı. Nişan taşı için
bir kitâbe kaleme alması husu-
suna Li - biong adlı
sundurdu.
tarihçisini
memur etti.
Sonra halkın umumi isteğile
Bilge hanın oğlu İyen han oldu.
Fakat saltanatın sekizinci yılında
oda öldü. Memlekette karışıklık-
lar çıktı. Nihayet (745) de Uygur
Türkleri gelip bütün Tukyu ül-
kesini zaptederek son hanlarını
da öldürdüler.
“Inseriptions de VOrkhon,, dan
Li) Pit kin—lekçemizde nâdiren pit-
ka suretinde ve küçücük manasında
kullanılır,
Pit: (çö), yavru, bala manasında
“büte,,sözünde; lehçemizde bodur, bıdık
sözlerinde, Divan lugat-üt-türkte 1.315,
14.105, LI 15, 44, 67, butik ( Kâşgarda
küçük “tulum,,) sözünde, Il. 164 butuk
1.103, 11,274 batu (deve sıpası, köşek
“yani küçük,,) sözlerinde de görülüyor.
Yine Tehçemizde küçük ve dar yol
için kullandığımız “ paleka , sözü
bu“pit kia, ile çok yakından ilgili gö-
rünüyor. Nihayet lehçemizde bit—kü-
çük böcek, Son“kia,parçası, eski Türk-
çede tasgir lâhikasınınkalın şeklidir,
incesi kiye dir; bunların kine, kına şekil-
leri de var: Gakine( kak, kine—kadid-
cik), kaknem (kak, kinem—kadidelğim).
(2) Türkçe olmak lâzım gelen bu
söz yokungan ( y .ç değişimile ) mü-
teali, kendi kendine yükselmiş, mana-
sını okşayor: Divan yokmak 1.269—yu-
karı yükselmek
(3) Tun-yokuk divan: tun 1l,100
itmi'nan, kalp huzuru; yokuk : divan
yokmak 1,269 yükselmekten ; mürekkep
görülen bu iki söz mütemmimli sıfat
halinde bu şahsın vasfı ve unvanı olmak
gerek : itminani , kalbinin huzuru
yüksek ( şahs)
— orersi aaa ——
İNKILAPÇILIK
İnkılabın tutuşturduğu al-
tı meşale, ruhlarımızda bütün
hıziyle yanıyor.
Onlar, gelişi güzel birdü-
şünüşten, rastgele bir keyf
ve hevesden, kitaplarda ya-
zılı cansız teorilerden değil,
doğrudan doğruya Türk ca-
miası içinde ve ana yurdu-
muzun bağrında beliren s0s-
yal ve tarihi hadiselerden
doğmuştur. Ulus organize
oldukça, ileri hamlelerini ol-
gunlaştırdıkça bu Altıok da-
ima sosyetenin kılavuzluğunu
yapan ebedi birer ideal ola-
rak kalacaktır. Çünkü onlar
NAMDAR R. KARATAY
sosyal bir realitenin mahsulü
ve sosyolojik odetermizmin
canlı birer ifadesidir.
(Altıok ) ssmboliyle gös-
terilen bu prensipler, milli
varlığımızın dinamik seyri
için zaruri olan şartlardır.
Daha başka türlü düşün-
ceye yer verilirse denilebilir
ki bu Altı ışık, tek bir realite
halinde duyulan varlığımızın
şuurudur ki , tıpkı güneşin
tayfları gibi , milli vicdanın
pürüzmasından süzülerek ay-
rı ayrı ışıklar halinde ken-
dini gösterir, veyahut bir o-
büsün ağzından çıkar çıkmaz
ULUDAĞ 27
patlıyarak kollara ayrılan
şarapneller gibi, tek bir mil-
li hayat kaynağından fışkı-
rıp çıkan varlığımızın ileriye
İ atılırken aldığı istikametler,
hedeflerdir.
Halkçılık , Cümhuriyetçi-
lik, Devletçilik, Milliyetçilik,
Lâyiklik.. Bunlar bir birini
tamamlayan mefhumlar, da-
ha doğrusu realitelerdir. Bun-
lardan biri inkâr edilince,
diğerlerinin teşkil ettiği kül,
sakat bir uzviyet gibi eksik-
leşir, ve başka hiç bir yama
bu tabii birliği tamamlaya-
maz.
Zoraki, yapmacık bir te-
şekkül olarak değil, tarihi
ve sosyal vakıaların zaruri
seyrinden doğmuş ideolojik
bir sentez olan bu beş Oka
diğer bir altıncısı ilâve edil-
: meyecek olursa bu mecmua
* bütün tamamlığına rağmen
' hareketsiz ve sitatik bir hal-
de kalacaktır.
İnkılâpçılık !
İnkılapçılık, bu realiteler
sentezinin yürümesi, gelişme-
" si, ilerlemesi demektir.
İnkılâpçılık, beş okun di-
namizmi demektir.
Ferdi veya sosyal enerji-
nin gerginliği nisbetinde ileri
atılma hamleside şiddetli
olur; bu enerji akımı gev-
şerse o zaman mütereddit ,
kararsız, sürüklenen bir pi-
sikolojik hal hâsıl olur.
Böyle durgun bir batak-
lık haline gelmiş olan Türk
sosyetesi, inkılâbın şiddetli
bir dönemecinde hayatının
haiz olduğu bütün hızı aldı
ve hamlelerini yaptı.
İnkılâpcılık, Türk cemi-
yetini, tekâmül kapıları, ileri
hamleleri ebediyen kapatıl-
mış, donmuş bir cemiyet ha-
line düşmekten koruyan ye-
gâne mekanizmadır.
Altıok sembolünün ruhla-
rımızda yaşattığı fikirler,
dünkü tarihin sıkıcı ve bu-
naltıcı hadiseleri arasında
müphem, hüviyeti belirsiz,
isimsiz bir takım temayüller
halinde sezilmekte idi.
İstiklâl savaşının, benli-
ğimizi en derin köşelerine
kadar sarsan kasırgası, ce-
miyetin bünyesinde saklanan
en canlı temayüllerin bir-
denbire serpilmesine, filizle-
nip yeşermesine imkân ver-
di. En hayati kabiliyetleri-
mizin etrafında porsumuş,
kurumuş, kabuk bağlamış bir
28 ULUDAĞ
takım köhne müesseseler ,
kendilerini sosyeteye bağla-
yan sonliflerin kopmasiyle
çöküp parçalandı.
An'aneler, cemiyet bün-
yesini kolay kolay terk et-
mezler, fakat o cemiyet ta-
bii bir seyr ile tekâmül ve
inkişaf ettikçe eskiden bir
hayatiyeti olan bu müesse-
seler, bütün fonksiyonlarını
kaybederek birer (survivance)
halinde kalırlar.
Bir cemiyetin bünyesin-
deki müesseselerden hangi-
lerinin canlı ve ileri hayata
namzet, hangilerinin ölüme
mahküm olduklarını göster-
mek vakıa sosyolojinin vazi-
fesidir
Fakat bu yönden Türk
milleti büyük devrimde, ileri
hayatın canlı müesseselerini,
geri hayatın çürük ve kof
müesseselerinden bir hamle-
de ayıran yüksek bir hads
ve iradeyi doğurmuş olmakla
bahtiyardır.
İşte bu yüksek hadsin
yarattığı ve cemiyetin vic-
danı demek olan Halk Par-
tisinin formüle ettiği bu Altı
Ok, genç Türk neslinin önün-
de parlak ve ihtişamlı,
atiye doğru uzanan bir bü-
yük yoldur.
Dil meselesine dair bir kaç söz
Türk dilinin yabancı ke-
limelerden kurtarılarak sade
haline
meşrutiyetten
ve öz türkçe bir dil
getirilmesi ,
sonra başlıyan milliyetper-
verlik hareketlerinin tabii
bir neticesi olarak meydana
çıktı.
Selânikte ( genç kalem-
ler ) , bu düsüncenin taraf-
darlarını etrafında toplı-
yarak neşriyata başladı. İlk
zamanlarda terkipsiz yazı
yazmak şeklinde başlıyan bu
hareketten başka, bazı mil-
Doktor Şemsettin DORA
liyetperver muharrirlerin sa-
de türkçe ile yazılmış yazı-
larını da okuduk.
İkdam sahibi omerhum
Ahmet Cevdetin temiz türk-
çe ile yazılmış baş makale-
leri, ( Haristan ve Gülis-
tan ) sahibi merhum Ahmet
Hikmetin Türk derneğin-
de çıkan ( Yakarış ) gibi
yazıları, münferit teşebbüs-
ler ve kalem tecrübelerinden
birer nümunedir. Türk oca-
ğının açılmasile bu ceryan
daha genişledi, ve genç mil-
30 ULUDAĞ
liyetperverler (o bunun çok
âteşli taraftarı oldular. (1)
Fakat bu hareketler, ni-
hayet bir zümre teşebbüsle-
rinden ileri geçemiyerek çok
agır bir şekilde devam etti.
Yazılarını ancak ( Terkibi
tavsifi ) ve ( Vasfı ter-
kibi ) lerin tumturaklı ve
şa'şaalı kılişelerile süsliyerek
yazı yazan, ve hatta Türk
tarihinin çok uzak kökler-
den geldiğine inanmıyarak
kendilerini, yalnız osma lı
saltanatının başlangıcından
itibaren Türk sayan, ve türk-
çenin arabça ve acemceden
müstağni kalamıyacağı;edebi,
ilmi ifade kabiliyeti olmadığını
iddia eden bir çok osmanlı
muharrirleri, bu ceryana şid-
detle aleyhtar kesildiler.
İttihat ve Terakki hükü-
(1) Tıp Fakültesinin Türkçülük
mürşidlerinden (oaskeri tibbiyeli
merhum « Haşim Çinili * girdiği
cerrahi imtihanında bir adelenin is-
mini Türkçe olarak « karga pazı
eti » dediği için sıfır aldı. Bu mil-
li ruhu anlamıyan zavallı hocanın,
böyle bir isim yoktur demesine
rağmen O yine ayni Türkçe tabiri
tekrar, ve sıfır almayı, temiz dilinin
ifadesine tercih ederek büyük bir
huzur ile imtihandan çıktı, Burada
büyük ruhlu aziz mürşidin hatı-
rasını tebcil etmeği mukaddes bir
vazife bilirim.
meti, milliyetperverliği hi-
maye eden bir siyaset takip
etmekle beraber, asıl siyasi
hedefi osmanlı vahdeti siya-
siyesini idame ettirmek ol-
duğundan milliyetperverliği
bir hükümet prensibi olarak
ileri süremedi, ve bu dil me-
selesinde müessir bir rol
oynayamadı. İtalya harbi,
balkanlar harbi ve büyük
harp ve bir çok siyasi gai-
lelerle memleketi alt üst et-
tikten ve osmanlı hükümeti
tarihe karışıp Türk Cümhu-
riyeti kurulduktan sonra hü-
kümeti eline alan Halk Parti-
si ve hükümeti, pirensiplerini
kati işaretlerle ortaya koy-
du, ve milliyetçilik de hükü-
metin esas umdelerinden biri
oldu.
Türk milleti binlerce sene
evvelki zamana dayanan es-
ki bir tarihe, ve Türk dili de,
bu tarihle beraber yaşamış
ve yaşayan eskilik, zenginlik
ve enginliğe sahipti. Ken-
dine milliyetperverliği siyasi
gaye edinen bir hükümetin,
ve o hükümeti kuran Türk
milletinin; tarihini asırların
içinden bütün asalet ve par-
laklığıle meydana çıkarması,
ve sahip oldugu dilin bütün
zenginliklerini ortaya dök-
ULUDAĞ 31
mesi; güdülen ülkünün mec-
buri
liyetperverliğin bir vazifesi
idi.
Türkün yalnız at üstünde
kılıç sallıyarak ülkeler istilâ
eden akıncı bir millet değil;
medeniyetler kurmuş, mede-
niyetleri bir birine aşılamış,
ve bugün Avrupa terekki-
bir neticesi, ve mil-
yatının esası olan medeni-
yetlere müessir olmuş bir
millet, ve bütün bu medeni
varlığı ifade edebilecek bir
dile sahip olduğunu göster-
mek, ispat etmek milli bir
borç, ve bir zaruretti. Atatür-
kün yüksek irşadı ile başlı-
yan Tarih ve Dil araştırma-
ları, dünya âlimlerinin önü-
ne bu davayı atarak Tarih
ve Dil kurultaylarında mü-
nakaşa edilebilecek bir konu
haline getirildi; tarihin göğ-
sünde, toprağın altında saklı,
ve Türk dünyasının dilinde
yaşıyan bu zenginlik, safha
safha meydana çıkarılmağa
başladı.
Yalnız İstanbul lehçesin-
den başka türkçe ve bir ifa-
de kudreti tanımıyan, ve
buna inanmıyan, Anadolu
halkının bir kaç yüz kelime-
den ibaret bir konuşma dili-
ne sahip oldugunu zanneden-
lerin önüne, yalnız hudutların
içinde yapılan ( çok roksan
bir kısmı) dergi ve tarama-
lar öyle bir hazine çıkardı-
ki, mznsup oldukları milletin
dilinin ne gibi bir zenginliğe
malik olduğundan habersiz ve
bilgisiz bulunanlar, ku engin-
liğin önünde cehillerinin dere-
cesini anlamış olsalar gerek-
tir. «Kaba türkçe» diye tehzil
ve tezyif ediler Anadolu türk-
lerinin dili « eğer Türk dili
diye yalnız İstanbulda konu-
şulan muharrir ve Şairlerin
kullandıgı arap, acem keli-
melerinden mürekkep melez ve
sun'i dil haricinde bir dil ka-
bul ediyorsak» bizim öz ve
temiz dilimizdi.
Türk dili, bir zümrenin,
bir şehrin dili değil, milletin
umumi oheyetinin ( dilidir.
Halkla anlaşamıyoruz diyen-
ler, kendilerini halkın dışın-
da ve ondan ayrı bir zümre
telâkki edenlerdir. Ve bu
osmanlı dilinin omüteassıp
tarafdarlıgı ile elbet Türk
halkı ile anlaşmağa imkân
yoktur. Çünkü birisi osman-
lıca konuşur, öteki Türkçe.
Türk milliyet perverliği bize
halkın içine girmeği, ve hal-
kın diline aşına olmayı em-
reder. Yine onunla konuşur-
32 ULUDAĞ
ken yabancı milletlerin keli-
meleriyle değil, onun kullan-
dığı kelimelerle hitap etmek
mecburiyetindeyiz. Dilde bir
nevi aristokrasi yaratmağa
kimsenin hakkı yoktur. Kar-
şılığını kendi dilimizde bul-
dnğumuz kelimeleri
başka bir dil
çelim.
Öz dilde bulduklarımız,
belki bu gün kulaklarını ve
kalemlerini yabancı kelime-
lerin ahengine ve akışına
alıştırmış bazı muharrir ve
şairlerimizi müşkül mevkie
sokabilir. Çünkü onlar belki
alıştıkları bir yazı tarzından
ayrılıp sade bir lisanla
yazmakta müşkülât çekerler,
ve kudreti kalemiyelerini kay-
bederler. Fakat dava bir
kaç muharrir meselesi değil,
bir millet davasıdır, bir
istikbal davasıdır.
Bugün kullanılan
neden
arasından se-
gayri
türk kelimeler mânâ itiba-
rile Türkçe mukabillerinden
başka bir şeymi ifade ediyor.
Dil araştırmaları sırasında,
Bursa Halkevinde dört sene-
dir (12000) ni geçen Tıp ıstı-
lahlarının Türkçe karşılıkla-
rını bulmak için çalışan iki
kıymetli arkadaşımız (1)
bunları (O ararken Oo ( greko
lâtin ) mukabillerini de tahlil
etmek lüzumunu hissetiler,
Bu tahlil bazı kelimelerin o
kadar garip ve gülünç mâ-
nâlar ifade ettiğini göster-
diki, beynelmilel ıstılah olan
bu tabirlere verdiğimiz kıy-
metten sukntu hayale uğra-
dık. Son günlerde gazete-
lerde dil meselesi hakkında
bazı tenkitler ve yazılar gör-
dük.
Türk dili hakkında şim-
diye kadar sarfedilen mesai
hareketlerini geri döndürmek
maksadile yapılan bu neşri-
yat arasında tahkir ve tezyif
yollu yazı ve resimler de neş-
redildi. Bunları okurken her
hangi bir ecnebi gazete-
sinden dilimiz aleyhinde ya-
zılmış bir yazının tercüme
edildiğini zannederek imza-
ları tetkik etmek mecburiye-
tinde kaldık. Evet heceliye he-
celiye ve büyük bir dikkatle
tekrar tekrar o imzaları oku-
duk, yanılmadığımızı anla-
dıktan sonra maalesef bun-
ların Türk muharrirlerinin
kaleminden çıkmış olduğunu
li) Doktor Şefik İbrahim İşçil
ve Türkçe öğretmeni Ali Ulvi
Elöve
ULUDAĞ 33
acı acı öğrendik. Her hangi
bir kanaatle dil meselesinde
bir münakaşa mevzuu bahis
olabilir. Ancak bunu yapar-
ken Türkün öz dilinden alı-
nan kelimeleri tezyife milii
izzeti nefsimiz asla müsaade
etmez. oBunları yazarken
kendi hesaplarına bu noktayı
düşünmedilerse, o dili konu-
şan bir Türk milletinin iz-
zeti nefsini inciteceklerini
düşünm:diler mi?
(Bir kayış gibi Türk dili-
nin kursağına takılmış) ta-
birinin, (sayın) derken hay-
van sürüsünü aklına getir-
menin nekadar nezih bir
tavsif olduğunun takdirini
okuyucularımın ince hisleri-
ne terkediyorum. (Akbaba-
da) çıkan bir karikatür (dil
meselesini meşhur darbı me-
sel mucibince yine yapanlara
hallettirelim) diyor. Vakıa
bu bir mizah mecmuasıdır,
fakat mizahın da bir terbiye
ve nezahet hududunu aşma-
ması lâzımdır ki mizah ola-
bilsin. Bu şekilde bir resim
ve yazı, sahibinin milli duy-
gudaki hassasiyet derecesini
meydana koymaktan, ve mu-
hitinde bir tiksinti uyandır-
maktan başka bir şey yap-
maz.
Bu gün Türk diline giren
kelimelerin sun'i ve yaşamı-
yan kelimeler olduğunu iddia
ediyorlar. (Bakan kelimesi)
vekil ve nazıra mukabil çok
çirkin imiş.
Belki muharririne öyle
geliyor ama, manada ahenk
itibarile halkın dilinde o ka-
dar munisleşmiştir ki hiçte
nahoş bir tesir yapmıyor.
(Kıvanç ) o diyemiyormuşuz.
Halbuki bu kelimenin Ana-
dolu halkı arasında (kıvan-
mak ) mastarile o kadar
bol bir kullanılişı var ki.
Evet halkın içine girmemiş
olanlar bu kelimelere alışa-
maz amma ne yapalım, biz
Türk halkının dilini konuş-
mak istiyoruz. Biz yalnız
kendimizi değil, istikbali dü-
şünmek (o mecburiyetindeyiz.
Bu gün bize alışmadığımız,
ve halktan ayrı yaşayanlar
için bazı kelimeler kulağa
nahoş geliyorsada, onlar bi-
zim öz malımız, ve Türk dili-
nin öz mallarıdır.
Ve bugün bizim alışma-
dığımıza çocuklarımız o kadar
güzel alıştılar ki..
Terimlerde bazı kelime-
lerin mukabilleri daha baş-
ka bir şekilde bulunabilirdi
iddiası makbul bir iddia
34 ULUDAĞ
olabilir. Fakat yine Türkçe
mukabilleri bulunmak şartile.
Fakatartık (üçgen) yerine
(müselles ), (eşit) yerine ( mü-
savi), (dikey) yerine (amut)
ve sair gibi arapça kelimeler
koymağa tahammül edilemez.
(İltihabı sahayayi dimağiyi
şevki ) yerine ( bulaşık beyin
zarı hastalığı » demek ka-
dar güzel bir şey olurmu? Ne-
batat okuyan bir çocuga (mü-
tekabilül kadem) yerine (ta-
ban tabana), ( hültesikul
vüreykatı tüveyciye ) yerine
(bitişik yapraklı tümeçler) i
öğretmek her halde daha
kolay, ve çocuğun anlayacağı
bir tabirdir. (Mecmuai azayı
tezkir) in (ercik takımı) na
ne üstünlüğü, ve kolaylığı,
ve nede güzelliği vardır . Bu
kadar dolaşık ve karışık
arabca ıstılahın kulağa ne-
resi hoş gelir? Buna henüz
körpe çağda çocuk dili de-
gil, oldukça olgun ve müte-
kâmil okur yazarların bile
dili güç döner. Bir (mikyası
rutubete) (nem ölçer) den
daha güzel ve ahenkli bir
tabir bulunabilir mi?
Bu misalleri çoğaltmak
çok mümkündür. Kendimizi
değil, çocuklarımızı düşün-
mek mecburiyetindeyiz. Biz
mektepte iken bu arapça 1s-
tılahları öğrenmekte çekti-
gimiz müşkülâtı unuttuk mu?
Bu gün öğretmenlerin çeke-
ceği sıkıntı, çocukların öğ-
renme kabiliyetindeki kolay-
lık karşısında nihayet bir
zevk olur. Yaşamayanı di-
riltmek doğru değildir der-
ken o kelimenin oyaşamadı-
gına nereden hükmediliyor.
Gazetelerde son tenkidleri
yapanların hangisi Anadolu
lehçesinde (o yaşıyan o keli-
melsr hakkında bir bilgi
sahibidir. Biz onların böyle
bir bilgiye sahip olmadıkla-
rını, son yazıları ile öğren-
miş oluyoruz. Bu gün İstan-
bul lehçesinde bile öyle ke-
limeler vardır ki onların ha-
kiki manalarından ayrı bir
şekilde bilmeyerek kullanıyo-
ruz. (Halka verir talkını -
kendi yutar salkımı) darbı
meselindeki (talkını) kelime-
sinin,Divanı -lügatüt-türkde
koruk manasına gelen tal-
kan olduğunu bilen kaç mu-
harririmiz vardır. Divanda
yazıl: bir kelimenin hâlâ İs-
tanbul lehçesinde yaşadığını
gürünce yaşıyan ve yaşamı-
yan kelimeler üzerinde söz
sahibi olabilmek için ulu or-
ta kalem sallamak değil,
ULUDAĞ : 35
biraz tetkik ve bilgi icabe-
der. (Akide şekeri) dediği-
miz bir cins şekere ad veril-
mesini hiç incelediniz mi?
Anadoluda buna (akıt şe-
keri) derler. Ve bu şeker
hamur halinde, bir yere ası-
larak akarken makasla ke-
silir. Bunun için akıt şekeri
denmiştir. Fakat o İstanbul
lehçesinde arap kisvesine
bürünerek (akide) olmuştur .
Ben burada dilimizde kulla-
nılan kelimelerin kaynakları
hakkında uzun tetkik ve tah-
liller yapacak değilim. An-
cak yaşıyan ve yaşamıyan
kelimeler üzerinde (iddiada
bulunmak için Türk dili hak-
kında esaslı bir bilgiye ihti-
yaç vardır. Türk dili hiç bir
dile nasip olmıyan bir işti-
kakzenginliğine sahiptir. Bu
zenginlik ona bütün ilmi
mefhumları ifade edebilecek
bir kudret verir. Fakat her
şeyimizi küçük görmek gibi
osmanlı saltanatının bize bı-
raktığı kötü mirası, bu en
mukaddes davada olsun ileri
sürmiyelim. İyi veya kötü,
ahenkli veya ahenksiz bizim
dilimizdir. Ve biz bu gün
kendimiz için değil, istikbali
hazırlamak için oçalışmak
mecburiyetindeyiz. Bunu ya-
parken (tekâmül) ve (yavaş
yavaş) ı kabul etmiyen bir
devrin, ve bir inkılâbın için-
de yaşadığımızı bilmemiz lâ-
zımdır. Lâtin harflerinde ay-
ni iddia yapıldı. Tekâmül ve
sindire sindire yapılmak lü-
zumu ileri sürüldü. Eğer o
zaman bu düşüncelere iltifat
edilseydi, bu gün hâlâ arap
harflerinin esaretinden kur-
tulamazdık. Dil meselesinde
de vaziyet aynidir. Bu gün
kabul edilen kelimeler ve
ıstılahlar içinde tashihe muh-
taç bir kaç tanesi bulunursa,
daha iyisi bulunduğu zaman
yerlerine konur. Yoksa bu
gün tedrici bir şekilde falan
kelimenin türkçesi budur. O-
nun yerine bunu koyalım
diyerek ileri sürülecek bir
fikir, bu inkılâp yürüyüş ve
hızını tamamen geriye çek-
mek, elbette menfi bir kuv-
vetten başka bir şey olamaz.
Milli aşk ve iyman, gizli
kalmış kıymetlerimizi mey-
36 ULUDAĞ
dana çıkarmağı emreder, Bu
ateşin yaktığı gönüller, bu
emri yapmakla ve yapanlara
hürmet etmekle mükelleftir.
Tenkit bilgiye dayanmak, ve
nezih olmak suretile makbul -
dür. Tezyif onu yapanlara
karşı muhitte bir tiksinti
uyandırmaktan başka bir ne-
tice vermez. Biz dil müna-
kaşasına iştirak edecek mu-
harrirlerden hakiki bir bilgi,
ve mevzuun milli ehemmiyet
ve kudsuyetine yaraşır ne-
zih ve vakur bir ifade bekle-
riz ..
—
HALKEVLERİ
19 Şubat münasebetile
Yaklaşmakta olan mesut
bir yıldönümü; Halkevlerinin
kuruluş yıldönümü münase-
betile bu satırları yazmağa
başlarken henüz geride bı-
raktığımız çok şerefli ve en
bahtiyar bir günümüzün ha-
zin yıldönümünü, içim sızla-
yarak ve kalbim kanayarak
hatırlıyorum:
Geçen sene bu günlerde
Halkevi yıldönümü için ha-
zırlanırken kabımıza sığa-
mıyacak kadar mesuttuk..
Çünkü O; yalnız Halkevle-
rini, ve yalnız Halkevlerinin
anası olan Cumhuriyet Halk
“ Halkevleri, kurulan bütün mede-
niyetlerin üstüne yeçmek iddia-
sında bulunan Türkiye Cümhuri-
yetinin hayatı için aziz bir toplan-
ma yeri, bütün kabiliyetleri inki-
saf ettiren bir mihrak sayılmalıdır.,,
İNÖNÜ
FAHİR KOMMAN
Partisini değil, bütün Türk
yurdunu yeni baştan kuran
ve yaratan Adam; ölmez
Atatürk bizim aramızda idi..
O, “inkılâbın ilk günle-
rindeki heyecanı tekrar ya-
şıyorum.,, diyecek kadar bi-
zim içimizde idi ve biz, ara-
mızdaki güneşin etrafında
gece gündüz demeden, sabah
akşam bilmeden, soğuk sıcak
düşünmeden, yağmur kar
kaygısına varmadan tıpkı
birer pervane gibi dolaşı-
yorduk.
Geçen sene bu günlerde
üç gün aramızda yaşadı.
38 ULUDAĞ
Sabahtan akşama kadar ve
akşamdan sabaha kadar bi-
zimle konuştu, bizimle güldü.
Bir iltifat kelimleri, bütün
bir memleketi tarih dur-
dukça mesut etmeğe yeter-
ken O, üç gün ve üç gece bi-
ze mütemadiyen iltifat etti.
Hem nasıl? “ Bursalılar
arasında yaşamaktan mesu-
dum diyecek kadar..
Şimdi bu sene Halkevi
yıldönümüne © hazırlanırken
geçen yılın engin saadetini
hatırlamamak, ve bu mesut
yıl dönümüne bir damla göz
yaşı katmamak mümkünmü?
Geçen sene Halkevi baş-
kanı altıncı yıl dönümü-
müzü bir kaç sözle açarken
göğsü iftihardan kabararak :
“ Arkadaşlar, çok mesuduz.
Bu seneki saadetimizin ayrı
bir hususiyeti de var, Çün-
kü Atatürk daha bir kaç
gün evveline kadar aramız-
da idi, bugünkü sevincimiz-
de hâlâ o sevincin ve o he-
yecanın hızı var. “demişti,
Haklı idi.. Bu kadar se-
vinç ve iftiharla çarpan kal-
bimizin göğsümüze nasıl sığ-
dığına hâlâ şaşarım..”
Bu yıl da başkan yıl dö-
nümümüzü açarken belki de
“Arkadaşlar, ilk defadır ki
Atatürksüz bir bayram yapı-
yoruz. Bunun derin elemini
ifade edemiyorum.,, diyecek,
ve gözleri nemlenecek..
Ben Halkevleri yıl dönü-
mü için bu satırları yazarken,
geçen yılın bu mesut hatı-
rasını yad etmeden geçeme-
dim.. Her vesile ile olduğu
gibi bu vesile ilede ölmez
Şefin aziz ve her zaman sağ
kalacak olan hatırası önün-
de saygı ile eğiliyorum.
*
##
Bir kaç günsonra 19-şu-
bat-1939 günü Halkevleri ku-
ruluşunun yedinci yıl dönü-
münü kutlulayacağız.
Atatürk devrimini yay-
mak ve bütün inkılâpları ile
Cümhuriyet rejimini her gün
biraz daha olgun bir şekilde
kökleştirmek gibi temiz ül-
küler uğrunda yıllardır müte-
vazi çalışan Halkevlerinin bu
yıl dönümünü ulusal bayram-
larımızdan birisi olarak te-
lâkki etmekte çok haklıyız.
Dokuz şubesi ile sessiz ve
mütevazi, fakat durmadan
ve dinlenmeden çalışan Halk
evlerinin vazifesi yurttaşın
manevi duygularını büyült-
mek ve yaymaktır.
ULUDAĞ 39
Ferden her birimizin in-
kılâp rejimi için ödemeğe
mecbur bulunduğumuz vazi-
felerimiz vardır. Fakat ayni
zamanda bu ferdi vazifeleri-
mizi birleştirmek ve cemiyet-
leştirmek lâzımdır. Ancak bu
şekildedir ki o çalışmalarımız
umduğumuzdan daha verimli
ve daha olgun neticeler do-
gurabilir. İşte Halkevleri bu
ferdi çalışmaları bütünleşti-
ren ve cemiyetleştiren ulu-
sal ocaktır.
Cümhuriyet idaresi bu a-
ziz yurdu Osmanlı hüküme-
tinden ve binbir düşmandan
kurtardığı zaman, yurttaşın
ne maddi ve nede manavi
refahı için bu memlekette hiç
bir şey mevcut değildi.. On
beş yılda on beş asıra sığ-
mayan muazzam işler görül-
dü.. Yurt gittikçe güzelleşi-
yor, yurttaş günden güne
refaha kavuşuyor.. Yurttaşın
maddi refahının yanında ma-
nevi varlığını da olgunlaştır-
mak, ve iç duygularını bü-
yütmek lâzımdır.
İşte bu ikinci iş de Cüm-
huriyet hükümetinin en bü-
yük yardımcısı Halkevleridir.
Halkevleri; aziz Şefin ya-
rattığı Cümhuriyet Halk Par-
tisinin, bilgili ve olgun yurt-
taş yetiştirmek için kurduğu
kültür müesseseleridir.
Halkevleri münevver yurt-
taşın cemiyetleşerek çalışma-
sı için bütün imkânları ha-
zırlamış, ve olgunlaşacak yurt-
taşın bütün aradığı vesaiti
ortaya koymuştur.
İnönü nün dediği gibi :
“İlim ve fennoktai nazarın-
dan Halkevleri, muhitlerinin
okumuş, bilen, öğrenmesini
ve öğretmesini sevenlerin ça-
lışması için; hazır bir vası-
tadır. ,,
Münevver yurttaş, Halkevi
çatısı altında yapıcı ve ya-
ratıcı olacaktır.
Tarih sahasında, edebiyat
sahasında, fen sahasında, gü-
zel sanatlar sahasında vel-
hasıl ilim sahasında cemiyet-
leşen münevver ferdin Halk-
evi çatısı altındaki çalışma
ve araştırmaları, her gün ye-
ni bir kültür tohumunu do-
ğuracak, ve inkılâp rejiminin
sıcak güneşi altında yeşeren
bu tohum, bütün memlekete
filiz salacaktır. İşte bu filiz
her gün olgunlaşan yeni bir
dimağdır.
40 ULUDAĞ
Büyüklerimiz: « Biz, Halk
evlerinin arkadaşlık havası-
nın hararetiyle ısınan çatı-
ları altında ulusumuzun tek
tek olmaktan çıkarak; sulb-
leşerek, cemiyetleşerek, irti-
faı ve cevheri ile kendisini
bir granit kütlesi halinde
istikbale arz edeceğine kani-
yiz..» diyorlar.
Evet, buna kaniiz: Çün-
kü bu ulusal teşekkülü ku-
ran, bu kültür ocağını yara-
tan Atatürktür.. Her işde
olduğu gibi Ona inanıyoruz..
Çalışan: O nun yetiştir-
diği bir nesildi, Türk genç-
liğidir, inanmaya mecburuz..
Bu iki başlı itminan her yı-
lın veriminin, geçen yildan
biraz daha fazla olacağına
inanmaklığımız içinde bir
sebeptir.
Halkevlerinin tarihi eski-
dikçe istediğimiz, ve yetistir-
meğe çalıştığımız olgun ve
münevver milyonluk kütlenin
sayıca devamlı bir çoğalma
arzedeceğine de şüphemiz
yoktur.
İstek
EMİN ÜLGENER
Sahibi bulunduğum bir yerde yalnız kalmak ,
Unutmak saatlerin geçtiğini bir anda.
Pençeremden misafir gelen akşamı almak ;
Bir insan yokmu, diye arandığım zamanda .
»
Saçlarıma sarılan rüzgârlarla uyumak,
Ve nihayet uyanmak gölgelerle beraber .
Açılan hafızamı toplamak yumak, yumak,
Sonra gelen sabahtan beklememek bir haber.
“
id
Hatıra kapısını çevirmek ellerimle ;
Sükünu, düşünceme bir düğümle bağlamak.
Hayâl ağaçlarını devirmek ellerimle,
Ağlamak yanlızlığa, yanlızlığa ağlamak!.
Tarihte Bursa :
Bursanın, Türk tababeti
tarihinde yeri
(Darüttip) ve (Darüşşifa)
diye anılan Tıp fakültesi 12
mayıs 1400 tarihinde Yıldırım
Beyazıt tarafındae Bursada
inşa olunmuştur. Bu fakülte,
Osmanlı Türklerinin ilk tıb-
biye mektebidir. Bina müs-
tatil bir saha üzerinde inşa
olunmuştur. Boyu 70, eni 37
adım sayılmıştır. Yıldırım
camiinin doğu kuzeyine te-
sadüf etmektedir. Kapısı şi-
male doğrudur. Kapının her
iki yanında geniş birer oda
mevcut olup binanın batısın-
da dokuz oda sayılmıştır.
Güney tarafında ortada bir
büyük, her iki tarafında on-
Nazım YÜCELT
dan küçük iki oda vardır. |
Doğu tarafı tamamer yıkıl-
mıştır. Pek tabiidir ki, |
doğu tarafında da batı ta-
rafında olduğu gibi odalar
mevcut idi.
Bina bir katlı olarak gö-
rünmektedir. Ortada vasi
bir bahçe, bahçede bir de
kuyu vardır. Yandaki oda-
ların her birinin eni ve boyu
dörder metredir. Sağ tara-
fında bir ocak, kapının kar- |
sısında bir pençere vardır.
Pençere şimdi örülüdür. Ta-
lebe bu hücrelerde yatarlar, |
zamanın tedris şekillerine
uyarak derslerini camide
okurlardı.
ULUDAĞ 43
Bina, ayni zamanda has-
tahane idi. Binanın küçük-
lüğü nisbetinde mahdut bir
hey'eti sıhhiyesi vardı. Bursa
Evkaf Direktörlüğünde mev-
cut Yıldırım vakfiyesine gö-
re, (1) hey'eti sıhhiye: bir
baş hekim, iki hekim, iki
şerbetçi, iki eczacıdan iba-
retti. Bundan başka bir aşçı
ve bir de ekmekçi mevcud-
du.
Bu memur ve müstahdem-
lerin tahsisatı şöyle idi:
Baş Hekim günde 12 dir-
hem gümüş akçe, senede 240
kile Buğday, 48 Kile pirinç; 2
Hekimden her birine günde
8 dirhem gümüş akçe, sene-
de 180 kile buğday, 24 Kile
pirinç; 2 Şerbetçiden her bi-
rine günde İ dirhem gü-
müş akçe, senede 144 kile
buğday; 2 Eczacıdan her
birine günde 2 dirhem gü-
müş akçe, senede 144 kile
buğday; Aşçıya günde 2 dir-
hem gümüş akçe, senede 144
kile buğday; Ekmekçiye gün-
de 2 dirhem gümüş akçe, se-
nede 144 kile buğday.
Darüşşifadaki (o hastalar
için her gün 260 dirhem gü-
müş akçe üzerirden senede
(1) Yıldırım vakfiyesi arapça
olarak oyazılmışlır, (o Tercümesini
dergimizde dercedeceğiz.
93600 dirhem gümüş akçe
tahsisat konulmuştur. Hasta-
lar için her gün üç kile pi-
rinç üzerinden senede 1080
kile pirinç tahsis olunmuştur.
Kâfi mikdarda da ekmet ta-
yin edilmiştir. Bundan başka
ihtiyaca göre sair erzak alı-
nırdı.
Bu tahsisatı idare ede-
bilmek için köyler, mezralar,
çayırlar, binalar, bahçeler,
kırlar, dükkânlar ve bu ara-
zide kullanılmak için koyun,
inek ve mandalar da vakfo-
lunmuştur. Mevcut kayıtlara
göre hastahane 100 sene ev-
veline hadar çalışıyordu. Eli-
mizdeki vesikaların noksan-
lığı yüzünden fakülte ve has-
tahanede çalışan doktorların
tam kadrosunu bulmak maa-
lesef mümkün olamadı. An-
cak elde ettiğimiz doktorla-
rın isimleri şunlardır.
Tabibi Hâzık Ömer efen-
di (Ömer Şifai)
(Eczayı anasırı erbaabi vü-
cudü Rumeli bilâdından bir
beldede tekevvün ve masak-
katı reislerinden peder ile
Darüssaltanatülaliyyei mah-
miyei Kostantaniyeye hicret
edip (2) orada yerleşmiştir.
12) Zübdeytülvakayi der beldei
celilei Bursa, Fatih Millet kütüp-
hanesi, yazma tarih kısmı : 89
44 ULUDAĞ
İstanbulda bir müddet kasap-
lık etmiştir. Bilâhara Şamda
(Hanne) nam yahudiye intisap
ederek andan tababet tah-
sil etmiştir. Şamdan Fren-
gistana gitmiş bir çok dok-
torlardan sitaj görmüştür.
İlmi teşrihi tamamen öğren-
dikten sonra Bursaya gel-
miş, Yıldırım Darüşşifasında
Reisületibba olmuştur. (1159)
Ramazanının 27 inci günü
ölmüştür. (3) Pınarbaşında
Mevlevihane hizasında med-
fundur. Darüşşifa baş hekim-
liği Levhi zade Şair Hüseyin
efendiye verilmiştir.
Merhumun fenni hikmette
mahareti vardı. Vefatına ya-
kın nabzını eline alıp ölümü-
me iki saat kaldı, bir saat
kaldı, yarım saat kaldı diye-
rek son dakikalarını saymış-
tı. Abbas efendi adında bir
oğlu vardı. Abbas efendi ba-
(3) Tabip Ömer Efendinin me
zar taşını bir frenk doktorun dik-
tiği Türk tababet tarihinde yazı-
lıdır. Bu taş Ömer Şifainin ölü-
münden pek çok zaman sonra di-
kilmiş ve yanlış olarak merhumun
vefat tarihi (H.1155) gösterilmiştir.
Bakırcı zadeRaşi! Mehmet adında
biri tarafından yazılıp 1229 tarihinde
sona ermiş bulunari Zübdetülva-
kayide (1159) gösterilmektedir, Mi-
lâdi (1813) tarihine tasadüf eder,
basından tababet öğrendi.
Babasının ölümünden sonra
İstanbula hicret etti. Üçün-
cü Mustafanın hastalığını
iyileştirdi. Bu suretle meşhur
oldu.
Ömer Şifainin edebiyat
ve tasavvufa da vukufu var-
dı. Türk Tababeti tarihi,
merhumun 12 parça eserini
saymaktadır ki bunların için-
de (Ettıbbülcedit ) sekiz cilt-
ten ibarettir.
Çiçekçi Ebu Bekir zade
Tabib Ali Efendi
Bursada doğmuştur. Bur-
sada Balıkpazarında dükkân
açmıştır. Hastalara orada
ilâç verir, tedavi ederdi. Şeyh
İsmail Hakkının sohbetine
dahil idi. (M.1800—H. 1147)
tarihinde öldü. Pınarbaşı me-
zarlığında Babıssiccin « Zin-
dan kapısı » haricinde yol
başında medfundur.
Çörekçi Zade İbrahim
Efendi
Bursalıdır. Hattat Kürt-
zade İbrahim Efendiden yazı
dersi almıştır. Nesih ve sülüs
yazıda mahir (Rub'u daire
fenninde hud naziri nadir )
idi. Bir çok hastaları tedavi
ederdi. Bir gün bir saralı
ULUDAĞ 45
hasta kendisine geldi. Halin-
den şikâyet etti. Başına ge-
lenleri hikâye eyiedi. ( Sar'a
gelirken bir çil yüzlü kız gö-
rünüyor. Gözü gözüme geli-
yor. Hemem vücudum raşe-
dar oluyor ve bana yakla-
şınca raşem artıyor. Karar-
İki ellerile
beni sarınca o zaman biyhut
sız kalıyorum.
ve biyhuş oluyorum.) dedi.
Doktor kendisini o gün gön-
derdi. Ertesi günü için ça-
gırdı. Ertesi gün hasta ge-
lince; ağzı kapalı bir pulluk
şişesi kendisine gösterip (İş-
te düşmanın bunun içinde-
dir. Lâkin bir külhancı dost
bulup külhanının tam sıcak-
lığında bu şişeyi içine koy,
inşallah hastalıktan kurtu-
lursun ) dedi. Hasta dediği
gibi yaptı. Dülgerler hama-
mı külhanına koyduktan son-
ra bir daha
gelmedi.
adama sar'a
Hanesi ( Mücmaıurefa ve
zürefa ve menba'ı şuara ve u-
lema ve meclisi bezmi baykara
olup Tabib Ömer efendi ve
Asım ve Mustafa Efendi ve
Levhi Hüseyin efendi ve ku-
nun emdali zevatı saadet si-
mat, yaranı sadakat nisabet-
ten idi. (1815-1161) de öl-
müştür.
Ağa zade Nakşi
Adı Mehmet tir. Bursada
sırayı âmire ağası Mustafa
bey, babası olmak hasebile
(Ağa zade) denmekle ma-
ruftu. Sınaâtı cüz'iyede ka-
biliyeti olup nakkaşlıkta da
mahirdi. Tababet semtine
rağbet edip Bursa hastaha-
nesi için çok çalıştı. Niha-
yet 2Zinci doktor oldu. Metr-
titos eczasını cem ve ter-
tip ile meşgul iken 1056 sa-
ferinin ( Milâdi 1646 ) onun-
cu günü ömrü tamam oldu.
Kurd oğlu makberesine defn
edildi. Vefatı hakkında Ni-
'meti çelebi şu tarihi söyle-
miştir :
Gitti Nakşi Çelebi Dünyadan (4)
Bursa evkaf mahzeninde
mahfuz şer'i mahkeme sicil-
lerinde Sadullah Efendi Bin
(4) Buraya kadar verdiğimiz
malümat dağnık bir şekilde( Züb
detülvakayi der beldei celilei Bur-
sa ) da mevcuttur.
46 ULUDAĞ
Sunullah adında bir doktorla
daha rastladık. Bu doktor
1619 tarihinde Bursada Rei-
sületibba imiş. Tercümei ha-
line bir yerde tesadüf ede-
medik.
Türk tababeti tarihinde de
şu isimlere rastladık :
Hüsnü efendi — Hocata-
bib ünvanile meşhurdur. Bur-
sa Tıp fakültesinde ilk baş
hekimdir. Adına Bursada bir
mahalle vardır.
Acem Ali çelebi—Tebriz-
de doğmuş Bursada reisüle-
tıbba olmuştur, (160 - 1100)
tarihinde Bursada ölmüştür.
Üftadede medfundur.
Ali efendi — Ömer Şifai-
nin talebesidir. ( 1814-1160 )
de ölmüştür.
Yedi parça eseri vardır.
—— e
RESİM
Garpta ilk resim sergisi
1663 de, bizde ise 1878
de açılmıştır. Aradaki bu u-
zun fark, resim dünyasında
ne kadar gecikmiş oldugumu-
zu gösterir.
Zaferi müteakip ilk sergi,
ressamlar cemiyeti tarafından
1923 de Galatasaray Lisesin-
de açılmıştır. Bu serginin kü-
şat resminde Atatürk namına
bulunan Bay Hamdullah Sup-
hi; Çallının bir hitabını mü-
teakip kürsüye çıkarak: Türk
mevzuunun, düne okadar,
Türk olmıyanların fırçasından
çıktığını, ve şimdi ressamla.
Kenan ÖZBEL
rımızın bu sahayıbizzat ken.
di ellerine aldıklarını söyle-
miş ve yeni Türkiyenin yeni
Reisinin mektuplarından şu
satırları okumuştu :
« Sanatkârlarımızın müte.
madi ye feyyaz (mesaisinin
daima takdirkârı bulunduğu-
mu selâm ve hürmetlerimle
beraber cemiyet azasına teb-
liğ etmenizi rica oederim...
Gazi MustafaKemal » ve ar-
zuları üzerine jiri heyeti ta-
rafından ayrılan üç (tablo,
namlarına satın — alınmıştır.
Bundan sonra 1924 yılın-
da yeni kurulan resim cemi.
48 ULUDAĞ
yetinin ilk sergisi gelir. 25
Mayısda İstanbulda açılan bu
sergi Cümhuriyetten hız alan
Cümhuriyet çocuklarının ser-
gisi idi. 21 sanatkârın iştira.
kile açılan 115 eserlik bu
sergi, yeni duyuşu ve büyük
bir heyecan kaynağını taşı-
yor, büyük bir takdir ve a.
lâka görüyordu. Artık mem-
lekette sanat zümresi çoğal.
mağa ve bir sanat faaliyeti
yol almeğa başlamıştı
Bu sergi, yeni Türkiyenin
resim sahasında yep yeni bir
hareket olarak karşılandı.
Kazandığı omuvaffakiyetin ,
eskileri gayrete getirdiğini
altıncı Galatasaray sergisinde
görüyoruz. Fakat (o yedinci
Galatasaray sergisinde (o bu
gayretin gevşediğini ve bir
sene evvelki sergiye nazaran
küçük bir yenilik bile mev.
cut olmaması gazeteleri müt-
tefikan şikâyete sevketmiş,
yeni tahassüslerle , o bellen.
miş ve ezberlenmiş etüdler.
den, artık eskilerin bir zevallı
olarak karşılanmasına kadar
gidilmişti.
O zaman tesadüfen mem.
leketimizde bulunan “ Frank
Ford Saytung ,, gazetesi tah.
rir heyetinden felsefe dokto-
ru Herr Buh hun bu — sergi
hakkında yazdığı ve Cüm-
huriyet gazetesinde o tarih.
lerde tercümesi intisar eden
yazısı, çok acı bir hakikati
ortaya koydu. Ressemlarımı.
zın hiç birini tanımıyan bu
zat, eserleri milli üslüp ve şah-
siyetten uzak buluyor, yalnız
genç ressamlardan (oo Eşrefin
eserleri üzerinde (durarak
Türk okulunun ilerde bir üs-
tadı olabileceğini söylüyordn.
Her sene yeni ve genç
elemanlar kazanan sanat mu-
hitinin genişlediğini ve bunun
neticesi olarak Güzel Sanat-
lar Birliğinin teessüs ettiğini
görüyoruz
12 eylül 1926 da icra ve-
killeri kararile yalnız İstan-
bula inhisar eden resim ser-
gilerinin Ankarada açılması.
na başlanıyor ve bu sergi-
lerde, hükümetin ve halkın
rağbetini kazanan bir çok
resimler satılıyordu. o Artık
Galatasaray sergisi eski rağ-
betini ve değerini kaybetme.
ye başlamıştı.
1927 senesinde Ankarada
açılan dördüncü resim sergi.
sinden Maarif Vekâleti, diğer
vekâlet ve müesselerden ma-
da 2300 liralık resim satın
almak suretile sanata lâyık
olduğu değerin verilmesine
ULUDAĞ 49
başlandığını göstermiştir.
1929 senesinde , Halkevi-
mizin daveti üzerine geçen
sene sergilerini gördüğümüz
“ Müstakil ressam ve heykel.
traşlar birliği ,, teşekkül etti.
Bu birlik Ankarada açtığı
ilk resim sergisile Galatasa-
ray sergilerine benzemiyen,
garbın resim sanatındaki yeni
cereyanlarını memlekete ta-
nıttı. Artık Oo ressamlarımız
yalnız resim yapmak ve sergi
açmakla kalmıyarak neşriyat
ve konferanslarla sanat da-
valarını gazete ( sütünlarına
nakletmeğe başlamıştı. 1931
senesine bn bakımdan neşri-
yat ve münakaşa senesi de-
nilebilr.
Zeki, Halil, Zühdü, Hâmit
gibi daha anlayışlı bir züm-
renin de Avrupadan avdetle-
ri, buişe kuvvet vermekle
beraber sanat hareketlerinin
Rusya ve Balkanlarda da ser-
giler açmakla ( genişlediğini
görüyoruz.
Artık bizde sanat ve sa-
natkârın mevcut olmadığına
inananların düşünceleri, bu
haraket ve farliyetlerin neti-
cesi, son senelerde akademi
direktörü bay Burhan Top-
rağın 50 yıllık Türk resim
ve heykel sergisinin açılmasi-
le nihayet buldu vetahakku-
kunu bu kadar çabuk ümit
etmediğimiz resim müzemiz,
Büyük Şefin işaretlerile Dol-
mabahçe sarayının bir daire-
sinde açıldı. Artık o sanatı,
sanatkârı ve müzesi oolan
Türk milletinin sanat saha-
sındaki hareketleri seneden
seneye artmağa başladı.
Geçen sene Akademide
merhum Nazmi Ziyanınresim
ve Türk tezyini sanatlarını,
Güzin Fehimanın o karagöz
motiflerini, ve Mitat Özarın
afiş sergisini, birbirinden ta-
mamile ayrı Türk sanatının
canlı panaromasını bir. kül
halinde gördük.
Bu sene Ankarada açılan
birleşik resim ve heykel ser-
gisine gösterilen alâka (o ve
gördüğü rağbet, Cümhuriye-
tin yurtta sanatı ve sanatkârı
himaye için neler yaptığını
göstermektedir.
Bilhassa Cümhuriyet Halk
Partisinin ressamlardan bir kıs.
mını vilâyetlere göndererek
resimler yaptırmak suretile
halkı ve sanatkârı biribirine
yaklaştırmak gibi toplu ha-
reketler yanında mevzii ve
münferit çalışmaları koruyan
Halkevlerinin yakın alâkala-
rını da göz önüne (alırsak
50 ULUDAĞ
Cümhuri-
müstesna
etmek lâ-
sanatine
verdiği
işaret
resim
yetin
değeri
zımdır.
Ankara, İzmir, Mersin,
Balıkesir Halkevlerinin tedris
faaliyetlerini, bu (o yerlerden
mada Manisa, Samsun, Ada.
na, Zonguldak, Trabzon ve
Erzurum gibi yurdun en u-
zak yerlerinde bile bir çok
resim sergilerinin açıldığını
ve büyük bir rağbet gördü.
günü işidiyor ve okuyoruz
Yalnız Bursamızda son
dört sene zarfında dokuz
resim sergisi açılmıştır. Ve
bütün amatörlere her zaman
açık ve çalışmalarını kolay.
laştıran vasıtalara malik Hal.
kevimizin bir resim atelyesi
vardır ve buraya yazılanların
sayısı 100 ü bulmuştur.
Bu atölyede çalışanların
Cümhuriyet Halk Partisi ku-
rağındaki salonda açtıkları
ikinci resim sergilerinin bir
hafta zarfında 10,000 kişi
tarafından gezilmesi, halkın
güzel sanatlara karşı göster
diği alâka bakımından kayda
değer ve C. H. P. İlyönkur
başkanımızın sergiye iştirak
edenlerden her birinin iki
eserini satın aldırmak sure.
tile gösterdikleri yakın alâ.
kanın bu işin ilerisine daha
büyük bir emniyetle bakıla-
bileceğinin en büyük delili.
dir .
Vilâyetimiz dahilinde he.
men hiç bir kazaya nasip ol-
mamış sistemli ve metodlu
bir çalışma neticesi olan İne-
göl Halkevinin resim sergisi
de, resim hareketleri
arasında büyük bir değer
taşımaktadır.
Yukarda çok geç kaldığı.
mızı işaret ettiğim resim sa-
natımıza diğer umumi hare.
ket ve faaliyetlerimiz arasın-
da Cümhuriyetimizin, lâyık
olduğu değeri verdiği ve bu
nisbette de resim sanatımı-
zın ilerlediğini görmekteyiz.
——> em
Abolyont akşamları
NİZAMİ NEFESLİ ARMAĞAN
Gizli bir lisan olur
Abolyont akşamları.
Sular hep mercan olur
Abolyont akşamları.
»
Mehtap gölde bir kandil,
Göl: sihirli bir mendil,
Göz konuşur ; susar dil,
Abolyont akşamları.
©»
Işık odolunca sular,
Hülyalar otağ kurar,
Ruha arzular sorar,
Abolyont oakşamları.
— e.
İpek böcekçiliği
Türkiyeye ipek böcekçili.
ğinin girmesi tarihi, milâdın
52 inci yılında ve imparator
Jüstinianüs O zamanındadır.
Memleketimize ilk defa bu
suretle giren ipek böcekçiliği,
Marmara havzasile Bursa, Bi-
lecik ve Kocaeli vilâyetlerine
dağılarak buralardan Ana.
dolu ve Trakyanın ipek bö-
cekciliğine müsait olan yerle-
rine kadar yapılmıştır. Umu.
mi harpten evvel ipek bö-
cekciliği azami inkişafını bu-
larak bu harbe tekaddüm
eden yıllarda umumi yaş ko
za hasılatı 18 milyon kilog-
Tahir YETMEN
ramu kadar yükselmişti.
Umumi harpten evvelki
zamanlarda Türkiye ipek bö-
cekçiliği, kendisine varidat te-
min eden deyunu umumiye
tarafından idare edilmekte
ve ipekçiliğin inkişafı için
mezkür müessese tedbirler
almakta idi. İpek böcekçili-
ğinin memleketimizde, böcek-
lere arız olan hastalıklar yü-
zünden, inkıraza yüz tutması
münasebetile bu san'atın tek-
nik kısımlarını halka öğret.
mek ve hastalıksız tohum
yetiştirmek üzere deyün u-
mumiye tarafından Bursada
ULUDAĞ j 53
1888 yılında Harir Darüttali-
mi isminde bir mektep tesis
olunarak bu mektepte yeti-
şen yeni tohumlar vasıtasile
hastalıksız tohum istihsaline
başlanmış ve bu yüzden ge-
rilemeğe yüz tutan ipek bö-
cekçiliği yeniden dirilmeğe
başlamıştır. Umumi harpten
evvel memleketimiz koza ve
ipek istihsalâtı hemen tama-
men denecek derecede Av.
rupaya ihraç olunmakta idi.
Koza ve ipeklerimizin iyi has-
saları oavrupada kendisine
mahsus bir pazar temin ede.
rek bu yüzden memleketimi-
ze hayli servet getirmekte
idi .
Umumi harp devam ettiği
müddetçe bir taraftan ihra-
cat imkânlarının ortadan kal.
ması diğer taraftan bu hu-
sus için memleket içinde is-
tihlâk sanayii olmaması yü-
zünden. ipek böcekçiliği san'-
atı azalmaya ve istihsal olu-
nan koza miktarı düşmeğe
başlamıştır . Bu hâl İstiklâl
harbi sonuna kadar devam
etmiştir. Şu suretle umumi
harpten evvelki umum Tür.
kiye yaş koza istihsali, yuka-
rıda söylendiği gibi, 18 mil.
yon kilogram iken bu miktar
istiklâl (o harbinin (o sonunda
80,000 kiloya kadar düşmüş-
tür. İstiklâl harbini müte-
akip (Türkiye Cümhuriyeti
Hükümeti, diğer memle-
ket işlerinde olduğu gibi,
ipek böcekçiliğini de ele ala-
rak bu san'atin memlekette
ilerlemesi imkânlarına o baş
vurmuştur.
Türkiye Cümhuriyeti Hükü-
metinin oteessüsünden sonra
ozamana kadar düyunuumu-
miye tarafından idare olunan
Bursa harir darüttalimi mek-
tebi 1926 yılında hükümetin
idaresine alınarak ismi: ipek
böcekçiliği mektebine tahvil
olunmuş ve bundan maada
Antakya, Elâzığ, Trakya ve
Bilecikte ayrıca birer ipek
böcekçiliği mektebi açılmış-
tır.
İpek böcekçiliğinin mem-
leketimizde, Cümhuriyet reji-
minin icabettirdiği disiplinle
idaresi ve himayesi için bir
taraftan 1926 yılında ipek
böceği tohumu istihsal, mua-
yene ve satışını tanzim eden
bir kanun çıkarılmış ve bu
kanunda müstahsili himaye
edecek bir çok tedbirler alın-
mıştır. Bundan maada ayrıca
memleket koza ve ipek istih-
salinin emniyet altına alın.
ması için ipeğe, yaş ve kuru
54 ULUDAĞ
kozaya gümrük hiyamesi vaz
edilmiştir. (Evvelce düyunu
umumiye tarafından idare
olunan ipek böceği kontrol
memurları ziraat müdürlükle-
rine ve bilâhara ipek böcek.
çilik mekteplerine verilerek
bu memurların daha faydalı
ve verimli çalışmaları imkân
altına alınmıştır. )
Memlekette daha fenni ve
ilmi çalışmak ve ihracat
yapmak için tedbir olarak
hükümet 1925 yılında avru-
paya bir talebe göndererek
iki sene İtalya ve iki sene
Fransada ihtisas tahsil ettir-
miş ve bütün memleketin
ipek böcekçiliğini tanzim et-
mek üzere 1930 yılında Bur-
sada bir ipek (böcekçiliği
enstitüsü açmıştır. o Ayrıca
İtalyaya diğer bir talebe gön-
derip ihtisas yaptırtarak mem-
lekette bir böcekçilik mües-
sesesinin başına koymuştur.
Enstitü teşekkülünden son.
ra bu enstitü orijinâl etütler
yapmak ve memlekette yeti-
şen kozacılığı islâh etmek
üzere faaliyete geçmiştir. İlk
iş olarak şimdiye kadar to-
humların gayri fenni olarak
fena şartlar altında muhafa-
zalarından doğan zararın ö-
nüne geçmek üzere Bursada
iki yüz bin kutu (bir kutu
25 gram tohum) istiabında
bir ipek böceği tohumu kış-
lağı tesis etmiştir. Bu kışlağa
25000 lira sarfile en modern
soğutma techizatı konulmuş
ve bütün sıhhi tertibat alın.
mıştır. Halen Türkiyede is-
tihsal olunan bütün tohumlar
vaktinde bu müesseseye cel-
bolunarak kışım muntazam
bir sıcaklık altında muhafaza
edilmekte ve yazın tam za-
mauında köylüye verilmekte.
dir
Enstitünün çalışmasile mem-
lekette beslenen ırkın tasfi-
yesine girişilerek sanayiin ih-
tiyacını karşılayacak tip tes-
bit olunmuş ve bu tip üze-
rinde uğraşılarak ırkta safi-
yete ve ünüformiteye doğru
gidilerek müstahsili ve sana-'
yii memnun edecek derecede
müsbet ve ideal neticeler a.
lınmıştır.
Tohumlarla irsen intikal
eden ve besleme tekniğinin
noksanlığı yüzünden hasıl o.
lan hastalıklarla (o mücadele
edilerek son zamanlarda has-
talıklar ve bilhassa irsen in-
tikal edenler tamamile orta-
dan kaldırılmıştır.
Besleme tekniği üzerinde
Enstitü memurlarile beraber
ULUDAĞ 55
bizzat mustahsilin ayağına
kadar giderek noksanları iş
başında düzeltilmiş ve bu su-
retle ayni masraf ve emekle
iki misline yakın denecek
derecede köylünün istihsal
kudreti arttırılmıştır. Bundan
başka ayrıca teknik ve pra-
tik broşürler yazılarak köy-
lüye parasız olarak dağıtıl-
maktadır.
Memleketin ipek böcekçi-
liği mektebi bulunmıyan yer-
lerinde de busan'atin tamimi
ve ıslahına medra olmak üze
re mevcut mektepler seyyar
halinde mevsim kurslari aç-
mak suretile halkın ayağına
kadar giderek vazife gör
mektedirler.
İpek beceği tohumlarının
müstahsil tarafından iyi fış-
kırtılamaması üyzünden hasıl
olan noksanları önlemek üze-
re ilk defa olarak Bursada
ve Antalyada birer fışkırtma
istasyonu açılmış ve burada
fenni nezaret altında halkın
tohumları parasız olarak fış-
kırtılarak halka tevzi edil.
miştir. Bütün böcekçilik böl.
gelerinde bu istaseonların
fazlalaştırılması için yeni ted.
birler alınmaktadır.
Umumi harbin içinde tah-
rip olunan bir çok dutlukla.
rın yeniden ihyası için Hü.
kümet yeni ihdas olunan dut-
luklara vergi muafiyeti koy-
duğu gibi diğer taraftan ge-
rek Hükümet fidanlıklarından
ve gerek koza borsalarından
halka meccanen fidan dağıt.
mıştır. Bursa Borsasının bu
hususta yaptığı yardım en
ileride gelir. Bursa Borsası
1927 yılından 1938 yılına
kadar parasız olarak halka
3,700,662 fidan dağıtmış ve
1928 yılından 1938 yılına ka.
dar halka dağıttığı fidan,
kozacılara verdiği ikramiye,
tenvir ve irşat ve böcekçile-
re parasız termometre ver.
mek suretile 25456 lira sar-
fetmiştir.
Hükümet, Türkiyede ipek
böcekçiliğine müsait olan yer.
lerde böcekçiliği teşvik için
ve fakir olupta tohum ala.
mıyacak olanlara verilmek
üzere her yıl Eriklicede to.
hum istihsal evinde yetiştir-
diği 2000 kutu kadar böcek
tohumu halka parasız olarak
dağısmaktadır.
Hükümet, müstahsilin ma-
lını emniyetle satabilmeleri-
ni temin için evvelâ Bursada
1926 yılında bir borsa kur-
wuş ve müteakiben memle-
ketin diğer yerlerindede ko-
56 ULUDAĞ
zalarının borsa veya mizan
yerlerinde ve resmi kontrol
altında şatılmas'nı temin et-
miştir.
İpek böcekciliği bu suret-
le intizama ve disipline gir-
dikten sonra ipek sanayiinin
ilerlemesi için oHükümetin
tanzim ettiği teşviki sanayi
kanunu memlekette yeniden
dohumacılık san'atının doğ.
masına sebep olmuştur. U
wumi harpten evvel yok de-
nzcek derecede az ve iptidai
olan ipekli doknma sanayii
İstiklâl mücadelesinden sonra
artarak son senelerde Bur-
sada dokuma fabrikalarında-
ki tezgâh adedi 592 ye, İs-
tanbuldakilerde 450 ye yük-
selmiştir, Bunlardan mâda
Bursada 27 filâtür fabrika-
sındaki mancınık adedi 1176
ya baliğolmuştur. Süğütte
2, Osman ilinde 1, Adapa-
zarında ayrıca 2filâtür fab-
rikası yeniden tesis olun-
muştur.
Memlekette istihsal olu-
nan koaa, ipek ve emsali
evsafını bitaraf olarak yeni.
den tayin ve iespit etmek
ve bu yüzden vuku bulacak
itilâflarda hakem vazifesi-
ni görmek üzere Bursada
İpek Böcekçiliği Enstitüsür.
de bir Kondisyorman dairesi
kurularak oObu daire için
lâzım olan vasıtalar alın.
mış ve büro işlemeğe başla”
mştır.
Bundan maada memleke.
timizde istihsal olunan ipekli
kumaşların evsafının ıslahı ve
gayrı meşru orekabetlerin
önüne geçmek üzere bir
ipekli kumaş istandart nizam-
namesi yapılarak muayyen
tip ve muayyen evsafta ipekli
kumaşlar dokunmaya başla.
mış ve buda Hükümetin kont
rolü altına girmiştir.
Görülüyor ki, Cümhuriyet
Hükümetimiz memleket ipek
böcekçiliği üzerinde istihsal.
den istihlâke kadar en ince
teferruatile meşgul olarak bu
uğurda alınması icabeden
bütün tedbirleri almış ve
müsbet neticeleri de ( elde
etmiştir.
— — ekine -
Tahlil:
Türk ve Fransız Cümhuriyetleri
1789 tarihindeki Fransa
ihtilâli ardından Fransa meş-
rutiyet oldu. Fakat meşruti-
yet idaresi esnasında kral re.
jime ihanet ve mutlakiyeti
iade için memleket içinde
tefrika ihdas etmekten geri
kalmadı.
Hattâ maksadını elde et-
mek arzusile düşmanla el ele
vermekten de çekinmedi. Bu-
nu, gören. Fransız inkılâpçı-
ları Cümhuriyeti ilân ettiler.
1792 de Fransanın düşman.
ları hududu geçmiş idiler.
Cümhuriyet; imtiyazlı sı-
nıfın ve Fransız kral ailesi-
Nazım YÜCELT
nin hiyanetlerine ve düşman-
ların taarruzuna rağmen hu-
dutları ve istiklâli korudu
1793 te de düşmanla iş bir.
liği yaptığı tahakkuk eden
kralı idam etti. Ayni sene
Cümhuriyet esaslarına uygun
bir kanunu esasi yapıldı. Fa-
kat zamanın fevkalâdeliğin-
den dolayı tatbiki geri bıra-
kıldı. Ve memleket meclisi
azası arasından seçilen (selâ-
meti umumiye komitesi) tara-
fından idare olundu. 1795 de
memleketin durumu iyileşti.
Düşmanlar huduttan dışarı
atılmıştı. Ve bazı düşman.
58 ULUDAĞ
larla galip şeklinde sulh im
zalanmıştı
Dahilde de köylüyü se-
vindiren tedbirler alınmıştı.
İmtiyazlı sınıfın elinde bu.
lunan araziden mühim kısmı
köylüye satılmıştı. Bu suretle
nisbeten müreffeh bir köylü
sınıfı meydana gelmişti oŞe-
hirlerde orta sınıf zengin
oluyordu.
1795 de yeni bir kanunu
esasi yapılarak ( direktuar )
adında yeni bir hükümet
şekli kuruldu. Ve bu devirde
(milli hakimiyet) Cümhuriyet
devrine nisbetle mahdut idi.
Filhakika orta sınıf halk mil
letin. mukadderatına hakim
olmuştu. Fakat muhtelif dev.
let kuvvetleri arasında bir
rabıtasızlık vardı. Ve bu se.
bepten çıkacak olan ihtilâf.
ları halledecek kuvvetli bir
makam yoktu. Milli idarede
mekeziyet usulü yerine ade-
mi merkeziyet usulü konul.
muştu. Siyasi fırkalar ordu.
yu da siyasete karıştırmıştı.
Bu idare parasız ve aciz kal.
mıştı. Nüfusu her gün bir az
daha kırıldı. Direktuar hü.
kümeti yıkıldı
1799 da konsüllük kurul-
du .
1815 den sonra irtica ga-
lip gelmişti. Fakat Frasız ih-
tilâlinin ortaya attığı hürri-
yet fikirleri 1830 da Fran
sada ve Avrupanın her ta-
rafında yeniden canlandı ve
irtica yenildi. Ve münevver
halk zümresi iş başına geçti |
hayata taallük
eden meseleler hürriyet esa
sına göre halledilip devletin
iktisadi işlere müdahalesine
taraftar olmadılar. Bu tarih.
lerde sanayi gittikçe inkişaf
ediyor ve amelede o nisbette
artıyordu. Amele ile köylü
hürriyet adına yapılan ihtilâ
lin kendi maddi vaziyetlerin-
de bir değişiklik oyaptığını
görüyorlardı. İntihapta ser-
vetin esas tutulması içtimai
müsavat isteyenleri hürriyet-
ve içtimai
çlerden soğuttu ve buna
mukabil cemiyette ahalinin
bilâistisna Ohukukca müsavi
olmalarını ve devletin idare-
sine iştirak etmelerini isteyen
halkçılar, herkesin mal ve
servet kaydına bakmayarak
intihaba iştirakini, tedrisatın
meccani olmasını, vergilerde
müsavatı, devlet vazifelerinin
şubelendirilmesini ve çoğal.
tılmasını, fakirlerin devlet ta-
rafından himaye olunmasını,
devlet tarafından cemiyet ef-
ULUDAĞ 59
radı arasındaki müsavatsızlı-
ğın azaltılmasını istiyorlardı
ve memleketin tek reyle in-
tihap olunmuş tek meclis ta
rafından idare olunmasını is-
tiyorlardı.
Nihayet 1848 tarihinde
halkçı ve müsavatçı fırkalar
krallığı yıktılar ve yerine
muvakkat Obir Cümhuriyet
idaresi kurdular.
Bu cümhuriyet hükümeti
matbuat ve içtimai hüriyeti
ile reyiam usulünü kabul etti
ve ameleyi memnun etmek
için “iş evleri, açtı. İşsizlere
iş bulunması “devletin bir va
zifesi addolundu. Fakat dü.
şünülen şeyler tatbik sahasına
geçmeye başladıkça amele
fırkası ile ocümhuriyetçilerin
arası açıldı. Müessesan mec.
lisi için yapılan seçimde cüm-
huriyetçiler kazandılar. Bu
zamanda amelenin arzusile
açılan “işevleri, iyi işlemedi.
Parasızlık ve Fransız şe-
hirlerindeki amelenin uyan-
dırdığı itimatsızlık “iş evleri,
nin hükümet tarafından ka-
panmasını mecburi kıldı. Bu
amele hükümete karşı cephe
aldı. Bu hareket hükümet ta-
rafından bastırıldı. Amelenin
menfaatine uygun olarak alı-
nan kararlar bozuldu Bunun
üzerine amele de hükümetten
yüz çevirdi. Köylülerle mü-
nevver halk da hükümete
karşı itimatsızdılar. Bunlar
kiliseye dayanan bir hükümet
sistemi istiyorlardı. Velhasıl
cümhur başkanı olan Lüi.Na.
polyon cümhuriyetçilerle ame-
le arasındaki bozukluktan ve
halkın siyasi terbiyesinin henüz
teşekkül etmemesinden isti.
fade ederek sağda solda tah-
rikâta başladı. Fırkalar ken.
disinin cümhur başkanlığını
temdit etmiyorlardı. Bunun
üzerine zorla (o cümhuriyeti
lâğvederek Fransada ikinci
imparatorluğu kurdu. «1851»
Üçüncü Napolyon adını
alan Lüi Napolyon imparator
olunca bazan papaslara da.
yanarak irtica yolunu tuttu,
bazan da hürriyetçilik tasladı.
Dahili bozukluğu harici siya-
setteki muvaffakiyetlerle ört-
tü. Nihayet 1870 harbinde
Almanlara mağlüp oldu ve
esir düştü. Kendisi de impa-
ratorluktan ıskat edildi ve
Fransada milli bir hükümet
kuruldu
Bu hükümet Almanlar ile
sulhü temin edince devletin
şeklini kat'ileştirmeğe koyul.
60 ULUDAĞ
du. Muhafazakârlar kırallığı
istiyorlardı.
Fakat çalışmaları fayda
vermedi. 1875de yapılan
kanunu esasi yeni hükümet
şeklini cümhuriyet olarak tes-
bit etti.
Bu cümhuriyet Fransanın
üçüncü cümhuriyetidir ve za.
manımıza kabar devam et.
miştir. Bu devirde :
1 — İlk tahsilin mecburi
olduğuna dair kanun
2 -— Cizvitlerin hükümet-
ten izin almadan tedrisat
yapmalarını meneden kanun
“çünkü papaslar saltanat ta.
rafdarlarile birleşerek cümhu-
riyeti devirmek istemişlerdi,,
Ayan meclisi bu kanunu red-
detti o Bunun üzerine hükü-
met;
3 — Tarikatların lâğvına
ve Fransadan tardına
4 Manastırların kapan-
masina
Si Mekteplerden dini
tedrisatın kalkmasına
6 — İlk tahsilin meccani
olmasına
7 — Ruhanilerin mektep-
lsri teftiş etmelerinin
nuiyetine dair kanunlar ya-
pıldı o Ayan meclisinin mu.
hafazakâr hareket etmesi yü-
mem-
zünden 1884 de kanunu esasi
tadil edilerek mansup ayan
lıklar kaldırıldı
Cümhuriyetçilerden bazı-
ları « A — İrad üzerine vergi
konmasını. B— Din ve dev-
let işlerinin oayrılmasını.
C — Büyük iktisadi işlerin
devlet tarafından yapılma-
sını. D — İçtimai ıslahat ol-
masını, istiyorlardı. Bilhassa
içtimai ıslahat ekseriyetin
hoşuna gitmedi ve meclis
iki zümreye ayrı'dı. Ve iste-
nen şeyler münakaşa vazi-
yetinden kurtulmadı.
1889 - 1899 da mufedil
Cümhuriyetçiler idarei mas-
lahat yolunu tuttular. Sen-
raları sosyalizm o öereyanı
kuvvetlenmeğe © başlayınca
Cümhuriyetçiler sosyalistler-
le iyi geçinmeğe başladılar.
Bu defa diğer partilerle teş-
riki mesai ettiler,
Fakat sonraları müfrit
Cümhuriyetçiler kuvvetlendi.
Bunlar iş başına geçtiler.
Fırsat Obuldukça tedrisat
yapan papasların sureti ka-
tiyede tedrisattan men olun-
malarını kararlaştırdılar. Bu
sebepten papa ile Fransanın
arası açıldı. Fakat müfrit
Cümhuriyetçiler «1905» dün-
ULUDAĞ 61
ya işlerile din işlerini birbi-
rinden katiyen ayırdılar.
2
1 — Mütareke yıllarında
Türkiye itilâf devletleri ta-
rafından işgal edilmiş ve
yurtseverler Büyük Şef ile
Anadoluda kurtuluş savaşına
hazırlanırken İstanbulda pa-
dişah Vahdettin düşmanla
birlik olmuş ve Anadoludaki
Türk hareketine ihanet et-
miş, zaferden sonra 17 teş-
rinisani 1922 tarihinde İngi-
liz gemisine binerek Türki-
yeden kaçmıştır.
Vahdettin kaçmasa idi
ne olurdu? Buna cevap ver-
mek için, Vahdettinden son-
ra halife olarak tanınan ve
bilâhara hilâfetin lâğvı ile
hilâfetten uzaklaştırılan Ab-
dülmecide yapılan muameleyi
hatırlamak kâfidir.
Abdülmecit 16 ıncı Lui
gibi idam edilmedi, yalnız 4
mart 1924 tarihinde bütün
hanedan efradile memleket-
ten uzaklaştırıldı.
2 — Türkiye, Fransada
olduğu gibi muhtelif devre-
lerde muhtelif idareler tara-
fından değil yalnız halkın
mümessillerinden mürekkep
«Türkiye Büyük Millet Mec-
lisi Hükümeti»
idare edilmiştir.
tarafından
3 — Türkiyede imtiyazlı
sınıf saltanatın lâğvı ile ta-
mamen kaldırılmıştır.
4 — Fransada olduğu gibi
devlet kuvvetleri ve bunların
arasında Obir rabıtasızlık
mevzuubahs değildir. Ve bu
sebepten dolayı orlaya çı-
kacak ihtilâf yoktur.
5 — Türkiyede Cümhu-
riyet devrinde ordu. hiç bir
zaman siyasi fırkalara ka-
rıştırılmamıştır.
6 Türkiyede irtica
mevzuubahs değildir. Fran-
sa gibi bir rejim hazımsızlı-
ğı yoktur.
7 — Türkiyede ( sanayi
işleri bir metod içinde gö-
rülmekte ve buda idare sis-
teminde bir mesele ihdas
etmemektedir.
8 — Türkiyede intihap
kanunu 1923 te değişmiş ve
bilâkaydüşart 18 yaşını ikmal
etmiş vatandaşlar intihaba
işlirak etmişlerdir.
Bilâhara bu kanun tadil
edilerek kadın ve erkek her-
kes kanun dairesinde intihap
ve olunma hakkına
maliktir.
9 — 1830-1848 ihtilâlle-
etme
62 ULUDAĞ
rini yapan sebeplere Türki-
yede tesadüf olunamaz.
10 — Fransada 1792,
1848, 1875 Cümhuriyetleri
görülür.
Türkiye yalnız 1923 Cüm-
huriyeti görülür.
11 — Türkiyede fırkala-
ra, binaenaleyh siyasi fikir
ayrılıklarına tesadüf oluna-
maz,
12 — Fransada inkılâba
1789 da başlanmış ve ancak
bu tarihten 81 sene sonra
(ilk tahsil) mecburiyeti, pa-
pısların tedrisat yapmaktan
men'i, tariklerin lâğvı, ma-
nastırların kapanması, mek-
teplerJlen dini tedrisatın
kalkması, ilk tahsilin mec-
cani olması kanunları yapıl-
mıştır.
Türkiyede bunlar Cümhu-
riyetin ilânından sonra iki
sene içinde yapılmıştır. Bu-
na ilâve olarak kendi bün-
yemizde mevcut (âşarın kal-
dırılması, kiyafet birliği,
beynelmilel takvim ve saat-
lerin kabulü ilâh) gibi ka-
nunlar da yapılmıştır.
11 — Fransada (din ve
devlet işlerinin ayrılması,
büyük iktisadi işlerin dev-
let tarafından yapılması) in-
kılâba başladıktan 95 sene |
sonra yapılmış, Türkiyede ise
yukarıda söylediğimiz gibi
Cümhburiyetin ilânından iki |
sene sonra tesviye edilmiş-
tir.
3
Türkiye Cümhuriyeti Ata-
türk ve onunla tek bir in-
san gibi çalışan 16 milyon
Türkün eseridir. Türkün in-
kılâbı asırlarca yapılan iş-
leri senelere sıkıştırmıştır,
Atatürk kendi eseri olan
inkılâbı mili sır olarak mu-
hafaza etmiş ve zamanı ge-
lince tatbik etmiştir.
Türk inkılâbı kendinden
önce yapılanı Fransız, Ame-
rikan ve diğer milletler in-
kılâp hareketlerinden şüp-
hesizdir ki örnek almıştır.
Türk halkının zekâsı ve
bu inkılâbın hazmına kabi-
liyeti müsait olmakla bera-
ber unutmamalıdır ki asırla-
rın onun mefküresini dini
bir çerçeve içine almış ve
onu iskolastik bir terbiyeye
de bağlamıştır.
Türkler yetişkin bir mil-
let gibi iskolastik terbiyesini
bir tarafa bırakarak yüksek
zekâsiyle büyük (o Atasının
gösterdiği yollardan hiç arı-
ULUDAĞ
za göstermeden bir kaç se-
ne içinde akıllara hayret
veren inkılâbını yapmıştır.
Bu inkılâbın oluşunu yal-
nız Türk milletinin olgunlu-
ğunda değil, o inkılâbın ku-
rucusu Atamızın çok yüksek
şahsiyetinde aramak lâzım”
dır.
Atatürk vatanı kurlar-
dıktan sonra milletin aydın
ve aydın olmıyan zümresini
kendi etrafında toplamıştır.
Binaenaleyh yaptığı işleri
kâfi görebilirdi, fakat Ata-
türk en mühim işine milli
savaşlardan sonra başla-
mıştır.
Türk sosyal ve ekonomik
varlığını daha yakından bü-
—
63
tün teferruatile bilen Ata-
türk, Türk içtimai ve ikti-
sadi hayatındada milli sır
olarak sakladığı inkılâplarını
sıra ile tatbik etmiştir. Ve
inkılâbın büyük hamlelerini
1928 senesine kadar hızlı
olarak yürütmüştür.
Türk Cümhuriyet ve in-
kılâbının asıl mümeyyiz vasfı
buradadır. Ve Cümhuriyet
ile inkılâbın vasıflarını ev-
velâ Atatürkün çok yüksek
şahsiyetinde ve Türk mille-
tinin büyük kabiliyetinde
aramalıdır.
Avrupalılar Türk istiklâl
savaşına bir mucize ve Ata-
türkün yaptığı inkılâplara da
diğer bir mucize olarak
bakmaktadırlar.
« Münazarai Sultanı - Bahar
bâ Şehriyarı-Şitâ »
Yazan :
Bursalı Lâmii ÇELEBİ
Kitabı yazan Lâmii Çelebi
Bursalıdır . Asıl adı Mah-
muttur. (Lâmii) mahlâsıdır.
Bursada yetişmiş, Bursada
ölmüştür. Demir Gürkanın
Bursadan Semerkande götür-
düğü meşhur (Nakkaş Ali)
nin torunudur. Babası Os-
man Çelebi, ikinci Beyazıdın
defterdarı idi. Babası da ken-
disi gibi âlim, şair, derviş
bir zattı. Nakşibendi tarika-
tındandır.
Lâmii, Kanuni Süleymanın
zamanında yetişmişti. Dedesi
Nakkaş Alinin Hisarda yap-
tırdığı Nakkaşali (omesçidi
mezarlığında gömülüdür.
Çeviren ve kısaltan :
Mümtaz Şükrü
Mevlânâ (Cami) nin eser-
lerini Türkçeye çevirdiği için
kendisine(Câmii-Rüm)ünvanı-
nı da vermişlerdi. Âlim, fâzıl,
şair, edip ve hakim bir zattı.
Lâmii; Bursanın yetiştirdiği
bir çok büyük adamların en
ön safında gelenlerdendir.
Eserlerinin başlıcaları şun-
lardır:
Tercemei Nefahatülüns ,
Hüsnüdil, Şerefülinsan, İbret-
nüma, Menkıbei Üveysülka-
rani, Tercemei Şevahidinnü-
büvve, Şerhi Dibacei Gülistan,
Şerhi Muammai Esmaülhus-
na, Bahar ve Hazan, Münşeat,
ULUDAĞ 65
Mecmaülletâif , “Münazarai
Nefs ve Ruh; İbrahim paşa-
ya ithaf eylediği on bin be-
yitlik divanı, Ferhatname,
Vamık ve Azra, Veyse ve Re-
min, Ebsal ve Selâman, Şem'
ve Pervane, Cabername,
Farsça Lügat, Heft Peyker;
Şehrengizi Bursa, Güyü Çev-
gân, Münazarai Sultanı-bahar
bâ Şehriyârı-Şita...
Bursa ve Uludağ için ya-
zılmış olan (Münazarai Sul-
tanı-Bahar bâ Şehriyarı-Şita)
sını hülâsa ediyoruz:
Bursamızın yetiştirdiği âlim
ve şairlerden Lâmii Çelebi;
bir gün, arkadaşlarile evinde
sohbet ederken; söz Bursanın
cennet gibi yaylaklarına, dağ-
larına, kaynaklarına, nehir-
lerine çayırlarına, çimenleri-
ne, mesirelerine, çiçeklerine,
havasına, suyuna intikal edi-
yor. Kendi gibi zarif, şair ve
âlim olan arkadaşlarının her
birisi, Uludağın güzel yerle-
rini anlatıyorlar. Lâmii Çe-
lebinin Bursayı meth için
yazdığı ( Şehrengiz ) inden
parçalar okuyorlar.
İçlerinden birisi, bu em-
salsiz dağın güzel sularının
gönüller açtığını, havasının
canlara can kattığını, her
köşenin cennet bağları gibi
olduğunu söylüyor; fakat,
yazık ki: adı Keşiş dağıdır;
diyor. Papasların dağda bir
çok manastırlar yaparak vz-
let ve inzivaya çekilmiş ol-
duklarını ve hâlâ zirvede cn-
lardan eser ve alâmetler bu-
lunduğunu anlatıyor.. Şimdi
de dağla, dervişlerin, âlim-
lerin, tarikat erbabının yer
aldıklarını ve (Şehrengiz) de
onların ahvalinden de bah-
sedildiğini söylüyor.
Bihamdillâh ki şimdi ol diyarı
Makamı ehli islâm etti bari
Olup bir yânı ilm ehline yaylağ
Kıluriar cem'olup dağ üstünü
bağ
Dağın muhtelif yerlerinde
yaptıkları yüksek sığınaklar-
da ilim ve kemal erbabının
toplandığını, dersler verdik-
lerini; ilmi mübahaselerde
bulunduklarını; dünya ve ahi-
ret hakkında kıymetli mü-
nakaşalara giriştiklerini; in-
zivaya çekilmiş olanların Ulu-
dağı mesken edindiklerini;
yer yer inziva ve vahdete
çekilmiş dervişlerin bulunduk-
larını anlatıyor. Ve böyle
olduğu halde, yazık ki adı
hâlâ Keşiş dağıdır. Bu ad
yalnış ve ayıptır; diye acı-
nıyor.
Lâmii: — Evet; diye cevap
veriyor; bütün söylediklerin
66 ULUDAĞ
doğrudur. Fakat (Keşiş) ke-
limesi belki de (papas) ma-
nasıra olan (Keşiş) değildir;
de, fariside (keşiden) masda-
rından ismi masdardır. (Çe-
kişmek) manasınadır. (*) Çe-
kiş dağı niçin olmasın? Zira;
bu gö«lere baş veren Uludağ;
havalar kayn.ğı, deryalar
nefeslerinin uğrağıdır. Bazan
lâtif bir havada, bahar eser-
leri heyecanla görünür; ba-
zan; kükrer taşar... Çekişir,
dururlar: Dünya daima inkı-
lâp üstündedir. Bazan saa-
det,. bazan nühusst tecelli
eder.
Bahar sultan, soğuklar
süvarilerini ve kış askerlerini
sürüp çıkardıktan sonra zevk
ve safaya dalmışken kış şeh-
riyarı cenup kabilelerini top-
layarak Bahar sultana bü.
cum eder; ve dağın doruğu-
na zafer bayrağını diker.
Bahar sultan da ( bu defa
zevk ve safaya daldık; gafil
avlandık) diyerek deniz ke-
narlarına ve evlere çekilir.
Ve yine fırsat kollayarak gü-
neşle beraber kışı sürüp çı-
karırlar.
Bu didişip çekişmeler da-
19) O halde buna (Çekiş dağı) da
diyebiliriz: Turistleri safa, zevk; iyi ve
temiz hava erbabını çeken Çekiş dağı,
imi olduğu için bu dağa (Ke- |
şiş) dağı demişlerdir.
Lâmiinin bu tefsir ve bu- |
luşuna arkadaşı pek memnun
oluyor. Ve bunu uzun uzun
yazıp tasvir eylemesini rica
ediyor. Lâmii bu temenniye
şu cevabı veriyor:
— Temennan makul ve
istidan makbul..
*.
Bahar sultanla ünlü Kış
şehriyarının karşılaşması
Güzeller güzeli; eşi ve
emsali bulunmayan bu cen-
net Bursanın toprağı, lâtif
rüzgârlardan daha güzel; su-
ları kevserlerden daha lâ-
tiftir.
(Bu mübarek yurt, âlimler
durağı, evliyalar medfenidir.)
Gece ile gündüz bir oldu-
ğu zaman, geceler ve gün-
düzler itidâl bulur; fena ha-
valar iyileşir. Güneş ve lâtif
rüzgârlar intizam bulurlar.
Nergisler açar. Rüzgâzlar
güzel kokular getirir. Cece
ve gündüz fitneler koparan
kar ve şiddetli soğuk rüz-
gârlar, ihtiyarlar; kuvvetten
düşerler. Anber kokulu rüz-
gârlar, cevher saçan bulutlar
âleme taze hayatverir. Yap-
ULUDAĞ 67
raklar inci gibi şebnemlerle
bezenir. Gülün yüzü ay gibi
tazelenir. Sünbülün kokusu
geceleri ta'tir eder. Lâlenin
çehresi tüllenir, dünyanın
yüzüne parlaklık ge'ir. Her
an bu diyarda nice nice eser-
ler baş gösterir..
Kış şehriyarı birdenbire
gelerek dağları ve vadileri
bastı; yağma etti. Bir çok
zararlar ve ziyanlar yaptı.
Bahar sultan; düşmana
bir kaç günlük meydan ve
imkân vererek, deniz kenar-
larına ve cennet gibi yerlere
çekildi. Zahiren tahammül
ve sükün, vekar göstermişti.
Fakat hakikatte askerlerini
techiz ve tedvir ile meşgul
idi. Hazırlıklarını kısmen ik-
mal ettikten sonra, gece ve
gündüz diyar diyar dolaşan
(Bahar rüzgârı) nı, kışın is-
tilâsından darma dağın olup
köşelere saklanan tabiata
ve civarda bulunan askerlere
gönderdi.
(Bahar rüzgârı ) şark ve
garp memleketlerine gitti.
Gece ve gündüz durmadı,
dialenmedi: tabiatın gönlüne
girdi. Ve Babar sultanın hü-
cum edeceğini herkese bil-
dirdi. Her birinin, vaadler
ve iknalarla, gönlünü alarak
dedi ki:
«Ey korkmuş, sinmiş ve
aldatılmış tayfa!,. Ey perişan
ve şaşkın kavim!.. Bahar sul-
tanın eski nimetlerini unuttu-
nuz mu?. O eski zevk ve sefa;
iş ü- işret demleri hatırınız-
dan silindi mi?
«Ya eyyühellezine âmenü
ve üzkürü nimetullahi aley-
küm..»
Kış şehriyarının zulüm ve
eziyetleri bunların canlarına
yetmişti. Kıtlık ve fukara-
lıktan her biri bir köşeye sin-
mişti, Onlar da:
«Allahım bizi bu zalimin
diyarından çıkar ve kurtar»
duasile cevap verdiler.
Ve bahar rüzgârına hata-
larını, kusurlarını, tedbirsiz-
liklerini itiraf ettiler:
Peşimanız şeha bu pişelerden
Perişanız yavuz endişelerden
dediler:
Bahar rüzgârı, onları af-
fetti Ve sevinçle Bahar sul
tana gelerek müjdeler ve
beşaretler getirdi; ve dedi:
Yakında ve uzakta hür
ve esir herkes, Kış şehriyarı-
nın zulmünden muztarip ve
bitkin bir haldedir. Sultanı-
68 ULUDAĞ
mın bücumunu dört gözle
bekleyip hazır duruyorlar.
Bu haberi alan Bahar sul.
tan her tarafa mektuplar ve
adamlar göndererek asker
toplanmasını emretti. Ve ken-
disi maiyeti halkını alarak
sahraya gelip yerleşti. Bay-
rağını dikti.
“5
Bahar sultanın Kış
şehriyarına mektubu
Eyigaddar Şehriyar! Sen
ki kış kumandanısın!. Her
zaman bir çok askerler top.
layıp fitne ve fesat koparır;
halkı canından bezdirir, mem-
leketler yakar, yıkarsın Lâ
netleme ayağının bastığı yer
kurur. Halk; safa ve neşeyi
unutur. Baykuş gibi her yu-
vada ötersin; her zaman ve
her yerde senin zu'mün ve
fena işlerin sonsuzdur. Bil.
mez misin ki zulmün sonu va-
himdir. Ve zalim olanlar ce-
hennemliktir. Şevket ve ik.
tidar kibirle ve zorla olmaz
Kalabalığa güvenme; sen düş.
mansın!.
Ben ki Bahar sultanım;
gece ve gündüz adalet, ih.
san, imarla meşgulüm. Yer-
leri mamur ederim. Her ta.
rafı şenlendiririm. Suyun ve
toprağın verdikleri okenim
eserlerimdir. Az z:manda çok
iş başaran benim!,. Gördüğün
bu güzellikler ve sanatlar
benim sanatkâr ellerimin mah.
sulleridir. Ben keşif ve ke.
ramet sahibiyim. Şaşılacak
madenler çıkarırım. Bedeh.
şan taşına renk ve güzellik
veren benim. Arının tükrü
güne o şifayı ve o halâveti !
Bir dalda di
kenle meyvayı, can veren
suyum ve havamla, yetiştiri-
rim; hülâsa: nurlarım yüzümde
parlamaktadır
ben veririm! .
Dağları ve vadileri, dün-
yanın her tarafını temiz ör.
tülerim ve şerefli elbiselerim
süslemektedir Bütün bunlar
baştan başa, tamamen benim
sanatkâr ellerimin yarattığı
şeylerdir.
Benim terbiyemle sünbü.
lün kokusu o kadar güzel.
dir?1.. Ve benim tasfiyemle
gülün yüzü ay gibidir?!.
Hülâsa: eserlerime ve yap-
tıklarıma sayı ve son yok-
tür. Emirlerimi ve hükümle-
rimi yaptırmak ve parlak za-
ferlerimin bayrağını yeşil kün-
betin üzerine dikmek için
zaferlere kanat açan asker-
ULUDAĞ 69
rimle üzerine yürüdüm ve
(alât: harp ve esbabı darp)
ile sahraları bürüdüm. Eğer
mert isen hazır ol vaktine!.
Yaptığın fitne ve fesadı, zu-
lüm ve inadı allahın yardımı
ile bir anda yok edeceğim!.
Bundan sonra bir saat dura-
cak değilim! İradesi kuvvetli
seyyah; sabır demirini, ta-
hammül denizinden çekip,
ikdam sefinesine oalmıştır!..
Ve gidiş yelkenini himmet
kanadı gibi açıp gayret ge.
misini hedefe salmıştır
Allahın yardımı benimle-
dir. İleri karakollarım, çıkar-
dığım uc ve pişdarlarım kuv
vetli ve uğurludur. Kılıcım
ve hançerim şark güneşi gibi
yakıcıdır. Vuruşumun sarsın-
tısı sesinden denizin dibinde
ki canavarın yıldızı sönmüştür.
Her yerde azmimin ve irade-
min haşmetinden sahradaki
kaplanın pençesi kana yun-
muştur. Senin için gururu ve
kibri kafandan çıkarmak ev.
lâdır. Faydalı olan nasihati
can kulağile dinle. Memleketi
baştan başa bana teslim et.
Tanrı; emanetleri ehline veri-
niz buyuruyor. Bir ayak evel
islim iklim başını al, git!..
*
“»
Bu mektup Kış Şehriyarı-
nın önünde okununca göğsü-
ne ok vurulmuş gibi gözlerin-
den ateş çıkarak gök gibi
gürledi. Mektubu (Tanyeli)nin
elinden kaptı, yüz parça etti,
Ateşe attı. İçine ateş düş-
müştü. Hışım ve gazapla atına
atlayarak: “Yediden yetmişe-
dek herkes askerdir, toplan.
sınlar!,, diye haykırdı
«Gönül köşküne ateş dü
şünce dimağın tavanı duman-
la dolar».
Fakat: faydasız cabalayış.
Küçük, büyük; fakir ve
zengin herkes kendisinden
yüz çevirmişti Onun zulmü,
eziyeti hepsinin canına yet.
mişti. Herkes bir köşeye kaç-
mış; çekilmiş, sinmiş, saklan-
mıştı .
“Mülk küfürle durur fa-
kat zulümle durmaz,,. (Lâmii
burada padişahlara uzun na-
sihatler veriyor).
*
“
Casus (Tanyeli) nin Bahar
Sultana Kış Şehriyarının ha-
linden haber getirmesi
Tanyeli, Kış Şehriyarının
bu hiddet ve şiddetini gör-
dükten sonra Bahar Sultanın
katına geldi; hizmetine yüz
70 ULUDAĞ
sürdü. Kiş Şehriyarının canı-
na ateş düştüğünü; içinin ga-
zap ateşlerile (o tutuştuğunu
söyledi Mektubunu yüz par
ça ederek ateşs attığını an-
lattı. Tanyelinin anlattıklarını
Bahar Sultan sükünetle din.
ledi ve «Kitabı yırtanların
vallah mülkü yırtılır » diye
mırıldandı. Tanyeline döne
rek:
— Biçare ne bilsin ki o
yüz parça ettiği benim mek-
tubum değil, kendi mülkünün
bakası namesidir. Ömrünün
ve hayatının yazısıdır. Dev
leti sona ermiş, mahvı yak.
laşmıştır. Saltanatı nihayet
bulmuştur. Bana ve emrime
itaat etmeyenler hüsrana dü-
şeceklerdir.
Kayıplara hitap ederek:
- Ey biçare; henüz kol-
larına güvenerek mağrursun.
Bilmez misin ki kolunun kuv-
veti canına mihnet ve işken-
cedir. Alnının kara yazısı
vücudunun belâ ve zahmet
nakışlarıdır. e Askerden ve
halktan; memleket çocukla-
rından yardım ümidinden vaz
geç; (...) âyetini oku! .
“ Devlete irenlere idbar
gelince her saati bir ziyan-
dır.,
(Lâmii, burada padişah.
lara bir nasihat daha veriyor)
«Memleket halkla mamur
olur. OHalksız hükümdarlık
mümkün değildir».
Bahar sultan bu delilleri,
bu hikmetleri, bu nasihatleri
söyledikten sonra askerlerinin
toplanmasını emretti.
Bahar sultanın Kış şehriya-
rile savaşa karar vermesi
Bahar sultanın maksadı
etrafa yayıldı. Az zaman
içinde bulunduğu sahra as-
kerlerle doldu.
Sultanın çadırı bir yeşil
tepe üzerine kuruldu, her ta.
raf süslendi; donatıldı. Dö-
şendi. Yerleri o kadar güzel
döşediler ve süslediler ki Çin
ve Hatay nakkaşları solda
sıfır kaldı. Zafer bayrakları
her yerde kol ve kanat açtı
Kuşlar sevinçle cıvıldaşarak
Bahar Sultanın çıktığını her
tarafa yaymağa ve bildirmeğe
başladılar . Bahar Sultanın
askerlerinin coşup çağlaması
yeri göğü tuttu. Bahar sul-
tanda yer altındaki gizli
hazinelerini, mallarını çıkara.
rak bütün askerlerine; büyük
küçük, herkese dağıttı. Şöy-
le ki karayer akçe ile örtül.
ULUDAĞ 71
dü. Zamanın kesesi yıldızlar
sayısınca (Dinar) doldu. Müf-
lis bağlar, bahçeler, çayırlar,
çimenler, eteklerini doldur-
dular, yoksulluğa ebedi tövbe
kıldılar. Parlak lâaller, ya.
kutlar ayaklar altında dö-
küldü kaldı.
(Lâmii; burada, hakimane
sözlerle, uzunca bir nasihat
daha veriyor).
Bahar sultanın askerlerini
techiz etmesi
Bahar sultan: «Kutlu ve
uğurlu bir vakit ihtiyar olun-
sun » diye ferman etti. Ha.
kim mühendis; takvim ve
zayiceye göre parlak birgün
ve gönül okşayıcı bir saati
gelip bahar sultana arzetti
Bahar Sultan da askerlerine
(göç!) emrini verdi.
(Çimen) piyadesini ve seb-
zeyi bir yeşil deniz gibi öne
sürdü, Ve kol kol lâleler, şa-
kayikler, binlerce saz ve
yapraklarla takviye etti. Ba-
bunç, semen, nergis ve nes-
teren yeniçerilerini silâhlar
ve oklarla ve acaip harp
aletlerile öyle techiz etti ki
yer yüzü dalgalı denize ben-
zedi. Semen, nestren, babunç
yeniçeri; ağası yasemin; ket.
hiidası da zanbaklardı.
Her taifeden askere yar-
dım için kollar gönderdi.
Güneşten parlaklık alan Ni-
lüfer, altın tolgalar giyip,
alaylar bağladı; sanki cihan
altına yandı. Gök renkli
menekşe, dizi dizi saflar çekti.
Sanki yer göğe boyandı.
Âd soyundan olan (Süsen)
ler, Buğdan askeri gibi; el-
mastan ok ve teberlerini
başları üzerine aldılar. Sikke
yüzlü Rumi yiğitler olan ka-
ranfiller; kalenderi ve hay-
dari ayinleri gibi öteye beri-
ye koşuşarak hizmette irtibatı
temin ettiler. Hint ve Sint
cemaatinden olan sünbüller
(cami) ler kaidesi üzere imam
tavırlarile yollarda naz ve
edalar gösterdiler.
Gül bahçeleri ; güneşler
gibi altın feleği sinelerine
çekip gonçelerden lâal ren-
ginde miğferlerle yıldızlar
gibi süsler gösterip bayrak-
lar kaldırdılar. Çiçekler, a-
ğaçlar gümüşten hünerler
gösterdiler ; tuğlar sokunup,
taylesanlar sarkıttılar. Ar-
mut suvarileri, bayramlık el-
biseler gibi, temiz ve lâtif
elbiselerile yer yüzünü be-
yazlattılar...
Bu tertip ve süsleri gö-
ren ünlü Bulut da Bahar sul-
72 ULUDAĞ
tana uyarak gök gürleme-
sinden topçularını ve yıldı-
rımlardan tüfenkçilerini be-
rabe: yolladı; yeri ve göğü
Bahar sultanın askerleri bü-
rüdü.
Bahar sultanın şöhreti
her tarafa yayıldı. Her ta-
raf rahat verici kokularla
ve tatlı bahar rüzgârlarile
doldu. Güller aynasından
vahşet pası ve dehşet rengi
silindi.
Güneşle ayda altın ve
gümüş deflerle raksederek
ortaya atıldılar.
Bahar sultan bütün bu
debdebe ve ihtişam içinde
menzilden menzile kona göçe
az zamanda Uludağ etekleri-
ne geldi. Başına kara bulut-
tan külâh giymiş olan bu,
dehşetli , ejder gibi dağı
gördü.
“Başı göklere değen bu
dağa çıkmak ( kavi ikdam
ve azim ihtimam ) la olur. Ba-
husus Kış şehriyarının asker-
leri bu dağlara tahassun
eylemiştir. e Askerlerim bir
kaç gün bu dağın eteklerin-
de dinlensinler, yorgunluk-
larını alsınlar » dedi. Kuman-
danlarını toplayarak onlarla
müşavere ve müzakere eyledi.
#
e
Kış şehriyarının Bahar
Sultana gece baskını
Tepeleri sığınak yaparak
bekleyen, fırsat kollayan Kış
şehriyarı, Bahar sultanın ne
yaptığını izleyerek, gözetle-
yerek bekliyordu.
Babar Sultan, kuvvetine
itimat ve devletine istinat
ederek gaflet içinde idi. Kış
şehriyarı; tam vaktidir diye-
rek soğuk mehtap ve yıldız-
larla ittifak etti. Açık ve
ayaz bir gecede Bahar sulta-
nın askerlerine gece baskını
yaptı. Kış Şehriyarının as-
kerleri dağlardan inerek Ba-
har sultanın etrafını yağma
ettiler. Askerlerine bir çok
zarar ve ziyanlar verdiler,
her taraf kana bulandı. Fa-
kat Bahar sultanın askerleri
yıldızlar gibi sayısız ve der-
yalar gibi hudutsuz idi. Bu
baskından okadar müteessir
olmadılar. Bahar sultan gu-
rur uykusundan uyandı. Bi-
raz müteessir oldu. Bu halin
başına gurur ve gafletten
geldiğini anladı. Dağılmış
askerlerini topladı ve onlara
maneviyetlerini takviye ede-
cek uzun bir nutuk verdi.
Askerleri her taraftan dağın
yukarılarına doğru hücum
ULUDAĞ Mez
ettiler. Küçük büyük kuşlar
askere refakat ediyor ; her
tarafı seslerile dolduruyor-
lardı. Bahar sultan, Kış şeh-
riyarının üzerine yürüyordu.
Bahar sultanın azim ve
cezmi, kast ve rezmi bütün
dünyaya yayılmıştı. Kış şeh-
riyarının oakibetini herkes
anlamıştı. Gerek kış şehri-
yarının ve gerek Bahar sul-
tanın dostu olan ve (Kızılca-
yel) denilen şark rüzgârı;
iki tarafın arasını bulmak,
tavassut etmek istedi. Ve
Bahar sultanın katına gele-
rek uzun bir mukaddemeden
sonra dağlar tepeler Kış şeh-
riyarında, sahralarda Bahar
sultanda kalmak üzere sulh
yapılmasını teklif (e eyledi.
( Kızılcayel ) sözünü henüz
bitirmişti. Bahar sultanın en
makbul bendelerinden olan
ve (Akçayel) denilen cenup
rüzgârı ortaya atıldı: (iş a-
ğıza gelmişiken ve düşmanın
boğazın almış iken ve düş-
manın boğazın almış iken
hamiyet pâyini tereddütle
basmak; var kuvveti bazuya
götürmüşken ve murat okunu
nişana yetirmişken gayret
yayını gafletle yasmak him-
metsizliktir. Âkil olan fırsatı
öldürmez) dedi.
Garp rüzgârı olan Kara.
yel, Cenup rüzgârına cevap
verdi: “Epsem ol; salâhı âlemi
bilmezsin ve teemmül ve te-
enni yüzünden nazar kılmaz.
sın. Boş lâflar esüp savurur.
sun. Ve keman tedbiri kola.
yına çekip çevirirsin; ki, bu
kârı zarın aharı pür hatar-
dır ve olkim ehli nazardır,
sahibi hazerdir. Bi iştibah
âkile nüktei intibahtır; tahkik
oldur ki cenk ve cidalin me.
ali malüm değildir ki ne ye.
re irişe ve ruzigârı fethünus-
ret, mehdi gaipten ne ca-
nibe ese. Pes; mücamelet ve
musalâhat, sıhhati hâl ve se-
lâmete karindir.,,
Şimal rüzgârı ilerledi:
— Sözün sahihi ve kas-
din sarihi oldur ki; egerçi;
teenni imandan, ve acele şey-
tandandır. Lâkin (hayır ge-
ciktirilmez) mucebince cem'i
bürhan ve delil ile bu emri
celilde acele makbul ve düş-
man hakkında ihmal ve düş-
mana imhal gayri mâkuldür.
Bir memlekette iki hüküm-
dar kıtalden; ve bir yuvada
iki arslan cidalden hâli ka-
lamazlar. Bir kilim üzerinde
on derviş barınır; fakat bir
memlekette iki hükümdar
âleme mihnet olur.,,
74 ULUDAĞ
Şark rüzgârı cevap verdi:
— “Ey Şimal rüzgârı; doğ-
ru olan budurki: her za-
man senin soğukluğun arsa
-i- ruzigâr ve sebeb-i. kârü
zâr olur- Aceb budur kisen
bir merdi pür haşyet ve müs-
temendi bihamiyetsin. Akşum
olmadan yatar, sabahlara ka-
dar uyursun. Gündüzleri,
kuşluk vaktine kadar, gizle.
nirsin, Böyle iken yine mü
bârezeden dem vurursun. İh-
van ortasında muhalefeti,
maslahat görürsün. Sen sus;
bu meydan mertler meyda.
nıdır.
Merd olan meydana azmetmek
gerek
Her zaman merdane rezmetmek
gerek
Şimal rüzgârı hiddetlendi:
— “Ey Şark rüzgârıl, sen
iki yüzlü bir münafıksın; ni.
fak davulunu kilim altında
çalmak dilersin; ve muhale-
fet okunu karanlık gece için-
de salmak istersin. Bilmez
misin ki: mızrak çuvalda giz-
lenmez; ve karanlık gecede
iz izlenmez. Atılmış ok geri
dönmez; ve fırsat kuşu bir
budağa iki kez konmaz. İş
sona ermiş iken, geciktirme-
nin faydası ne?. Senin işin
hep hile ve dalaveredir. Mu- |
radın fitneler uyandırmak ve |
halâiki yakıp yandırmaktır .
Bana uykuculuk ve gizlenmek
töhmetin idersin. İşitmedin
miki: mert olanlar günlük
güneşlikte çarpışır, savaşır.
Ehli tezvir akşam karanlığını
tercih eder. Ve bu dahi ma.
lâmdur ki kimseyi incitme.
yen uyuyucu ; merhametsiz
zalimden yektir. Nalbant çı-
rağı gibi, bir nala bir mıhına
vurmayı bırak. Hem Bahar
sultan ve hem de Kış Şehri
yarı ile olam dersin; iki baş-
tan top verirsin. Yürü git;
kendi âleminde ol; şimdiden
sonra, bu iki Cihandarın ara-
sını kılıçtan başka hiç bir
şey ayırmaz. Muhakkak olan
budur ki; bu iş sana kalırsa
sonu gelmez. Maksadın artık
belli oldu, sesini kesl.,,
Şimal rüzgârını susturduk.
tan sonra askerlerini topla.
yarak Uludağa hücuma baş-
ladılar.
Evvelâ her köşesi ilim
ehline yaylak olan cennet
gibi ( Arsai abı hayat) a ve
Molla alanına yöneldiler.
(Memerri salikânı cihan ve
makarrı ehli seyran ) olan
Duğlubabaya revan oldular.
Bahar Sultanın ( dilâverleri
her taraftan ok gibi atıldılar;
© ve Uludağı her taraftan ku-
şattılar. Temaşasına can at-
tlar .
“ Tarifi makamı Duğlu-
baba ve Alevibaba,,
“Ve sahnı âbıhayat ,,
Duğlubaba dedikleri, yük-
sek yer; bir cennet tepesidir
» ki: Uludağın ortasında ve
— gidip gelenlerin yolunun batı
kenarındadır. Orada, bir azi-
zin mezarı ve bir sahibi tem-
yizin meşhedi vardır. Derler
ki: Bursanın fethi günlerinde
Duğlubaba dedikleri aziz,
dervişlerile orada otururmuş;
gelenlere geçenlere ve (ehli
seferden her ehli güzer ) bir
çanak ( duğ-ayran) verirmiş.
Velâyeti zahir ve kerameti
bahir mürüvvetlü derviş imiş.
j
i
Hâliya çamlar altında me-
zarı görünmektedir. Misafiri
eksik olmaz. Havası anber
kokulu, yeri cennettir.
Gül zamanında rüfekayi-
kiram âzimlerdir. Dağın seyrü
safasına ve gül kokulu ha.
vasına mülâzimlerdir. Her
yeri erbabı ehli safanın mec.
maı, her köşesi eshabı vefa.
nın meclisidir. Sabah rüz-
gârları her taraftan gül ve
menekşe kokuları getirir.
ULUDAĞ 75
(Alevi-baba) dedikleri yer de
hâlen (Şehristan ve bağ ve
bostan) olmuştur. Cennet ır-
mağı gibi akan büyük bir
su, bu güzel yeri ikiye böl-
müştür.
Nakiolunur ki Duğlubaba
dedikleri derviş; Orhan beyin
Bursa fethi zamanında bir
kaç derviş arkadaşiyle Ulu-
dağa gelerek dağın şark ta-
rafında kapalı bir yerinde
yerleşmişlerdi. Kurtlar kuş-
lar kendisine alışmıştı.
Kande gitse, bile gider-
lerdi. Ve her yandan gelip
onuziyaret ederlerdi. Üzlete
ve inzivaya çekilmiş bir der-
vişti. Kumandanlarından
Turgut Alpın delâletile Orhan
kendisine gönül bağlamıştı
ve ol havaliyi kendisine
Doğlubaba ölünce «anın üze-
rine türbe ve yanında bir
cami ve bir tekke bina etti
ve ol makamı mübareki va-
ridine ve zairine melâz ve
melce kıldı. Hâliya tamam
mamuri ziyaretgâh ve hasılı
mevfurü ibadetgâhtır.
Tutarlar kâbe âyin hüânikahın
Çekerler sürme gibi hâkirahın
Melekler sakfın etmiş âşiyane
Periler sahnı içre mürg - hane
*
..
76 ULUDAĞ
Zehi mecma, ki pür ehli vefadır
Seritaba sima' ve hoş safadır
Harimi - Kuds gibi devri anun
Ziyaretgâhıdır halk -ı cihanın
Servi ve sanevberlerle,
bir gelin odası gibi süslenmiş
olan türbesinin üstünü gü-
neş ve ay tavaf ederler. Ol
diyarın ağaçlarla dolu bağ-
ları; çayırları, çemenleri; cen-
net bahçeleri gibi, yemişlerle
doludur. Cennet ağaçları gibi
olan ağaçları melâikeler gibi
uçuşan kuşlara âşiyanedir.
Her köşesinde hayat su-
yu akıtan çeşmeleri; her ya-
nında, içinde gümüş yapılı
balıklar bulunan havuzları
vardır. Bu balıklar, o havuz-
lar içinde- gece ve gündüz
parıldarlar. (Arsai abı ha-
yat) tır. Cennet bahçesi de-
nilse yeridir. Bir çeşmesinin
adı (Abıkevser) dir. Cennet
bahçesi denilse yeridir. Mol-
lafenari cennet gibi olan bu
yeri yaylak edindiği için
(Mollaalanı) denilmiştir. Şim-
di; muradına erememiş âşık
gibi, harap olan Mollaalanı,
(Mollayegân) ın da yaylağı
idi. Orada talebesine ders
verirdi.
v.
Bahar Sultanın askerleri
menzilden menzile giderek
bu cennet gibi olan yerleri
baştan başa aldılar. Kış
Şehriyarının askerlerine o
kadar korku saldılar ki du-
rup karşı koyamadılar. Sa-
vaşa ihtimal kalmayınca fi-
rar ettiler, Balıar Sultanın
askerleri firarileri takip ede-
rek Mollaalanından, Kurtbe-
leninden, düzlüğü Felek mey-
danından daha geniş olan
mübarek Sarıalana eriştiler
ve oralarda kimleri buldu-
larsa affettiler. Vaatlerde
bulundular..
Bir kol da Duğlubabadan,
Şahimefendi pınarından, Ka-
ragölcükten, Çatalhöyükten
yürüyerek Sarıalanda birleş-
tiler..
Orada günlerce kaldılar.
Zevk ve safalar ettiler. Ye-
diler, içtiler, güldüler, eğlen-
diler. Çektiklerinin acısını -
çıkardılar. Sarıalanda geçen
güzel, eğlenceli, sazlı, sözlü,
içkili zevk ve safa günlerin-
den sonra oradan da göçüp
Hızırbey yurdundan, Sobran-
dan Kırkpınara vardılar.
Kırkpınarda her kaya dibin-
den birer güneş gibi sular
kaynıyor; kol kol her tarafa
gidiyordu. Dokuz kaynağın
her biri safalar dolu bir
kervandır. Yol yol yıldızlar
ULUDAĞ 7
katarı gibi kayalar arasın-
dan yuvarlanarak, köpüre-
rek akar gider.
Kırkpınarda bir kaç za-
man kaldıktan sonra (Çu-
kurçemen) de karar kıldılar,
arkadaşlarını beklediler.
Duğlubabadan kalkan kol
( Kuşoynağı ) ndan, ( Peyk-
yaylağı) ndan, (Karagöl) den
(Gülümgöl) e ilerledi. Ora-
da buldukları kış askerlerini
kırıp geçirdiler. O vadiyi
kendilerine dar ettiler. An-
dan sürüp gelip Çukurçe-
mende arkadaşlarına kavuş-
tular.
Her tarafı aradılar, ta-
radılar, Kış Şehriyarının as-
kerlerinden kıyıda bucakta
kalmış olan'arı yakalayarak
temizlediler ve Kış Şehriya-
rının tepelerde mevzi aldığı-
nı anlayınca, sığındığı zir-
veye dört taraftan yürüdü-
ler. Bu hâli gören Kış Şeh-
riyarı (kandesin Deşti-Kıpçak
yaylakları?.) diye her şeyini
Bahar Sultana birakarak
kaçtı. Bahar Sultanın as-
kerleri de bayraklarını ta
tepeye diktiler.
Bahar Sultanın istikbali,
zevk ve safa, eğlence za-
manları
Kış Şehriyarının zulüm
ve fesadı tamamen yok edil-
dikten ve Bahar Sultanın
adalet ve ihsanı ortalığı tut-
tuktan sonra maksat hasıl
olmuştu. Zevk ve safa, eğ-
lence zamanları gelmişti.
Güzel sesli kuşlar; sevinç-
ler artıran seslerile dağları
ve vadileri doldurdular. Ne-
hirlerin iyi sesli hanendeleri,
gönül açan teranelerle oku-
dular. Ruh okşayan hafif
rüzgârlar ahenkler yaptılar.
Şadlıkla, şadanlıkla; se-
vinç ile, ferah ile coşup taş-
mayan hiç bir şey ve hiç bir
yer kalmadı. Herkesin ve
her tarafın baştan başa yü-
zü güldü. Âlem hâstalıklar-
dan, dertlerden, elemlerden
tamamen arındı. Yalnız Me-
nekşenin kulağında hafif bir
sağırlık ve Nergisin gözünde
(geceleri uyuyamamak) has-
talığından eser kaldı.
Havalar o kadar güzel-
leşmişti. Hafif rüzgârlar san-
ki insanın iliğine can vermek;
canlara can katmak dilerdi.
Bahçe sahiferenine safa
kalemleri ve şakayık rakam-
larile (Burası cennetler cen-
netidir. Giriniz) kazıldı. Zevk
ve safa tavusları bir daldan
bir dala; bir yandan bir ya-
78 ULUDAĞ
na cilvelenerek (Ouçuşmağa
başladılar. Muhabbet ve ve-
fa kaknosları (*J gönül av-
layan elhanlarla ötüşmeğe
başladılar. Dünya sazla sözle
sarhuş oldu.
Günden güne saadet yıl-
dızları doğdu. Şeref ve şan
nurları taraf taraf parla-
mağa başladı. Kâtip Felek,
saltanat menşurunu, Bahar
Sultan adına yazdı. Hatib
Zaman, hutbesini Bahar Sul-
tan adına okudu. Dokuyucu
tabiat dibadan keramet hi-
lâtını bu bahtiyar Sultan
adına dokudu. Köhne kâina-
tın yüzü tazelendi. Dünya
şarkı seslerile doldu.
Bahar Sultan; hazinelerin
açılmasını ve askerlerine ni-
metlerin yağma ettirilmesini,
cevherlerin saçılmasını fer-
man etti.
Düşman malını yağma et-
,meden sen onu dostlarına
ikram et!.
Ta ki: o kadar uzun za-
man çektiklerinin, çalışıp
çırpınmalarının; didinip uğ-
raşmalarının; yoksulluk ve
tahammüllerinin, müküfatı
(“| Kanatları nakışlı, gagası
delikli esatiri bir kuş imiş (Ka-
kanoz)!,
bunlar olduğunu yakinen bil-
sinler.
Hulâsa büyük, küçük; zen-
gin, fakir herkes; kuşların
neşeli seslerile cıvıldaşıp ö-
tüştükleri yerlerde; su ke-
narlarında zevk ve safaya
daldı. Elleri açık sakiler â-
yetler okudu. Güneşin asker-
leri gam ve keder diyarını
baştan başa harap ettiler.
Ay yüzlü sakiler yakut renkli
şaraplar sundular. Herkesin
yüzü güneş gibi parladı.
Semen çiçeklerile dolu
çemenler üstünde zevk ve
safa sahipleri felekten gâm
aldılar. Muhabbet ve vefa
erbabı tali ağacının altında
cilveler gösterdiler.
Çayırlar, çemenler, acip
ve garip sanat eserlerile
mahşere döndü. Yerler, tür”
lü türlü nakış ve süslerle |
mahşer yerine benzedi. Her
yemişli ağaç; dallarında, cev-
herlerden rengârenk avize-
ler göstererek, yıldızlarla
dolu gök üzerine sanat astı.
Hoş akan her dere; gül bah-
çelerinde, bin türlü oynak-
lıklar ve akışlarla pehlivan-
lığını ve üstadlığını gösterdi.
Göz bayayıcı ağaçlar, içi
kıvılcımlı kor ateşlerle dolu
İ
ULUDAĞ 79
olan nar yemişinin tasını rinden herkes faydalanırdı.
. kaparak en akıllıları bile (o Fakir ve zengin herkes onun
hayretlere düşürdü. Minare
- gibi dalları eteğinin altında
saklayarak en açık gözleri
bile aldattı. Beyin zindanın-
da His Şehriyarını hapsede-
rek düşünebilmeğe, tasavvur
ve tahayyül edebilmeğe im-
kân bırakmadı. İnsanları,
cinleri, perileri baştan başa
hayret, taaccüp ve ibret
“aldı.
Akıl ve canın şaşıp kal-
dığı o âlemin hangi vasfını
söyleyeyim?..
Hulâsa dağlar, tepeler,
sahralar ve vadiler; her ta-
raf ve her yer; ardı ve arası
kesilmeyen eğlenceler, oyun-
lar, âlemler, sevinçlerle dol-
du. Her bülbül ve her cen-
net tutusu bu coşkunluğa
iştirak etti.
Ev sahibi (Yaz) ın (Bahar
Sultan) askerlerine ziyafeti
Bu zevk ve safa, bu ne-
şe ve eğlenceler bir çok gün-
ler uzadı gitti. Bağlar bah-
çeler, su başları, her taraf
bir (işretâbât) oldu.
(Ünlüyaz) derler bir kuv-
vet ve kudret sahibi vardır
ki, dünyanın hocası ve Za-
manın sahibi idi. Nimetle-
ihsan sofrasından rızklanır-
dı. Lütufları ve nimetleri
söylemekle bitirilemez. Kü-
çük, büyük; zengin, fakir kim-
seyi sohbetinden bıkmazdı.
(Bahar Sultan ) ın can
besleyen lütufları ve adale-
tinden çok memnun oldu.
Bahar Sultana bu lütuf ve
adaletlerine, karşılık yap-
mak istedi. Kurtların, kuş-
ların, bütün mahlükatın is-
tifade etmesini diledi.
Her gün büyük ziyafetler
verdi. Felek, atlas gibi ye-
şil sofralar döşedi. Yıldız-
larla dolu gökler gibi mü-
cevherli kaplar sıraladı. Yer
yüzünü şekerli yiyeceklerle,
nimetlerle doldurdu, Yıldız-
lar sayısınca çini kâseler
içinde şerbetler sundu.
O günlerin hanendesi ve
o zamanın sazendesi bu âhen-
ge uydular; çaldılar ve söy-
lediler..
Bahar Sultanın hastalan-
ması, zamanın değişmesi
Kahırlarla dolu dehrin
garip halleri her zaman 1z-
tırap; şefkat ve merhameti
olmayan feleğin acip şekil-
80 ULUDAĞ
leri, her an inkılâp üstün-
dedir.
Gayeti ve nihayeti olma-
yan ne var ki?..
Ferah sıkıntı ile, neşe ke-
derle arkadaştır. Gül bahçe.
lerinde zevk ve safa kuşları
dinlemek zahmetsiz olmaz.
Safayı cefa takip eder.
Bahar Sultan; askerlerile,
maiyetindekilerle işi zevk ve
safaya; içip eğlenmeğe, çalıp
oynamağa vurdu. Tabiat ve
kâinat gece gündüz eğlence.
ye daldı. Gaflete ve dalâlete
düştüler. Memleketin ahvali
fenalaştı.
Dünyanın göz bebeği olan
Nergisin gözü kör oldu. Bil
bülün sesi kesildi. Gül, za-
manın sahifesinden silindi.
Menekşe, gece gündüz içmek.
ten çıldırdı; boynu vuruldu.
Yasemn kendisini yele; ONi-
lüfer sele verdi
Bu sırada Bahar Sultan
da keyfini bozdu. Gece gün-
düz içip eğlenmekten ve sı.
caklardan hastalandı. Gülüp
eğlenme yerine ağlama, inle.
me kaim oldu Çalımı, biçimi
bozuldu. Her ne kadar ünlü
doktor (Bulut) kendisine ca-
na can katan, şifalar ve can-
lar veren şerbetler içirdi ise
de iyileşmedi. Hakim (Ruz-
gâr) tebdilhava ile ilâç buyur-
du. Fayda bulmadı. Bahar
Sultanın şifasız hastalığı, yü-
zünden anlaşılmadı. Şifa (Tan-
yeli) tedavisine o kadar uğ-
raştı; müfit olmadı.
Şifa kanununda o kadar
muvaffakiyetler göstermiş olan
(Tanyeli) ümidini ve feyzini
kesti. Dertler, mihnetlerle do-
lu kafasına bir katı taşı yas-
tık edinerek bağrına bastı,
Gözleri ağlamaktan yağmur.
suz bulut gibi kan doldu. Su-
ların, derelerin yatakları dert
ve mihnetle bağlandı. Ateşler
saçan güneşin şualarile dün-
yanın canı dağlandı. Gamdan
benzi sarardı. Bostanların su-
suzluktan ciğeri yandı. Yer.
yüzü çayırlar, cemenler zağf-
rana boyandı.
Su dolapları gibi yaşlar
dökerek ağlasa yeridir. Yazık
ki, kahır rüzgârı vefa bağını
soldurdu. Ellere taşıp gider-
ken safa nehri bu gamdan
kurudu; feyzini kesti. Yazık!.
Kış Şehriyarı; her ne ka-
dar uzaklara kaçıp Kıpçak
yaylaklarına g'tmiş idi ise de
her zaman Bahar Sultanın
ne yaptığını, nasıl olduğunu;
halini, ahvalini sorup soruş-
turmaktan geri kalmayordu.
ULUDAĞ 81
Gece ve gündüz fırsat bekli-
yordu. Bahar Sultanın hastalı-
ğını ve ülkesinin haraplığını
haber alınca sevinçten coştu.
Kalktı oynadı, sima'lar etti.
«Düşman uyuşmuş yılan
gibidir. Fırsat onu canlandı.
Tır.»
Hemen: harp meydanları-
nın saf kırıcısı olan, ateşler
püsküren (Kasırga) yı çağırdı.
Bahar Sultanın ülkesini
tamamile yağma etmek ve ol
diyarı tamamen yıkıp kavur-
mak için, akıncı taifesile, bir-
den bire Bahar Sultanın üze-
rine varmasını: hiç kimseye
inayet ve merhamet etmeme-
sini; zaif ve kuvvetli, küçük
ve büyük kimi ele geçirirse
aşağı yukarı sürüp götürme-
sini emretti.
«Şu söz eşsizdir: Su uyur,
düşman uyumaz.»
Bahar sultan; dağın zir-
vesinden ve tepelerinden sah-
ralara, vadilere, cenup kış-
lağına çekildi. Günleri de-
ğiştiren terazinin kefesile ge-
ce ve gündüz mahsulü tar-
tıldı. Tanyelinin ve Şimal
rüzgârının nabzı yine tabii
bir halde atmağa başladı.
Nehirlerin, derelerin soğuk
suları canlara can bağışladı.
Kehribar renkli güneş (itida-
liharifi) noktasına giderken
saflar kıran Kasırga da:
— «Ben sizin üzerinize gön-
derildim!. diyerek Bahar Sul-
tanla cenge hazırlandı.
Az bir zaman içinde bir
çok dağları ve vadileri, sah.
raları aşarak, Uludağa eriş-
ti. Bahar Sultanın perişan
kavminden kimine ümit, ki-
mine korku vererek; kimine
şiddet, kimine lütuf göstere
rek:
— Şimdiden sonra Bahar
Sultandan inayet ümit etmek
yersiz; himaye dilemek de ol-
mayacak emeldir!. dedi.
Bahar Sultanın şaşkın ve
perişan kavminin bir kısmı
korkusundan, bir kısmı da
Kış Şehriyarından görecek-
leri lütuf ve iltimas ümidile,
Bahar Sultandan yüz çevir.
diler. Kış Şehriyarına (mem.
leket boştur; teşrifini gözler)
diye haber gönderdiler.
Gel, ey şaşkın ve perişan
gönüll. Sevda demidir.. Ay-
vanın yüzü güneş gibi sarar-
dı. Ülker yıldızı gibi olan
salkımlar, üzümlerini astı.
Çayırlar, oçemenler safran
rengine boyandı. Ağaçlar
baştan başa altına bandı.
Yere altın yaldızlı yapraklar
82 ULUDAĞ
dökülüyor. Her ırmak altın
renkli balıklarla doldu. Her
ağaç tutuşarak bir oldu.
Havanin ateş saçması ondan-
dır. Sarı yapraklar içinde
saklanan siyah karga, safran
rengine Oboyanmış, yüreği
yanık, lâle gibidir. Her ağaç
bir sarı kuştur: silkindikçe
kanadının tüyleri uçuşur. Çı-
nar ağacının eli kınalanmış-
tır. Yeşil ağaçların sararan
yaprakları yıldızlı gök gibi-
dir. Gel ey şaşkın ve peti-
şan gönül; bu dem, sevda
demidir.
*
».
Nihayet bir sabah, arsla-
na binmiş olan güneş, nur-
dan askerlerile ve altın işle.
meli bayrağile Doğudan baş
kaldırdı. Batı Şahı, Şark Sul.
tanının askerlerini ve bayra-
ğını görünce çekildi, kaçtı.
Kasırga da ortalığı birbirine
katarak Uludağın zirvesine
altın işlemeli, ateşler gibi
parlayan bayraklarını dikti.
Birdenbire ouzaktan bu
heybetli bayraklar görününce
korku ve dehşet içinde kal-
dılar. O vakur dağın tepe-
sinde, ateş yanıyor sandılar.
Bahar Sultanın süvarileri
dağ tarafına bakıpda o ateş
gibi olan bayrakları gördük-
leri zaman içlerine ateş düş
tü. Şaşkınlık ve ıztırap içinde
kaldılar. Askerleri yoklama
yaptılar. Dağ askelerinin ve
saf kıran rüzgârların Kış
Şehriyarı tarafına geçtiklerini
öğrendiler. Hilekâr zamanın
kendilerinden yüz çevirdiğini,
bahtlarının döndüğünü anla-
dılar. Kalan askeri toplaya
rak Bahar Sultanın huzuruna
geldiler. Vaziyeti ve şikâyeti
anlattılar. Yanılıp yakıldılar.
Kendisinden yardım ve im-
dat istediler. Allahın inaye
ti ile Sultanın himayesi ol
mazsa düşmanın ayakları al-
tında kacaklarını ve ülkenin
baştan başa elden gideceğini
söylediler. Her ne kadar Sul
tanımız hasta ise de düşmana
göz açtırılmadan hemen (hu-
ruç) emrini vermesini dilediler.
Bahar Sultan:
— Eytoz toprak içinde
sürünen perişan şaşkınlar; ne
acip sevdaya düştünüz?. Gö.
rüyorsunuz ki ben hastalıktan
bitkin bir haldeyim. Bir şey-
ler yiyip içemiyorum. Gece.
lerim uykusuz geçiyor. Ben
bu halde iken; siz, gece ve
gündüz eğlenmekle meşgul-
sünüz. Ülkeyi ihmalinizle ha-
rap ettiniz. Askerlerin şevk
ve ümidini kırdınız. Nefsinize
ULUDAĞ 83
uydunuz. Gaflete daldınız.
Şimdi asker perişan. Kahra
manlar ortada yok. Ben has.
“ta ve bitkinim. Halkın gönlü
ve ümidi kırık. Uğursuzlu-
ğunuz ülkeye uğursuzluk ver-
di. Düşmanla çarpışmak için
benden yardım istiyorsunuz .
Helâkiniz uzak değildir. Zira
yaptıklarınız beğenilecek şey-
ler değil!
Sahralara, deniz kenarla-
rına çekilelim. Orada yeni-
niden kuvvet ve kudret bu-
lalım ve düşmanla çarpışa-
“ bilecek bir hale gelelim.
Dağlar muharebe yeri değil-
dir. Bu suretle düşmanı da
muharebe meydanına çekmiş
oluruz.
Akıllı olan fırsatı gözler;
cahil işi aceleden mahvolur.
Yer yer baş kaldırıp: Re.
yiniz makbul, fikirleriniz ma-
kuldür. Her ne buyurdu ise.
niz doğru ve her ne emretti
iseniz yerindedir, hoştur; gü-
zeldir. Ancak; o taifeye ağ-
zı lâf yapmasını bilir, hakim
ve üstat bir e'çi gönderelim.
Sulh teklif edelim. Sulh olur-
sa ülke rahata ve emniyete
kavuşmuş olur,» dediler.
Bahar Sultan; evet; dedi.
Uyuşmak her zaman iyidir.
Ancak devletlerini büyültmüş
olmakla mağrur olan ve u.
zun zamanlardanberi fırsat
bekleyen bu korkmaz taife
ile uyuşabilmek çok zordur.
Ahmaklığı ve eşkiyalıkları
malüm olan odüşmanımızın
aklı zaiftir; zekâdan, idrak
ve irfandan mahrumdurlar.
Onlara hikmetten ve nasi-
hatten bahsetmek akıllı işi
değildir. Anadan kör doğan-
lara gözlük bir fayda ver-
mez. Hikmet cevherlerini zi.
yan etmek akıllı insanlara
münasip değildir. Burunları
tıkalı olanlar güzel kokular:
dan bir şey anlamaz. Sözü
uzatmak neye yarar?..
Bahar Sultan sözünü kes.
tikten sonra, Kasırganın hid-
det ve şiddetini gördü (İnna
lillâhi ve innâ ileyhi raciün)
diyerek harap ve perişan 2s.
kerlerile yavaş yavaş sahra-
lara, vadilere çekildi.
— Devami var —
— —azpo —
Cümhuriyet yıllarında zaman
ve vasıtanın rolü ve turizm
Sayın Konya Saylavı Dok-
tor Bay Osman Şevki Ulu-
dağ üstadımızın (Bursa ve
Uludağ) adlı rehberini oku.
dum.
928 yılında yazılan bu e-
serin Uludağa ait kısmını
938 de okumak, Cümhuriyet
yıllarında zaman ve vasıta-
nın ne mühim roller oynadı-
ğını ve on sene içinde ne
kadar değişiklik yaptığını
mukayese bakımından cidden
pek istifadeli olur.
Meselâ :
kaleme
Üstadın o gün
aldığı bu malümat
MUSA ATAŞ
arasında teşrinlerden mayı-
sa kadar Uludağ, kuş uçmaz,
kervan geçmez bir haldedir.
Oraya 9 ay kar yağmakta,
bittabi bu aylarda Uludağa
çıkılmamaktadır. Çıkılması
da hiç tavsiye olunmamak-
tadır.
Şüphesiz 928 de vaziyet
böyle idi. Sayın Bay Osman
Şevkinin Uludağa çıkacak
seyyahlar için bu rehberde
bir çok tavsiyeleri var. Bun-
lar arasında yazın gece ve
gündüz sühunet farklarına
karşı mücehhez olabilmek
için kalın bir battaniye de
ULUDAĞ 85
beraber götürülmesi ehem-
miyetle işaret olunmaktadır.
Üstadın bu rehberi dağ
hakkında çok değerli malü-
mat vermektedir. Belki mem-
leket eserleri arasında bu
kadar güzeli yoktur.
Bizim burada mukayese
ve mevzuubahis etmek iste-
diğimiz nokta: 928 den 938
e kadar geçen on sene için-
de Uludağda yapılanların
azemetini tebarüz ettirmek-
tedir.
928 de dağda ne otel
vardı, ne yol, ne işaret di-
reği, ne de telefon... Binaen-
aleyh Bay Osman Şevkinin
seyyahlara bir çok tavsiyeler-
de bulunması ve kendilerine
sisli zamanlarda ihtiyatkâr-
lığı elden bırakmamalarını
hatırlatması, hattâ birer bat-
taniye götürmelerini tavsiye
etmesi elbette haklı birer
mülâhazaya dayanıyordu.
Fakat bugün artık dağın
hemen her üç beş saatlik
noktası arasında birer otel
yükselmiştir. Zirveye yakın
bir mahalle kadar mükem-
mel bir şose açılmıştır. Da-
gın telefonu vardır. Jandar-
ması, karakolu, her türlü
emniyet ve ihtiyat tedbirleri
alınmıştır. Orada insanın kay-
bolmasına imkân vermemek
için Karabelenden zirveye
kadar yol boyunca işaret di-
rekleri dikilmiştir. Hattâ o
kadar ki: Orman içlerinden
kışın geçmek için bile yollar
açılmış ve işaretlenmiştir.
Orada artık, yaz günün-
de sisten korkan ve kılavu-
za ihtiyaç hissedenler değil,
kışın sıfırın altında 28 de-
recede ve en şiddetli tipiler
arasında cirit oynayan ka-
yakçılar dolaşmaktadır. İşte:
Cümhuriyet yıllarında zama-
nın ve vasıtaların oynadığı
olr, we
*
».
Cümhuriyetten evvel Tür-
kiyede turizm mefhumunun
(&) si bile yoktu. Bu güzel
tarih memleketine, gezmek
ve görmek için şöyle dursun
da ya bir işi düşüp veya ya-
nılıp da gelenler, parmakla
gösterilecek kadar azdı.
Cümhuriyetle birlikte Tür-
kiyede bir turizm davası doğ.
muştur. Avrupa ile Asyayı
birleştiren en mühin bir geçit
noktası üzerinde yükselen ye-
ni Türkiye; sahillerile, kaplı-
calarile, tabii manzaraları ve
tarihi şehirlerile hakikaten
cazip bir turist memleketidir.
86 ULUDAĞ
Fakat eski devirlerde buraya
gelmek bir Avrupalı için, Af.
rika çöllerine seyehat etmek-
ten daha meçhul bir akibetin
ifadesi idi Emniyet ve asayiş-
ten, yoldan ve otelden mahrum
bir memlekete yabancıların
gelmemeleri çok tabii idi...
Bugün vaziyet hiç de böyle
değildir. Cümhuriyet Türki-
yesinde emniyet ve asayiş; ilk
plânda teessüs eden bir unsur
olmuştur. Türkiye; asırlarca
ve hattâ bu ülke kurulalıberi
görmediği bir emniyete Cüm.
huriyet yıllarında kavuşmuş
bulunmaktadır. Bugün turizm
davamıza temel olan emni.
yet ve asayişimizle cidden
iftihar edebiliriz.
Cümhuriyetin daha ilk yıl.
larında memleketimize vapur-
larla akın halinde seyyah gel-
meye başladıysa bunun ilk
sebebini asayiş ve emniyete
hamletmekte asla hata yok.
tur. Zira: Cümhuriyetin on
beş yılı içinde her sene mü.
tezayiden artan turist adedi,
bu emniyet ve aşayişin ver.
diği geniş bir huzurla Türki-
yeye seyehat edilebildiğini is-
bat eden en canlı rakamlardır.
Cümhuriyet yıllarında ele
alınan turizm davası (İç ve
dış) turizm olarak iki cephe.
den mütalâa edilmektedir.
Devlet, diş türzminden da-
ha evvel iç turizmi teşvik için
azami tedbirler almaktadır.
M-selâ: Yurttaşlarımızın mem-
leket demiryollarında ve de.
niz yollarında asgari ücretle
seyahatlerini temin için geniş
mikyasta ve muhtelif zemin
ve zamanlarda tenzilât yap. !
maktadır ki: bu tenzilâtlı ta-
rifelerin verimi memleket için
de memnuniyetle kayde de-
ger oObu turizm hareketini
doğurmuştur.
Eski devirlerde, ömründe
Üsküdardan
İstanbula geçmemiş kimseler
bir defa olsun
yaşarken bugün hemen hemen
memleketin bir kaç vilâyetini
gezmeyen ve görmeyen pek
az kimseler kalmış bulunmak.
tadır. Bu hal de gösteriyor ki:
Devlet, iç turizm davasını cez-
ri bir şekilde ele almış ve
bunda cidden büyük bir isa.
betle muvaffak olmuştur.
İzmir enternasyonal fuarı,
İstanbul ve Bursa festivalleri,
Bergamadaki kermes gibi ve-
silelerle yurddaşların bu mem.
ULUDAĞ 87
leketlere ucuzca seyahatleri
temin edilerek yurddaşların
bu güzel yurt parçalarını gö-
rüp tanımalarına, bittabi ta-
nıdıktan sonra sevmelerine
imkân verilmektedir. Yani bu
sayede oyurddaşa yurdunu
görmek, gördükten sonra ona
karşı daha derin bir sevgi
ile bağlanmak kültürü de ve-
rilmiş olmaktadır. On beş cüm
huriyet yılında Bursadaki tu
rizm hareketlerine gelince:
Evvelâ Bursayı, Türkiye-
nin birinci sınıf bir turizin
mıntakası olarak kabul etmek
mecburiyetindeyiz. Zira: hiç
kadar
muhtelif ve cazip mevzularla
bir şehrimiz Bursa
turisti türlü sahalarda meşgul
edebilecek bir zenginliğe ma-
lik değildir. Meselâ: burada
ne yoktur ki... Dağ vardır,
deniz vardır. Kaplıca, tabii
güzellik , mimari bakımdan
şaheser san'at âbideleri, ta-
rihi eserler, fabrikalar, göl.
ler, camiler, serviler, türbe-
ler ve saire ve saire...
Bütün bunlar, Bursanın
ayrı ayrı turistik hususiyet-
lerini tebarüz ettiren mevcu-
diyetlerdir.
Bu itibarla Bursa emsal.
siz bir turizm hazinesidir. Ne
yazık ki: Cümhuriyet yılları.
na kadar Bursaya hemen hiç
ehemmiyet verilmediği için
bu zengin hazineden istifade
edilememiş ve kimseye de is.
tifade ettirilememiştir.
Cümhuriyet yıllarından iti.
baren Bursada turizmi teş-
vik bakımından yapılanlara
bir göz gezdirecek olursak,
bunların mübim bir yekün
teşkil ettiğini görürüz.
Evvelâ; Bursada Çelikpa.
las gibi her türlü konforu
havi modern bir otel yapıl.
mıştır. Bu otelle yerli ve ya.
bancı seyyahların her türlü
istirahat vasıtaları temin edil.
miş ve Bursa için bu otel
yüz ağartan kıymetli bir mü-
essese olmuştur.
Çekirgedeki o hamamlar,
banyolu oteller eskiden birer
handan farksızken, Cümhu.
riyet yıllarında ıslah edilmiş
ve oturulabilecek oteller ha-
line sokulmuştur. Şehrin ana
caddeleri genişletilmiş, par-
kelenmiştir. Çekirge - Bursa
yolu asfalt yapılmıştır. Nakil
vasıtaları, bir turist şehrine
88 ULUDAĞ
yaraşacak şekle kalbedilmiş.
tir.
Uludağda otel, sığınak,
ve dağ evleri yap'larak 2zir.
venin altına kadarda bir
şose açılmıştır,
Böylece Bursaya gelen
ziyaretçilerin pek çoğunu ken-
disine çeken Uludağ ayrıca
kış mevsiminde Türkiyenin
kış sporları bakımından da
bir santıralı haline getirilmiş.
tir. Hulâsa, Uludağda yapı-
lan bu tesisat, Bursanın tu-
ristik karakterine (yepyeni
bir çehre vermiş bulunmak-
tadır ki kış yaz buraya her
yaşta ve her meslekte sey-
yahla sporcunun çıkmakta
bulnnması bunu isbat etmek.
tedir
İşte bütün bunlar Cümhu-
riyetin on beş yılı içine sığ-
dırılan turistik faaliyetlerdir .
Atletizm
Eski Yunanistanda atle-
tizm iki ayrı devir geçirmiş-
tir:
Birinci devir klâsik atle-
tizm devri ikincisi ise deka-
dans devridir. Klâsik devrin
atletleri ruh terbiyesile be-
den terbiyesine müsavi de-
recede ehemmiyet verirler
ve ruh ile beden arasında
tam bir müvazilik gözetir-
lerdi. Meselâ meşhur filozof
Eflâtun hem yüksek bir fi-
kir adamı hem de bir atlet-
ti. Klâsik atletizm devri
Atina terbiyesinin en par-
lak devirlerine tesadüf eder.
HAYDAR TOLUN
O zamanlar ancak jimnaz
ve palestralarda büyük bir
ihtimamla yetişen gençlerin
fikir terbiyelerine başlanırdı
ve bedenin terbiyesi ruhun
terbiyesi için zaruri bir ha”
zırlıktı. Fakat sonraları mü-
sabaka meydanlarında alkış-
lanarak şımartılan atletler
bir nevi arivizme kapılarak
kazandıkları birincilik dere-
celerini kaybetmemek için
atletizmi yegâne bir meşgu-
liyet bir meslek haline sok-
tular.. Yalınız beden terbi-
yesile iktifa ettiler. Ruhi
terbiyeleri aleyhine aşırı bir
90
fiziki kültürle müvazenelerini
bozdular.. Bol bol yer ve
uyurlardı. Hattâ Eflâtun bu
türlü atletlere ( uykucular )
diyordu. Eski heykellerde bu
iki devrin vücut tipleri pek
açık olarak görünür. Klâsik
atletizm devrinin atletlerinde
vücut yumuşak adaleli ve
mütenasiptir. Dekadans (in-
hitat) devrinin atletleri ise
gayri tabii bir inkişaf ka-
zanmış şişkin adaleli iri yarı
insanlardır.
Klâsik devrin atlet tipi-
ne Diskobol tipi, dekadans
devrinin atlet tipinede Her-
gül tipi misal olarak alına-
bilir.
Sporlar, sür'at koşuları,
maraton koşusu, gülle, cirit,
disk atmalar, yüzme, sırıklı
sırıksız yüksek ve uzun at-
lamalar, futbol, tenis, bas-
keibol, eskrim, bisiklet, ata
binme, boks, güreş gibi spor
ve oyunlardır. Toplu bir
halde yapılan İsveç jimnas-
tikleri spor mahiyetinde ha-
reketler sayılamaz. Beden
ekzersizlerinin İngiliz terbi-
yesinde geniş bir yeri var-
dır.. Müsabakasız olarak
ebeveynin ekserisi çocukla-
ULUDAĞ
rını mektebe ilim kazanma
kadar oyun öğrenme için
gönderirler denilebilirdi. Bu
noktai nazardan İngilizler Yu-
nanlıların ve Romalıların
yegâne varisleridir. (1) (Cam-
bridge) ve Oxford) üniversi-
telerinin an'ane halini almış
kürek çekme yarışları meş-
hurdur. Bu gün asıl atletin
ekzersizler denilen yürüyüş,
manialı maniasız koşular,
atlamalar, disk, cirit, gülle
ve topuz atmalar, kürek
çekme ve yüzmelerdir..
Atletizme hazırlanmak ve
hazırlamak mühim bir ter-
biye branşıdır. Karakterin
teşkili ve tam bir sıhhat
temini için çok düşünülmüş
ve kabili istifade bir gıda
rejimi ve hıfzıssıhha şartları
aramak ve bulmak lâzımdır.
(Sağlam vücutta sağlam
ruh ) bulunacağına inanan
muallimler çocuklarının ruhi
terbiyelerile bedeni terbiye-
leri arasında bir müvazilik
teminine çalışırlar.
(1) — 1810 Tarihine kadar İnçiltere
başta yürüyüş olmak üzere bütün bes
den ekzersizlerine Pedestrianism deni:
yordu. Atletik oyunlar 1812 de başla-
dı. Halihazırda bütün İngiltere atle-
tizmini idare eden (London athletiç
club) isimli bir cemiyet vardır.
—>—- em —
Geçmiş zamanlarda Bursa
Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU
Mühimme defterlerinden çıkarttığımız on vesika bize Bursanın geç-
miş zamanlardaki durumunu aydınlatması itibarile çok önemlidir. Bu
vesikalar NX, XI, Nil inci asra ait olup Bursanın içtimai, adli, zirai
hayatına, inzibat ve emniyetine taalluk etmektedir.
Geçmiş asırlardaki hayat şartlarının incelenmesi her bakımdan
faydalıdır. Atalarımızın idare işlerinde hangi şeylere değer verdiklerini,
ve Osmanlı saltanatının dayandığı ana prensiplerini bu vesikalar kadar
bize gösterecek ne olabilir ?
Bursanın ticaret âlemindeki yerini bu vesikalardan biri bize çok
güzel göstermektedir. Leh kralına Bursadan gönderilen dört bin filori
kıymetindeki eşya, 16 ıncı asırda Bursa mamulâtının ve bilhassa ipek-
lilerinin bütün avrupada ne kadar haklı ve esaslı bir şöhret kazandı-
ğının en büyük bir delildir”
Vesikalardan bazıları eşhasa ait, bazıları da evkafı ilgilendirecek
mahiyettecir
93 © ULUDAĞ
Vesika : 1
Söğüd Derbendinin
muhafazası hakkında
Bursa Beyine hüküm ki,
Hâliyâ dergâhı muallama mek-
tup gönderüb livai mezbure tabi,
Söğüd Derbendi namı...... ve mü-
hatara mahallin hıfzı lâzundır de-
yu arz olundukda Jüzim ise yaya
ve müsellimden ve gayrıdan Der
bendei yazasın deyu firmanı şerif
varid olınağın üzerine varub görü
lüb filvakı, ehli fesad eksik olma-
yub her veçhile malhuf ve muhata-
va olub hufz ve haraseti lâzım ol-
mağın tedarik etdirilüb riâyâdan
bir ferdi rağbet etmeyüb yaya ve
müsellim tayfasından bazı kimes-
neler ihtiyar idüb Derbend orta-
sında ( Tekfür mağarası ) dimekle
meşhur yerde birleşüp iki yerde
Derbendi bekleyüb Miz etmelerin
uhdelerine alub kimler idüki isim
lerile yazılub defter olunmuşdur.
Lâkin emri şerifdir yaya ve mü-
sellime rulısat olmamağın gönde
rilmedi deyu arz eylemiş siz imdi
buyurdumki yaya tayfasından mez
kür Derbendin hıfzına kifayet ide-
cek ne mikdarı kimesne yazup def-
terlerin mühürleyüb süddei seade-
time gönderesin.
Fi, 7 Recep 075
Mühimme delteri ri
S; 209
9
Vesika : 2
İstanbula koyun
gönderilmesi hakkında
Bursa kadısına hüküm ki,
Hâliyâ mahrusai İstanbulda Et
babında ziyade muzayaka olmağin
Bursa mühimmi içün ettaf ve ce-
vanibden Eskişehire geldiklerinde
Bursaya satılmağa varan koyun
dan mahrusai İstanbul zahiresiçün
gönderilmesin emridüp buyurdum
ki dergâhı muallam çavuşlarından
Mustafa çavuş vusül buldukda bu
babda mukayyed olub mahrusai
mezbure halkına sia'i maişet hasıl
ola, Hususu mezbur mühimmatı
umurdandır emrim üzere bizzat
mukayyed olup ne mikdar koyun
gönderildiğin yazub bildirsin
Şevval 075
Mühimme defleri 7
Ss; 456
o
Vesika : 3
Ayşe isminde bir kadına
tecavüz eden iki edamın
idamı hakkında
Bursa Beğine hüküm ki
Mektub o gönderüb o mahrusai
Bursada kapucu Mustafa bid Ab-
dullah ve diğer Mustafa bin Ab-
dullah nam kimseler Ayşe binti
Mustafa nam hatunu kendü mas-
lahatına giderken çeküb makabiri
müsliminde fili şeni, icra eldükleri
udüli müslimin şehadetlerile sabit
ve zahir olub kayıd ve sicil olu-
nub lakin bundan akdem adaleti
namei hümayunda dergâhı imual-
lam kullarindan olan ehli fesad arz
oluna deyu ferman olunmağin
haklarından gelinmesi lâzım oldu-
gundan gayrı sebebi intizam ah-
vali nâs olmağın sureti sicil ihrac
olunsun kendüler Yasakçı Başına
ULUDAĞ 93
teslim olunmuşdur deyu bildirmiş-
sin, İmdi mezburlara siyaset olma
sın emridüb buyurdum ki vusül
buldukda mezburları siyaset idüp
emrin yerine vardığında yazub
arz eyleyesi.
13 Rabiulevvel 075
Mühimme 7
$. 83
o
Vesika : 4
Leh elçisine dört bin
Jilorinlik eşyanın gümrüksüz
verilmesi hakkında
Bursa kadısına ve Gümrük
Eminine hüküm ki
Leh İlçisi süddei seadetime ar-
zuhal idüp Krala bazı esbab almak
içün dört bin filori ile « Yankoari
tini) nam ademi Bursaya gön
derilüb gümrük alınmamak babın-
da hükmü şerri taleb e'düği ecil-
den buyurdum ki vusül buldukda
anun gibi kralı mezbur tarafından
esbab almağa varan ademinin dört
bin filorilik salun aldığı mata'dan
gümrük taleb etmeyesin, Amma
bu behane ile dört bin filorilikten
ziyade meta, geçürmekde ve güm-
rük virilmek içün aharın meta'ın
meta'larına halt etmekden hazer
edesin.
Bir sureti İstanbul kadısına ve
Gümrük eminine.
13 Zilkade
Mühimme defteri : 6
486
975
Vesika : 5
Bursada Bileciklâ mahal-
lesinde oturan Arnavnd
Alinin küreğe konulması
hakkında
Bursa kadısına hüküm ki
Hâliyâ mektub gönderüb nefsi
Bursa o mahallâtından (| Bileciklü
mahallesinde sakin oArnavud. Ali
nam kimesne şakavet ile ma'ruf
olub mahalle halkını daima renci
de, ve mahallei mezbure imamı
Muslihiddin nam kimesne hakkında
dahi her kim artında namaz kılar
sa kendü kâfir; avreti boştur de-
düği sabit olub sicil olunduği bil-
dürmişsin, İmdi mukaddemâ mez.
burın küreğe konulması içün hük
mü şerifim verilmişdi. Bır tarikle
halâs olub veyahud küreğe konul-
mamış ise mezburın küreğe gön-
detilmesin emridüb o buyurdum ki
vusül buldukda emrim mukteza
sınca mezbur Arnavud Ali yarar
ademlere koşub süddei seadetime
gönderesin ki küreğe konula. Am-
ma bile koşub gönderdiğim adem-
lere tenbih eyleyesin ki yolda gaf
let ile gaybet itdirmekden hazer
eyleyeler,
Mezbur imama verildi.
12 Cemaziyelâhır 066
Mühimme defteri : N
gi 934
o
Vesika : 6
Piremir zaviyesine Vişne
Meumedin tayini hakkında
Mahrusai (oOBursada | Piramir
94 ULTDAĞ
zaviyesine mutasarrıf şeyhi hindi
fevt olmağın zaviyei mezbure Gek-
buzede Mustafa paşa camiinde vâız
olan Vişne Melimelde o buyruldu.
Hindi ne ile mutasarrıf ise.
8 Rabiülevvel 079
Mühimme 15
5. 71
e
Vesika : 7
Burusa oğlanlarının
kıyafetleri hakkında
Burusa kadısına hüküm ki.
Süddei seadetime mektub gön-
derüb Burusada sakin olan kul
tayfası meclisi şer'a gelüb Buru-
sada şehir oğlanları sipahi tavrın-
da yatar gümüş raht
ile ve kemer kılıc ile ve bol şal-
var ile ve ali âbâni sarık ile bü-
tün karyelere ç'kub riâyâyâ zarar
ve teaddi eyleyül kahr eyledikle
rinde kul taifesi eyledi devğ mü-
lâhaza olnnub kul olmayub tavrı
mezbur olanları men eylemek hu
susu — bildirmişsim. İmdi o buyur-
dumki vardıkda bu babda mu-
kayyed olub imukzddema o şehre
münadiler tayin eyleyüb yer yer
nida itdirüb tenbih eyleyesin ki
kul ve sipahi olmayub şehir oğ-
lani ve . . vechi meşruh
üzere sipahi tavrında gezinüb si-
pahiye mahsus olan eğer at esbabi
ve eğer sipahi libasın geymeyüb
olıgelüye muhalif iş etmekden ic-
tiuab üzere olalar. Olvechile sipa-
hi tavrında ata binüb karyelere
varub teaddi eyleyenleri ala görüb
haps eyleyüb arz eyleyesin, Sonra
anlaa hakkında emrüm nevachile
olursa mucibince amel oluna.
Sipahiler kethüdasına verildi.
17 Muharrem 979
Mülimme defteri; 10
SE 270
»
Vesika : 8
Mumcu ve sabuncu
esnafı hakkında
Bursa kadısına hüküm ki,
Bursada veki -mnmcu lalesi
süddei seadetime arzuhâl sunub
yine mahrusai merkumede sabuncu
taifesi ordu teklifin bunlar ile
viregelmişler iken Ooattar tayfası
mücerred sabuncuları bikâder or
du akçasın biz alıruz deyü kadime
muhalif tecavuz eylediklerin bil
dirub men'u def" olunmak babin-
da emri şerifim rica eyledikleri
ecilden OoOkadimden ola geldüği
üzere amel olunmak emrim olmuş-
dur. Buyurdum ki vusül buldukda
emrim üzere amel idüb dahi hu-
susı mezbure mukayyed olub gö-
resin, Zikrolunan sabuncu hirefi
kadimen mnmcu hırafinin yamak-
lar olub bu âne dek vakı olan
ordu tekiifin mumcularile veregel
mişlerken hâliyâ attar taifesi ka-
dimen olagelmişe muhalif o vechi
meşruh üzere dahlü niza eyledik-
leri vakı ise men'ü def idüb şer
ve kanuna ve kadimden olagelene
muhalif kimesneye iş itdirmeyüb
ULUDAĞ
işlemeyüb inad üzere olanları ya-
Zub arz eyleyesin.
4 Muharrem 1056
Mühimme 01
İN 30
Vesika : 9
Bursa ekmekçileri hakkında
Bursa monlasına hüküm ki,
Bursada vaki etmekciler ket
hüdusı olan Mehemmed arzuhal
edüb mahrusai mezburede etmek-
cilik işleyenler hami dest olub
üstada hizmet idenler etmekcilik
idegelmişler iken (o Abdurraliman
ve . . : . . ram kimesneler
aslâ üstadıne hizmet etmeyüb ve
etmekcilik sanatında aslâ haberdar
değil iken firun açub etmekcilük
idüb ihtilâle bâis olduklarını bil
dirüb hükmü hümayunum rica
eyledüği ecilden buyurdum ki vu-
sul buldukda sadır olan emrim
üzere amel idüb dahi hususi mez
bure mukayyed olub göresin, Mez-
bur üsşade hizmed etmiş olmayub
hamı dest ise men'ü def idüb
kethüdaları ve Viğitbaşıları mari-
feti ile ehl ve üstad olmayınca
mimba'd o makürelere benzer ki
mesnelere iş itdirmeyesin,
8 Şevval 1050
Mühimme 91
$. 142
Vesika : 10
Burla zahire anbarları
hakkında
Burusa monlasına ve Livai mez
bürede vakı sair kadılara hüküm ki,
EL ŞİŞy
95
Sen ki Burusa kadısı mevlânâ
İbrahim zidet fezailihusın. Süddei
seadetime mektub gönderüb işbu
senei mübarekede di emrillâhi te-
âlâ mezrual kılleti, mmatardan telef
olub medinei Burusada bazı mu-
kataat mültezimleri ve muhiekir
taifeleri oObir kaç senedenberu
cem'ü deranbar eyledikleri hintayı
etmekci taifelerine bey İtmeyüb
medinei mezburede belter İstanbul
kilesi husta üç dört ay mukaddemi
yirmişer paraya iken elyevin İki
şer guruşa tecavüz etmekle fukara
ve zuafâ muztaribülhâl olduklartı-
dan dahi ziyade bella etmek fil:
dile yine bey, itmeyfib ihtikâr ve
fukaraya bu veclile gadr mutad
itmelerile medinei mezburede ve
civarında ashabı anbar yedlerinde
olan hıntayı marhı carisi üzere
elmekci taifesine bey, etmeklerine
tenbih ve mütenebbil olmazlar ise
zarureti fukara def'i içün emri
şerifim sudurunu İstid'âyı inayet
etmekle bu makule zahire idhar
ve deranbar eyleyüb tarıkı ihtikâra
salik olmak memnu olmağla zik-
rolunan mahallerde cem ve deratn-
bar olunuü ihtikâr daiyesinde olan
zahireler sefer vakii üzere medinei
mezküre ehalisi ile habbaz taifesi-
ne mu'tadı kadim olageldüği vecli
üzere furuht eylemeleri tenbih
ve mütenebbih olmayanların hak-
larından gelinmek içün isim ve
resimlerile arz ve ilâm olunmak |
babinda
fi evasıtı 1159
Mühimme
5
152
şasaaa———
Şer'i Mahkeme Sicilleri
D. 37 8. 28/4
Veçhi tâhriri sicil oldurki ıali-
rusai Burusada hacı İlyas mahal-
lesinde miütemekkin olan Davudu
Sabbağ Karakâdı mahallesinde mü-
temekkin olan Kıymet nam hatunun
20 muharrem 925
Şühudülhâu Dehmed çelebi bin
elhacca Hüseyin ve Sinan bin
Abdullah
D. 38 5, 28/4
Yeymissebti vehüve vevmül ihda
ve ışrin ve tis'amie inin muharreni
025
Veçhi tahriri sicil oldurki mah»
rusdi Burusada Başcı İbralıl câ-
ülilnin evkafı muhterik olub raka-
beye tiiultaç oldukda efendi haz-
retleri evkafi mezbureye fa4kabeye
Tutuluağa emroluncak camii mez-
kürün imamet cihetine İmametten
elli akçe imamına verilüb bakisi
rakebeye sari oluna ve Hatib olan
Muhiddin halifeye otuz akçe Ve
müezzin olana yirmi akçe ta'yin
olundu bakisi cihetlerinden raka-
be oluna ve sair ehli vazaif şimdi-
yedek ne mmikdar vazifelerinden
kabziderler ise olminval üzerine
tasarruf iderler
Şühudülhâl . . . . , Hawzebin
Abdullah ezzaim BHurusa ve Sinan
bin Bâli emini beytülmâl ve Sinan
bin Abdullah elmuhzir.
ULUDAĞ 97
D. 40 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada Habib oğlu ma-
hallesinde o imüteveffiye olan Sel-
çuk Abdullah muhallefatı o wali
gaib olub beytülmâl emini zabt
etmişdir merhümenin zevcesi Meli-
med bini Şuayb meclisi şer'a ge'üb
merhumenin emini beylülmâl Sinan
Bali ve âmil Hüseyin bin Mu-
hanmned mahzarlarında takriri da'-
vâ edüb dediki merhumenin mâ
hallei mezburede olan evlerinden
bir küçük evciğin kapi önü bir
sufasiyle büyük evi kapusu köşe-
sinden şimal canibine havlu civa-
ırna varınca bana hibe eyledi ben
dahi kabzeyledi dedikde mezkür
Emin ve âmil inkâr eylediler kab-
bel istişhâp udüli müsliminden hacı
Sa'di bini Evranos ve Hasan bin
Alimed mezbur müddei Sofu Meh-
medin da'vasına mutabık ikrar-
şehadeti şer'iyye kıldılar şahidanı
mezburanın şehadetleri sebti sicil
olundu.
21 muharrem 025
Şühudülhâl.... Mustafa bin Ab-
dullah gulân şahi ve Alaaddin
bini Abdullah Erracil ve Nasuh
İbrahinı
D. 41 5. 28/4
Şehide Ahmedibni Sinan elhü-
nıt ve Derviş Ali bini Hızır El-
bursaviyan bimalızarı min Sinanibni
Bâli bini Süleyman el emin yev-
me'izin o binnasbissultani alâ bey-
tülmâlil elvaki' filbursa el mahruse
ve bimahzari min âmil Hüseyinibüi
Muhamıned akıbel istişhâd eşşer'i
vedda'vâ essadıreti an Muhamme-
dibni Hamza essabit vekâleten bid-
da'va vel isbat ankıbeli hafasa
binti Mahmud bimâ hüve tarıkus-
sübüt şer'an biennelil vekiletil
mezbureti âlâ zimmetilmerhume
Fatıma binti Hoşkadem el müte
vefftat fimahallei o Hamzabey bin
Burusa mahrusai meblâğı erbaa
mieti dirhemin fıdıyyin rayicülvakti
iüa'ted ve aleyha elmeblâğül mez
kür şehadeten sahihaten şer'iyyeten
makbuleten badetta'dilişşer'i fehu-
kime biedâil meblağil mezbur min
mubhallefatiha hökmen Şer'iyye.
21 Muharrem 925
Şühüdülhil , . . Mustafa
bey bini Abdullah Gulami şahi
ve Nasuh bini İbrahim.
Tercümesi :
Bursalı zahireci Sinanıi oğlu
Ahmed ve Hıdır oğlu Derviş Ali
o günün Kursa beytülmâl emini
Bili oğlu Sinan ve âmil Mehmet
oğlu Hüseyinin huzurlarında Mah
mut kerimesi Hafasanın da'vâsma
vekâleti şer'iyve ile vekil bulunan
Hamzanın oğlu Melhimet Bursanın
Hamzabey mahallesinde mütevef-
fiye Falımanın zimmetinde mez-
bure Hafasanın dört yüz dirhem
geçer akçe gümüş alacağı vardır.
Fatıma ise ölmüştür. Meblağı
mezbur borcudur. Bizler buna şa“
hidleriz dediler ta'dili oşer,iden
sonra meblağı mezburım merhume
Fatımanın muhallefatından mezbure
Hafasaya edasına hökmolundu.
D. 42 S. 28/4
Ve şehide Hamza bini Abdul
lah ve Derviş Ali bini Hızır bi:
98 ULUDAĞ
mazharimin emini mezbur ve
âmilül mezbur gabbedda'vâ essa-
dıreti an şahi binti Elvan bienne
lil müddehiyeti o elmezküretığali
zimmetil müteveffa Fat.metül mez-
bure erbaati eşrefiyyin minelkars
matedhiye ve aleyhel omeblağıl
mezbur şehadeten şer'iyyeten mak-
buleten ba'detta'dilişşer'i fehukime
biedâihi min muhallefatiha hökmen
şer'iyyen ve şehidâ kezilike eşşf
hidünel mezburün bienne lil müd-
deiyyeti dilşâd binti Abdullah alâ
zimmetil o merhumeti Fatima el
müteveffat fi mahalleti Hamzabey
hamsine dirhemen fıddiyyen rayi-
cen filvakli min semeni'kamis
elmüşteri elmahrus matethiye ve
aleyhel meblağul mezbur şahade-
ten şer'iyyeten makbuleten ba'det-
ta'dilişşer'i fehukime biedaihi min
muhallefatiha hökmen şer'iyyen
21 muharrem 925
Hamzabey mahallesinde vefat
eden Fatımaya Elvan kızı Şâhi
ödünç olarak dört eşrefi (bir nevi
altun sikke) vermiş Abdullah oğlu
Hamza ve Hıdır oğlu Dervir Ali
mezbur emin ve âmilin huzurla”
rında şahadet eylediler ve bu Şşa-
hadetleri makbul görülüb Fatıma-
nın muhallefatından mezbure Şa-
hiye verilmesine hökmü şer'i ile
hökmedilmiştir ve yine Abdullah
kızı Dilşadın gömlek bedeli olarak
elli dirhem geçer akçe ile gümüş
paresi merhume Falımada alacağı
olup yukardaki şahidlerin şehadet-
leri vaki olmağla yine Fatımanın
muhallefatından Dilşade verilmesi-
ne hökmolunmuştur.
D. 43 S. 28/4
Veçhi tahıriri sicil oldurki Bu-
rusa zindanında mahbus olan An-
dirya bini Balyos ki Mihalıç ka-
zasının haslardan Diçki nam kar-
yede mütemekkin imiş haliyâ
Sancak beyi subaşısı meclisi şer'a
gelüb kefil versün üzerine nesne
zahir olmadı dedikde mahırusai
Burusa subaşısı Hamzabey ma'ri-
fetiyle mezkürun nefsine Yuvan
bini İstiyakos an karyei mezkür
kefil oldu ve mezkür İstiyakosun
nefsine Hol İbni Vasil an mahallei
Kayabaşı kefil olub sebti sicil
olundu.
21 Muharrem 925
Nasuh bin İbrahim ve Sinan
ibni Abdullah.
D. 44 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldürki mah-
rusai Burusada dahili İlisarda
Tefsirhan mahallesinde mütemek
kin olan hacı Mehmed hini Hamza
meclisi şer'a gelüb hökmü şer'i
irad edüb Ali Bâli bin Mahmudu
ihzar idüb mazmun hökmü zikr
olunan Ali Bâli bana ikrah itdirüb
benden bedeli sulh deyi bin altı
yüz akçe aldı dedikde mezbur
müddefaleyh Ali Bâli huccetler
ibraz eyleyüb mezmuni hucce
şer'a muvafık olmadığı ecilden
meblağı mezbur akçeki bedeli sulh
deye almışdı yine vermesine hök-
molundü.
21 Muharrem 925
Mehmet Çelebi elhace Hüseyin
ve Mehmet Çelebi bini Mübarek
ve Sinan ibni Abdullah,
: ULUDAĞ 94
D. 45 S. 28/4
Veçhi tahriri huruf ooldurki
mahrusai Burusada binevâ Meh-
medin evkafı muhterik olub evkafı
mezbureye mütevelli olan Ahmed
ibni Hamza ve kâlib Mustafa bini
Ali meclisi şer'a gelüb evkafı
mezburenin tamiri içün muham-
minler gönderin vakfa enfa ta'mir
olunmakdır. tahmin olunsun de-
düklerinde üzerlerine ehli hibre
ve erbabı vukufdan başka kimseler
gönderilüb talimin etdiklerinde
cem'an on üç bin beş yüz akça
tahmin olunub erbabı vezaifden
mütevelli ve kâtib ulufelerinden
gayrının cihetler vekabeye tutul-
mağa emrolundu.
21 Muharrem 925
Şühudü'hâl ... Mehmed Çe-
lebi bini elhâce Hüseyin ve Mel-
med Çelebi bini Elmubarek ve
Bekçi Çelebi bini Yahya ve Meh-
met bini Mehmet.
D. 46 5S. 28/4
Veçki tahriri huruf o oldurki
mahrusai Burusada merhum Düs-
turhan evkafı muhterik olub evkafı
mezbure mütevellisi Mevlânâ Ka-
sım bin Hasan ve kâtibi pir Meh
med ve vekili harc Ahmedibni
İlyas ve câbileri Mustafa bini Ali
ve Ali Bâli meclisi şer'a gelüb
evkafı mezburenin ta'miri içün
muhamminler gönderin görülsün
dedikde erbabı vukufdan ve ehli
hibreden Siga kimseler gönderilüb
tahmin olundukda cem'an yirmi
bir bin beş yüz akça tahmin olun-
dukda erbabı vezaifden zikr olu-
nan kimselerin vazifelerinden gay-
risi rakabeye dutulmaga izin ve-
rildi.
21 Muharrem 025
Şühudülhâl . , Mehmed
Çelebi bini elhâce Hüseyin Meh-
med Çelebi bini Mübarek ve Bâli
Çelebi bini Yahya ve Mehmedibni
Mahmud ve Sinanibni Abdullah.
D. 47 S. 28/4
Veçhi tahriri huruf o oldurki
mahrusai Burusada nasbı “sultani
ile hassa haraç emini olan Musta-
fa çelebinin naibi Mehmed çelebi
bini elhâçe Hüseyin meclisi şer'de
ikrar ve itiraf idüb dediki sabıkan
Mudanya iskelesinde Bâç emini
olan Mustafanın yedinden sene
erbaa ve isrin ve tis'amie şevva-
linin on dokuzuncu gününde bin
dört yüz oluz üç akça sene 925
muharreminin yirmi birinci gü-
nünde sekiz bin yedi yüz seksen
dokuz akçe kabzeyledim dedikde
makbuzunminlı Mustafa çelebi dahi
vicahen tasdik evledi.
21 Muharrem 925
Şültudülhâl ,. . , Süleyman çe-
lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi-
ni Mubarek Mehmed çelebi bini
Sinan Bâli çelebi bini Mehmed.
D. 48 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada nasbı Sultanf ile
hassa harç emini olan Mustafa çe-
lebi bin naibi Mehmed çelebi bini
elhâce Hüseyin şeriat mahfelinde
ikrar ve itiraf edüb dedikim işbu
müşarünileyh Bekir çelebi bini
Yahya yedinde kabban mahsulün-
100 ULUDAĞ 5
den dokuz bin yüz otuz dokuz
akçe kabzeyledim dedikde makbu-
zunminh Bekir çelebi dahi vicanen
tasdik eyledi.
21 Muharrem 025
Şüludülmeclis: Süleyman çe-
lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi
ni Sinan Bayezid bini Abdi ve
Sinanibni Abdullah.
D. 49 S. 28'4
Yevmel isneyni vehüve yev
müssalis vel ışrun min muharrem
095
Şeliide linnakli ve tahvili fi
mahalli harcı etta'dil elhâc İsa
bini Yusuf ve Receb bini Ömer
ve İbâdullah bini Ahmed. akibel
istişhadişşer'i vedda'vâ sadıreti min
hâmili hâzel kitab Mahmudibni
Yusuf biennel müteveffa elhâc
Süleyman bini Yusuf el müteveffa
bi mahalleti Sarıcapaşa” min ma-
hallâti Edirne elmahrusa ahlieb
ve ümlil müddei mezbur Malı-
mud ve ennel verâsete münhası
rün vefi binteyil el med'uvveteyni
Fatıma ve Hâlime binteyil mer
hum elhâc Süleyman ve fizevcetihi
elhic Melek binti Abdullah el
hurre lâvâriselehu sivahüm velâ
müstelikka litereketihi illâ i
hüm şahadeten şer'iyyeten sümme
vekkele veleduhu bini Abdullalı
elvasi minkıbeliş şer'i alessagıre-
teyni mezbureteyn Fatıma ve Hâ-
lime Malımudul müddei mezbur
bi kabzı hıssatihis sağıreteyni ve
Vekkelet zevcetühü el merhum el-
hac Melek binti Abdullah Mahmu
del mezbur bidda'vâ ve hustmat
ue kabzı hissetihâ tevkilen şer'iy-
yen
Şühudülhâl ........ Ali
yibni Emir Ali ve Muslafa bini
Eminhan ve Mustafa bini Dursun
ve seyyid Alımet bini Yusuf
Tercümesi :
23 Muharrem 025 pazariesi.
Hare ve ta'dil mahallinde na
kil ve tahvil edicilerki Ahmed oğ
la İbadullah ve Ömer oğlu Receb
ve Yusuf oğlu hacı İsalardır şa-
deti şer'iyye ile şehadet eyledilerki
bu sicilde bais olan Yusuf oğlu
Malımudun da'vâsında ana baba
bir karındaşı Yusuf oğlu hacı Sü
leyman Edirnenin Sarıcapaşa ma-
hallesinde ölmüşlür hacı Süleyma-
nı iki küçük kızları Hâlime ve
Fatıma ve bir de Abdullah keri-
mesi hacı Melek isminde huwre
bir zevcesi vardır ana baba bir
karıudaşı ise benin kızlarına ve-
kâleti şer'iyye ile vekil ta'yin
olundum zevcesi Melek de hisse
sini almağa beni vekil ta'yin et-
miştir ve merhum hacı Süleymana
bizden başka vârisi yoktur deye
yazılıdır. müddei Malhımudun bu
ikrar ve ifadesinin doğru olduğuna
mezkür şahidler dinlenmiş ve şe-
hadetleri ba'dettezkiye makbul gö-
rülerek tescil edilmiştir.
D. 50 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusa Sancakbeyi Koçu bey
hazretleri içün dergâhı muallâdan
hökmü şerif varid ölub mazmunu
NAAM NM ANN
ULUDAĞ
mevmumununda Burusa beyi zim-
metinde hizanci âmireden karz
verilmiş on üç bin üç yüz otuz
dört akça ve hassai ağönam bala-
sıwda iki bin beş yüz akçaki
cem'an on beş bin sekiz yüz otuz
dört akçe olur zikrolunan mebla-
gın tahsili lâzım olmağla darendei
hökmü şerif kulum Hüseyin ol
canibe itsal olundu hökmü şerifle
vardıkda tehir etmeyüb meblağı
mezburi o mumaileyhden bikusur
kahzeyleye deyü ferma olunmuş
imtisalen lil emril âli meblağı
mezburı mezkür Koçubey hazret-
leri kendünün âdemisi Ali subaşı
ile meclisi şer'a gönderüb mezkür
Gulam şahihusam bey an zümrei
ulufeciyan meblağı mezburu mez-
kür Ali snbaşı yedinden bikusur
kabzeyleyüb Ali subaşının talebiy-
le mezkürün Okabzı sebti sicil
olundu.
Şuhudülhâl ,.... Derviş çe-
lebi bini Laklak Mehmed çelebi
bini elhâce Hüseyin ve elhâc İs-
kender bini Abdullah ve Sinanibni
Abdullalı erraci ve sa'di bin İvaz.
23 Muharrem 025
D.SI 5, 28/4
25 muharrem 925
Veçhi. tahriri sicil oldurki bir
kimse meclisi şer'a şahadete gel-
dikte hasım tarafından bana doksan
iki akçe virildi deyü imeclise ge-
türdikde hasım ben vermedim deyi
inkâr eyledikde sahibi zahir olma
dığına binaen malırusai Bursada
boyacı olan Mnhiddin taleb eylediği
ectide ona teslim olundu.. -
101
Şühudülhâl ..... .. Meli-
med çelebi bini elhâce Hüsevin ve
Süleyman bini Abdullalı,
D.52 5. 28/4
25 muharrem 025
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada nasbı sultani ile
emin olan Sinan bini Bâlâ şeriat
mahfelinde ikrar ve itiraf idüb
dediki mahrusai Burusada Tatarlar
mahallesinde müteveffa olan Ham
za bini Abdullah muhallefatından
beytülmâl içün zabteylediğim es-
nada merhum Hamzanın işbu mü-
şarünileyli Melimedibni Ivaz Zim-
metinde yediyüz akçası olup mez-
kür Mehemmed yedinde meblâğı
mezburı bâkusur kabzeyledim de-
dikde makbuzun iwinli Melimed
hali vicahen tasdik eyledi.
Şühudülhâl Mehmed çelebi bini
elhâce Hüseyin ve Süleyman çelebi
bini Abdullah,
D,53 5.284
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Durusada Çardak mahallesin.
de mütevefia olan Hamza biri
Abdullah muhallefatı beytülmâle
intikal edüb merhumun zevcesi
Rukiye beytülmâl emini Sinan BâlA
ve âmili beytülmâ!l Hüseyin mah
zarlarında merhum zevci Hamza
zimmetinde omihri müeccelimden
beş akçem oldu üzerinde kaldı
dedikde mehri misli meblagı mez-
bure kâfidir denildikde zevci Ham-
zaya hibe etmedüğine yemin veri-
lüb meblağı mezbur merhumun
muhallefatından eda olunmağa-hük-
molunub sebti sicil olundu:.* « «
102 ULUDAĞ
« Sinanibni
Abdullah
Şühudülhâl , .
Abdullah ve Aliyibni
arracil.
D.54 S, 28/5
Veçhi tahriri sicil oldurki malı-
rusai Burusada seyyid usül tekkesi
kurbinde Üveys bey odalarında
Cemile nam yahudinin ocağı du-
tuşdu dedikde odabaşı İshak inkâr
eyledi udüli müsliminden Mustafa
ibni Hasan ve Veli bini Nasuh
zikrolunan ocak dutuşub yalın çık-
ğını biz gördük dediler sebti si
cil olundu.
25 muharrem 925
Şühudülhâl , . . Sinanibni Ab-
dullah ve Abdülkerim biui Mustafa.
D.55 S. 26/5
Yevmül cüm'a vehüve
yevmüssabi' vel işrin min muharrem
925
925 senei hicriyesinin muharre-
mülharamının yirmi yedinci gü
nüdür.
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada makscm mahallesin-
de mütemekkin olan Hıdır bini
İlyas ve Mustafa bini İlyas Aynişah
binti Hıdır ve Sultana binti Yusuf
namahremler bulunup meclisi şer'a
getirilüb mezküran avretler ikrar
idüb ve etmekçi Yunus bini Ab-
bullah bile bulunub sebti sicil
olundu.
Şühudülhâl . . Sinan bini Bâli
Malhımudibni Kasım ve Sina”ibni
Abdullah,
D. 56 5.56
Veçhi tahriri hurui o oldurki
mahrusai Burusada müteveffat olan
Ayşe binti Mahımudun muhallefatı
hâliyâ beytülmal emini olan Sinan
bini bâli hıfzeyledi merhumenin
varisi Mehmedibni Mehmed ve
gaibde olduğuna binaen ve mer
hume Ayşenin babasından irsen
intikal eden ev hissesinden bin
akçe hissei şer'iyyesi olub ba'de
zemanın meblağı mezbur nafaka
ve kisvesine emri ş*r ile bir mik-
darı sarfolunub hâliyâ dört yüz
yirmi akça kabzeyledi deyü emini
mezbur ikrar eyledi ve merhumenin
kendi esbabından ki bey eyledik
andan dahi iki yüz akça mıkdarı
kabzeyledik emini mezbur meclisi
şer'de ikrar idüb makbuzunminlı
Fatıma methumenin halasıdır şifa-
hen tasdik eyledi.
27 Muharrem 925
Şühudülhâ!l ., . Mütevelli başçı
ve Sinanibui Abdullah Aliyibnil
Abauliahil Erracil ve Pir Ali çe-
lebi bini hacı Yusuf İmam Hasan
ibni İbrahim Ahmedibni Hamza .
D.57 Ş.28/5
Ekarre Kasım bini Abdullah
essahibelü vekâleten bil kabzıl ati
zikrühu an kıbeli mevlâ hâce şeyh
Mehmed bini Şemsüddin bimâ hü-
ve tarıküssübutü şer'an biennehü
ehaze ve kabaze min yedi hâmili
hâzel kitab Hamze bin Abdullah
Essabitü vekâleten bil isali ankıbeli
Ni'metullah bini sultan Acem bimâ
hüve tarikissübuti şer'an meblâga
ULUDAĞ 103
mieteyn eştafiyyin ve siddetle ve
sittine eşrefiyyen zehebiyyen vez-
niyyen tamül vezni sahihül ayar
min semenil hariril müşterâ el mak-
buz ve hüve filvezni mieteyn lüdre
ve selâsen ve selâsune lüdreten
külli vüdretil minhü bieşrefiyeyni
ikraren musaddikan min kıbeli
Hamze tasdikan vicahiyyen.
Sühudülhâl . . Mehmed çelebi
bini elhace Hüseyin ve Seyyid Ali
bini Abdurrahman ve Aliyibni
Mustafa ve Malımudibni Mehmed
ve Ca'feribni Ivaz ve Karagöz bini
Abdullah
Tercümesi :
Şemseddin oğlu hoca şeylı Meh
met tarafından atide zikrolunacak
meblâğı almağa vekâleti sahiha ile
vekil olan Abdullah oğlu Kasim
ikrar idüb didiki Abdullah oğlu
Hamza sultan Ace oğlu Nime-
tullaha isâl elmek üzere vezni tam
ayarı sahih iki yüz altmış allı eş-
refi altun ki Satun alınan ipek mah-
sülündendir ve tartıda iki yüz otuz
üç lidredir her lüdresi iki eşrefi
altını bahasınadır. Kasımın bu ik-
rarını Hamza vicahen tasdik eyledi.
27 muharrem 925
D. 58 28/5
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada nasbı Sultani ile
beytülmâl emini olan Sinanibni
Bâli meclisi şer'de ikrar idüb de-
dikim Hayreddin paşa mahallesin-
de müteveffat olan Ayşe binti Ab-
dullahın muhallefatındandırki sa-
bikan Dervişibni Muhammed hıfz
idüb bey” etmişimiş mezkür Der-
viş elinden dört yüz on dokuz
akça kabzeyledim dedikde makbu-
zunminh Derviş dahi vicahen tas-
dik eyledi.
Şühudülmeclis . . Mehmed çe-
lebi bini elhâce Hüseyin Mehmed
bini Mustafa Sa'di bini Ramazan. .
D. 59 S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada kablucada ases
olan Hasaniüni Abdullahın sabı-
kan alımcı Mahmudu kaçırdın de-
ye hapsolunmuşdu hâliyen alımcı
Mahmudu atebeyi adalet penahe
vardı deyü bazı kimseler şahadet
idüb ve mezkür Hasanın nefsine
pir Ahmed bini Yunus anmahallei
Sukulferes kefil oldu ve anın ma-
hallei mezbure kâhyası Durmuş
bini Ivaz kefil olub sebii sicil
olundu.
27 Muharrem 925
Şühüd .... Mehmed çelebi
bini elhâce Hüseyin Mehmed bini
Eynebey ve Murad bini Mustafa.
D. 60 S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Burusada hassa harç emini
olan Mustafa çelebinin naibi Mel-
med çelebi bini elhâc Hüseyin
ikrar idüb dedikim işbu müşarü-
nileyh şab emini ki Malhmudibni
Abdullah ki karyenüz hasıl olur
mezbur Emin yedinden şab mali-
sulünden dört bin yüz kırk alta
akça kabz eyledim dedikde mak-
buzunminhı vicahen tasdik eyledi,
27 Muharrem 925
104 ULUDAĞ
Şühudülmeclis ..... Sinam-
ibni Abdullah ve Ali bini Mah-
mud,
D. 61 S. 286
Yevmissebt vehüve yevmissa
min vel ışrin min muharrem 925
Veçhi tahriri sicil oldnrki malı-
rusai Burusa Sabbağlarından bir
eri kâmil sabbağ gönderin diye
hökmü cihan ferman olunduğu
ecilden işbu müşarünileyh Mah
mudibi Sevyid Ahmed an mahal
lei Alacamescid ve piri bini İlyas
an mahallei Azabbey bu iki nefer
kimse birbirine kefil olub malıru-
sai Edirneve devletli Hüdavendi-
gâr maslahatı İçün varid olan gu-
lamişahi Melmedibni Karaca .....
Ulufeciyan mezkür gulami Sulta-
niye teslim olundı.
28 Muharrem 025
Şühül , ... Nureddin bini
Gündük Mehmed çelebi bini elliâ-
ce Hüseyin.
D. 62 S. 28'6
Veçhi tahriri o huruf oldurki
malırusai Burusada Sultan imareti
mahallesinde mütemekkin olan Ay-
şe binti İlyas meclisi şer'a gelüb
sabıkan zevci yeniçeri o Aliyibni
Abdullahı ikzar idüb üzerine tak-
riri dava kılub dedikim sabıkalı
mehri müeccelin hibe ettiğim ta-
rihde bana bir sığır ineği verüb
nice müddettenberü (o buzağlayub
hâliyâ beş baş sığır inekleri var-
dır dedüğün mezkür yeniçeri Ali
inkâr evledi kabbel inkâr muslihün
ve mütevassitün araya girüb es-
sulhü hayrülamel edüb - mezkfr
müddeaaleyliden bir sü sığırı ine-
ği bozağısiyle ve üç yüz nakid
akçe verüb mezbur Ayşe mezbur
yeniçeri Alinin zimmetini ibrâ ve
iskat idüb minba'din bivechin mi-
nelvücül ve sebebi ominelesbab
da'vân ve nizaim yokdur deyü
birbirinin o zimmetlerini ibrâ ve
iskat eylediler.
28 Muharrem 925
Şühud ... . Mahmudibni Alı-
med Aliyi iri Abdul'alı Erracil
İlyasibni Abdullah o Mahmüudibni
Abdullah.
D. 63 S. 28'6
Yevinülehad vehüve yevmissabi
vel ışrin min muharrem.
Veçhi tahriri sicil oldurki mah»
rusai Burusada Şerafettin paşa ma-
hallesinde o mütemekkin Mehmed
ibni usta ieclisi şer'a gelüb İbra-
himibni Mehmedi ihzar idüb üze
rine takriri da'vâ kılub dedikim
senin şakirdin arkasında bulunan
işbu müşarünileyh asmani çuha
« O zaman asımani tabir edilen bir
nevi çuha Bursada mevcut olduğu
sabittir » benim oğlumundur de-
dikde mezkür İbrahim inkâr eyle-
di indel istişhad udüli müslimin-
den külâhcı Ahmedibni Yusuf
Yahşi bini Mustafa ve Hüseyimibni
İbrahinı mezkür asmani çuha işbu
müddei Mehmedin oğlunundur
sirkat olundu dediler şahidânı mez-
buranın şehadetleri ba'dettezkiye
hayyizi kabulde vaki olub sebti
sicil olundu.
Şühüd.... Kasın çelebi bihi
Ahmed ve hacı İskender bini Ab:
dullah,
ULUDAĞ
D. 64 5. 28.6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Bursada Şerefeddin mahal-
lesinde mütemekkin olan Melme-
dibni Ustanın Ulu bayramdan sonra
hucresi açılnb niçe esbabı gittik-
den sonra hâliyâ bir asumani cuha
İbrahimibni (Mehmedin şakirdi
Abdi bini Bekir yedinde bulun-
dukda bu çuhayı kande buldun
denilince cevab verüb ustam İbra-
him verdi geydim dedikde usta-
sından istifsar olundukda ben bu
çuhayı kuyumcu oMulhyi bini Yu
sufdan aldım dedikde mezkür ku-
Yucu verdüğine inkâr eyledi ve
mezkür asmani oçulayı mezbur
Abdi benim arkamda gördüler
bildiler deyü verub Veliyibni Yu-
sul hücresine atub yerine bir
gayri asmani çuha geydim gitdim
dedi ba'dehü ol mesruk asmani
çuhayı ol hücrede söküb astarın-
dan ayırmışlar kim sökdü denil-
dikde kimse ettiğüne ikrar etmedi
ve bu mezkürlar hapsolunmağa
emr olundu
Şühüdülmeclis . Abduliâl
ibni elhâce Fakih ve Mehmet çelebi
bini elhâca Hüseyin ve Derviş
çelebi bini Laklak ve hacı İsken-
der bini Abdullalı kâtib Şuca'bini
Hizir
D. 65 S. 28/6
Veçhi tahriri huruf oldurki mah-
rusai Bursada merhum ve mağiu-
runleh Sultan Bayezid han aleyhir
rahmeti velgufran bina etdirdiği
hânı cedid evvelde otuz aded hüc-
relerin pencereleri ve çerçeveleri
tamir olunmak lâzımdır üzerine
105
ehli hibre gönderin tahmin olun-
sun ne mikdar nesne kifayet eder
görülsün dedikde üzerine erbabı
vukufdan Siga kimseler könderilüb
sörüldükde cümlesine bin beş yüz
akça tahmin etdiklerinden sonra
vakfe elfe'a alelacele tamir olunmak
lâzımdır dedikleri ecilden mezkür
kâtib Şucaa izin verildi.
20 muharrem 025
Şühüd . . . Derviş çelebi bini
Laklak Sinanibni Abdullah Afime-
dibni Mustafa
D. 66 S. 28'6
Veçhi tahriri huruf o oldurki
mahrusai Bursada hânı cedidi sa-
nide hâliyâ nasbı sultani ile emin
olan Ahmedibni Mustafa sabıkan
mahrusai mezburede harik vaki”
oldukda ham mezburm Önünde
dekâkin saraçlar dükkânları muli-
terik oldu bana mezkür dükkân-
ları tamir idiver evvelkinden Ziya
de icareye kabül etdik dediklerin-
de mezkür dükkânlarin daraba talı-
laları tecdid olunmağa emini mez-
bure izin verilmiş idi hâliyâ mez-
kür Emin kazıyyenin vukuu üzere
temessük taleb eylediğü ecilden
bu vesika ketbolunub yedine ve-
rildi .
20 muharrem 925
D. 67 S. 28/6
Vevmel isneyn veliüve yemis-
selh min muharrem
925
Dokuz yüz yirmi beş senesi
muharreminin sonuncu pazarlesi
günüdür
106 ULUDAĞ
Veçhi tahriri sicil oldurki malı-
rusai Bursada Bedrettin oğlu ma-
hallesinde mütemekkin olan Ciğerci
Ramazanın sattığı mumda iki
vakiyede yüz dirhem mum eksik
bulunub sebti sicil olundu
D. 68. S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah-
rusai Bursada Altıparmak mahalle-
sinde müteveffat Selvi binti Ab-
dullah Atika Mustafa muhallefa-
tından beytü mâl emini olan Sina-
nibni Bâli yedinde mahfuzfoldukda
ve Selçuk hatun mahallesinde mü-
temekkin olan Receb bini Meh-
med ve Şa'bân bini Mehmed mec-
lisi şer'a gelüb emin Siean ve
âmili beytülmâl Hüseyin Mehmed
mahzarlarında merhume Selvibi
bizim lieb karınkardaşımızdır Mus-
tanın omu'tekasıdır o merhumenin
varisi biziz veraset bize münha-
sırdır dediklerinde mezkür emin ve
âmil inkâr eyledi gabbel istişhâd
udüli müsliminden Mahmudübnü
Abdullah ve Sülevmanipni Mustafa
ve İbrahimibni Murad mezküran
Receb ve Şa'banı da'vâlarına muta-
bık ikrarı şehadeti şer'iyye kıldılar
mezkürların şehadetleri ba'de tez-
kiye hayizi kabülde vaki” oluk
sebti sicil olundu
30 muharrem 925
Şühud .... Mehmed çelebi
bini elhâce Hüseyin ve Şüc'a bini
Apdullah
D. 69 S. 28/6
Vevmüsselâse vehüve yevmülgutreti
min safer hutime bilhavri
vezzafer o 925
Ekarre fahrül emasili vel akrân
Süleyman bey bini Hamza el emin
yevmeizin binnasbissultani alel hâ-
riril emiri el me'huz min eshabihi
el me'mur bibeyihi minennas ev
ehaze bisemenihi minhü binnehu
kad ehaze ve kabaza minyedi ha-
mili hâzilkitab Avraham bini İlya
el Karpusi yahudi meblaga sema-
niyeti âlâfi dirhemin ve tis'a mieti
dirhemin fıddıyyin rayicil minel-
vakt min semeni hariri pir Ali
elacum venüve filvezn mietü lüd-
retün ve semanine lüdretün ellezi
hüve min cümletil eshası el me'-
huz harirünüm ikraren ve i'tirafen
mısaddikan min kibeli Avrahıkm
el makbuzu mnhüi el mezkür.
Tercümesi :
Ipek vergisini almağa memur
Süleyman bey ikrar edüp dediki
Acem Pir Alinin ipeklerinden alı-
nacak vergiye mahsuben yahudi
İlya oğlu Avraham elinden sekiz
bin dokuz yüz geçer akça gümüş
aldımki mezkür ipeğin vezni yüz
seksen sekiz lidredir bu ikrarı
makbuzun min Avraham vicahen
tasdik eyledi.
Bundan sonraki sicillerde ihti-
saren «Vechi tahriri huruf oldurki»
ibaresiyle her sicillin altındaki şa-
hid isimleri tay edilmiştir. Ancak
ehemmiyetli bir isim olursa yazi-
lacaktır.
D. 70 S. 28/9
1 Safer 925
Mahrusai Burusada hassa harc
emini olan Mustafa çelebinin naibi
Mehmed çelebi ibni elhâce Hüseyin
şeriat mahfelinde ikrar ve itiraf
ULUDAĞ 107
idüb dediki dergâhı muallâdan
hükmü şerif varid olub mazmuni
meymunınde akmişe'i mütenevvia
alınmak ferman olunmış hâliyâ er-
babi akmişe semenlerinden birer
mikdar akça verilmek taleb eyle-
yüb müzahame etdikleri sebebden
mali miriden taleb edüb işbu mü-
şarüniley harir emini Süleyman
bey bini Flamza yedinden iki yüz
bin akça kabzeyledim ki masarifine
sarf edem dedikde makbuzun miuh
emin Süleyman bey dahi vicahen
tasdik eyledi.
D.71 S. 28/
Ekarre ve a'terefe Yusuf bini
elhâc Ahmed Elkovan biennehü
kadbâ'a minhâmili hâzelkitab Ha-
sanibni Abdullah vehüve iştera
vebtâk minhü fentekale ileyhi bi
irsi şer'iyyi min ünmihi Benefşe
binti Abdullah ve zâlike arsatül
menzil elkâin el muhterik ma'a
nafakatihi ve hassaten mâül küin
fi Burusa el mahrusa bimahallei
Arablar mahdudun bimülki aşcı
ve bimülki elhâce Hüseyin ve bit-
tarik ve bimülki müştera Hasan
ve bimü'ki zevcetül medas bi
cümletil mahdud ve kâffetil hukuk
semenen ruuayyenen kadrihü er-
baa mi'e dirhemen fızzıyyen ve ra-
yicin filvakti bey'an ovebliya'an
bilyakıneyni sahihateyni şer'iyye-
teyn müştemleteyni alâ icabin ve
kabulin mer'iyyeteyni ve takbuzun
filbedeleyni minettarafeyni ikraran
sahihan ser'iyyen ve saddakahül
müşteriyil mezbur vicahen.
1 Safer 925
Tercümesi:
Kovan hacı Alimed oğlu Yusuf
validesi Abdullah kızı Benefşeden
irsen intikal edüb etrafı erbaası
aşcı ve hâce Hasan ve. müşteri
Hasan ve Medas zevcesi hudud-
lariyle mahdud yanmış bir ev ar-
sasını bakiyye ankazı ve has bir
suyu ile beraber geçer akça dört
yüz dirhem gümüşe icab ve ka-
bulü cami ve şer'i bir surette
Abdullah oğlu Hadana sattığını
ve bedelini aldığını ikrar eyleyüb
mezkür müşteri Hasan dahi vica-
hen tasdik eyledi.
D. 72 S. 28/7
Ekarre ve a'terefe Davud bey
bin, ,.el mütevelli binnasbis
sultani alâ evkafil merhum Umur-
bey biennehü kad ecere bihükmü
tevliyetihi min Zahidibni Mehmet
ve Zâlikel hadika minel evkafil
mezbureti elkâineti bi kurbi kar-
yeti Balıklı minnevahi Burusa el
mahrusati el mahdudeti obivakfi
Ali paşa ve bi mezriati ağacık ve
bi mülki yeniçeri llıdır ve bi
vakfi Ali fakih bi ücreti muayye-
netin kaderuha fikülli senetin se-
lâse mieti dirhemin fıddıyyen ra-
yicil filvakti ilâ tis'ati a'vâmin
mütevaliyetin bişartı en yansaba
el müste'cirül mezbur fi hüzihi se-
neti mi'etü eşçarin müsbiretin fihâ
icaren ve isticaren sahihayni ser'-
iyyeyni.
4 Safer 925
108 ULUDAĞ
Tercümesi :
73
Umurbey vakfına binasbissultani
ile mütevelli olan Davud bey ikrar
edüp dediki tevliyetim icabı Mel-
med oğlu Zahide Bursa kurbinde
nevahisinden Balıklı nam karye
kurbinde vaki Umurbey evkafw-
fından bir mikdar balıçe icare
verdimki etraflı erbaasi Ali paşa
vakfı ve Ağacık mezraası ve yeni-
çeri Hıdır mülki ve Ali vakif
vakfı ile mahduddur her sene ge-
çer ekça ile üç yüz dirhem, gü-
müş verecek ve ayrıca yemiş ve-
reeck yüz ağaç dikecek ve müte-
valiyen dokuz sene icare malik
olacak diye ikrar eyledi.
D. 74 S. 28/7
Mahırusai Bursada nasbı sultani
ile Bozahane ismini alan o Muhar-
rem çelebi meclisi şer'a gelüb
tahririri meram kılub dediki sabı
kan Pınarbaşı bozahanesi termime
mahtaç oldukda bendeniz emri
şerifiniz ile meremmet etdirmişdim
hâliyi muhasebe görmeğe emr
olunsun dedikde mdhrusai mezbu-
rede nasbı padişahi ile hassa harc
emini olan Mustafa çelebinin naibi
Mehmed çelebi bini elhice Hüse-
yin erbabı vukuidan sığa kimes-
neilere emr olunub muhasebesi
görüldükde bin yüz elli üç akça
harc etdüğü zahir olub emini mez-
burın talebi ile sebti il olundu.
Ve Sedbaşı Bozahanesinin ta'mi-
rine termimine dahi muhasebesi
görülüb emini mezbur yedinden
üç vüz vetmiş iki akça sarf olun-
duğu sabit olub mezkür Emin
Muharrem çelebinin talebi ile ve
hassa harc naibi Melımea çelebinin
ma'rifetiyle sebti sicil olundu.
4 Safer 925
Sinanibni Abdullah
dinibni Abdullahirracil.
ve Alaad
D. 75 S. 28/7
Cık kadısı tarafından, nakli şe-
hade gelüb mefhum budurki Mus
tafa bini Yunus ve Ca''er bini
Mustafa mecliei şer'a gelüb şeha
det eyleyüb Bursada Galle pazarı
kurbinde Çilingir dükkânında fevl
olan Menteşe ibni Ahmed işbu
nakıli neklin asabai nesebiyyesidir
veraset bu nakıli naklinki Oruc
Hamza ve Hasan Orucun karın
daşlarıdır. mezkür Orucu Hamza
ve İlüseyin vekil eylemişdir de
nilmiş (o Bu husus içün mezbur
Oruc hökmü padişahi irad etmiş-
dir mazmun budurki dediği gibi
olub veraseti sabit olursa bikusur
beytülmal eminden alıvsrsin deyü
buyurmuş öyle olsa beytülmâl
emini Süleyman bey ibni Muslafa
ve âmil Hüseynibni Mehmed mali-
zarinda nakliciğin şühudü tarik
dinlenüb o mezburun Oruc Ham-
za Hüseyin verasetlerine hö
molunub mezkür beytülmâl
emininden mezkür Oruc dokuz
yüz yetmiş akça alub kabzettim
deyü ikrar ve i'tiraf eyledi hurrire
zilike fişehri ahırirrebi' liseneti
hamsin ve ışrini ve tis'a mi'e ter-
cümesi, bu sicil 025 senesi rabi-
yül ahırinde yazıldı
Cemaziyel evvel 925
ULUDAĞ 109
D. 76 S. 287
Pinarbaşı makabiri içinde bir
mikdar ...... bulunub elinde
bulunan kimesneki oMehemmeddir
dutulmayub gaybet eyledi idi
Hamza bini Hayreddin gaib olan
mezkâr Mehmed labs olunmuşdu
şimdiki hâlde mezkür Hamza ha-
pisden ihrac içün Musa bini Davud
Pınarbaşı mahallesinden kefil oldu
ve Yusuf bin Seyyid Ali dahi
mezkür Musaya olub mebur Ham
za hapieden ihrac olunub sebti
sicil olundu.
Cemüâziyel «> evvel 925
D. 77 8.2817
'Takyeciler pazarında sakin hacı
Süleyman bini Emirin dükkânında
ittifak olsa; zahir oldu haps olun
mak emr olundukda kendüye ve
oğlu Mehmede Kasımibni Abdul
lah ve hacı Piri bini hacı Mustafa
ve İbrahimibni Murad ve Meli
medibni hacı Şuca' ve Alhmedibni
Yusuf ve Durmuş reis bini Davud
kefil oldular sebti sicil olundu
D. 78 S. 28/7
Cemaziyelülâ gurresinda Ve
galle pazarı emin bostan kıbelinde
Ali ve kâtip Mehmed yedi bin beş
yüz yedi akçe hassa harc emini
naibi Mehmed çelebiye teslim ey-
leyüb sebti sicil olundu.
Cemaziyelülâ 025
Şühud ... Seyyid Fazlullalı ve
Ca'fer bini Gazanfer.
D. 79 S. 287
Haci İskender bini Abdullahın
Burusada kasrı Ali paşa mmahalle-
sinde müteveffa olan Kara Veli bi-
ni Hisarla bini Hıdırdan ciheti asü-
betle verâset sâbit olan hacı Meh-
med bini Ernebki bini Hıdır kıbe-
linden vekâleten sabit oldukdan
sonra şöyle ikrarı sahih ve itirafı
sarih kılub etdiki mezkür mütevef-
fa kara Velinin muhallefatından
beytülmâl emini Sinan bini bâlâ
vedinden sekiz bin sekiz yüz altınış
üç akçe alub kabzeyledim deyicek
mezkür emin talebi ile sebti sicil
olundu ceri zâlike fi gurreti cema
ziyelülâ lisene hamsin ve işrin ve
tıs'a mi'e,
D. 80 S. 287
Sevyid kulu beytülnâlinden İb-
rahim bini hacı Bayramda yetmiş
beş akçe rüşvet tafta kalub baltası
verilmek içün Ramazan bini Halil
Enbiya oğlu mahallesinden ve Sü-
leyman bini Ali Şibli oğlu mahal
lesinden kefil olub ve İvaz bini
Mustafa sultan mahallesinden bu
üç nefer kimesne mezkür İbrahimin
neisine vekâleten kefil olub sebti
sicil olundu.
Cemaziyelülâ 925
D.81 S. 28/7
Kad veredel kitâb el kitâbül
hökim an meclisi fahrül hukkân
Mevlânâ Salih elkadı bimedinetil
Kostantaniyye hilâfen el müştemil
mazmunuhu alâ ennehü kad vekke-
lerrecilü med'uv Aliyibni İbrahin
eşşehür bilöerdeci Ali min mahallei
kösele bimedineti Burusa ve enabe
nefsehü errecilü med'uv meviâni
Muhiddin el imam fil mahalletil
110 ULUDAĞ
mezbure bi kabzıma intakale ve
teveccehe ileyhi min mahallefâti
zevcelihi sürur binti Abdullalı el
müteveffat semme mimmen hiye
indehü ve bil islâli ileyhi ve bikülli
mayetevakkafü aleyhel kabzu vel
isâlü minel mürafakati ve gayrihâ
in ihtecce ileyhâ tevkilen sahihan
inkabelel vekâletel mezküre velhâl
kablel vekâle veddea bi mahzarı
min Süleymanibni Mustafa el emin
li beytilmâl ve âmilihi Hüseyinibni
Mehemmed felemmâ semi'a şühu-
düttarik vekara fehâkemel hâkim
bi şehadetil adleyni bi hurriyyetiz
zevciyyeti bi veraseti aliyyil mez-
bür lil merhumetil mezbureti Sü-
rür vecümleti muhallefâtihâ elf ve
erba'a mi'e ve tis'a ve tis'ine dir-
hemen min gayri tahmin ve gay-
rihâ ventakale ileyhi mia 'msfl
meblâğil mezkür ve kabazhu Mu-
hiddinil vekâl el mezkür lil isâli
ilâ müvekkilil mesfür cerâ zâlike
fievaili camâziyelülâ sene hams ve
ışrin ve tis'a mi'e
Tercümesi :
Istanbul kadısı mevlânâ Salih
meclisinden varid olan bir hökmde
deniliyorki Bursanın köseler mahal
lesinden gerdeci Ali isminde bir
şahıs ayni mahallede vefat eden
karısı Sürurdan kendine irsen inti-
kal eden bütün hukukunu almağa
ve indel icab müdafaaya lâzım ge-
lecek meblâğı sarfa mahallei mez-
bure imamı Muhiddini tevkil eyle-
miş ve kadıyı Isıanbul bu vekâle-
tin şer'i olması için ve zevceynin
hurriyyetlerine ve mezbu Alinin
merhume Sürure veraseti sahih ol-
duğuna iki şehidi âdil istemiş mer
hume Sürurun cümlei muhallefatı
tahminsiz bin dokuz yüz doksan
dokuz olub nısfı zevci Aliye intikal
eyleyüb vekili Muhiddin tamamen
alub müvekkili gerdeci Aliye ver-
diğine dair sicildir.
D.82 S.28/2
İnne fahrel ümenâi Sinanibni
Bâ'â el mansubü eminen min kı
belissultan li beyiilmâl elvaki' fi
medineti Burusa kad bâ'a bi hök-
mi emanetihil mezbüre mâ intekale
ilâ beytilmâli min muhallefati Ra-
mazan elferraş minerracilü el med'
uv Hasanibni Abdullah ba'dessubuti
vekâletihi an kıbelil mer'eti el”-
med'uvveli Sürur binti Abdullah
bişşirayi vehüve isterâhü vebtâ'ahu
minhü ve zâlikel menzil el kâin
fi beldetil mezbureti bimahalleti
Yıldırımhan el müştemilü alâ bey
tin vahidin ..... almahdudeti
kıbleten ve ve karkan . ... ibnül
hâc Karagöz ve garben bittarikilâm
ve şimalen Sürur binti Abdullah
bisemenin muavvenin malün men-
kudün kaderuhu hamse mi'eti dir-
hemin bey'en sahihan müştemilen
alâ icabin ve kabulin minettara-
feyni cerü zâlike fievâyili cemazi
yel ahır sene hamsin ve isrâne ve
tis'a mi'e
D. 83 S. 28/8
Murad bihi Cugay kul ayırd-
mak hususu içün haps olunmuş
imiş şimdiki hâlde asil müddeinin
Hıdır Ahmedibni İbrahim mezkür
yokdur dedüği ecilden Mustafa
bini Kılavuz ve ya'kub bini Dur-
ULUDAĞ Lai!
sun kefil olub hapisden ihrac olun-
du hurire zâlike fievayili şehfi
cemâziyel ahır 925
D. 84 S. 28/8
Falırülemâsili vel akran Meh-
med çelebi bini Mevlânâ Alaaddin
kibelinden pâr Ahmedibni Mah-
mudun haslar kazıli Mevlânâ Ala-
addinin nakli şehadesiyle vekâlet
sabil oldukda mezbur pâr Ahmed
şöyle da'va eylediki obeytülmâl
emini Sinan mahzarında benim
müvekkilim olan Mehmed çelebi
nin validesi mahrusai Burusada
Tatarlar mahallesinde fevt olan
Dilâram hatunduı memi' muhalle-
fatı mezbur Mehmed çelebiye nak
leder ben kabz ederim deyicek
uduli müsliminden hacı Hüseyin
bini Abdullah ve Mahmud bini
Baba Cemâl mezkür pâr Ahmed
muvafık şehadet eyleyüb mezkür
Mehmed çelebinin verasetine hök
molundu mezbur pâr Ahmed ci-
heti vekâlet ile mezbure Dilâranın
beytülmâl defterinde bulunan mu
hallefatı kabzeyledim deyu itiraf
idicek mezkür Emin Sinan Talebi
ile sebti sicil olundu cerâ zâlike
fievayili şehri cemâziyelülâ sene
hams ve ışrin ve tiss,a mi'e
Mehmedbini Hüseyin ve Ca'fe-
tibni Kazanfer
D. 85 5. 28/8
Burusada Habib oğlu mahalle-
sinde mütefiat olan Hurşid bini
Abdullah varasetini da'vâ eyleyen
Mustâfa bini Bâlâ şeriat mahfelin-
de mezbure zevci hacı Ahmed bini
Abdullah: ve beytülmâl emini Sü-
leyman bey ibni Mustafa mahzar.
larında da'vâ eylediki mezkür Hur-
şid Yusuf bini Abdullahın mu'te-
kasıdır. ve mezkür Babam Biâlinin
mu'tekıdir işbu cihetden asabiyyei
sebebiyye olurum dedikden sonra
şâhid taleb olândukda udüli müs-
liminden hacı Ahmed bini İsmail
ve Ali Osman da'vâsına mutabık
şahadet eyleyüb mezkür Mustafa:
nın verasetine hökmolundu cerâ
zâlike fievayili cemaziyelâlâ sene
hamsin ve ışrine ve tis' mi'e
D. 86 S. 28/8
Mehmed çelebi bini elhâce Hü-
seyin hassa harc emini kıbelinden
vekâlet tariki ile şariat mahfelinde
şöyle ikrarı sahih kılub etdiki iş-
bu Bozahanelere sabıkan emân
olan Muharrem çelebi bini Mus-
tafadan anhurrei şevvâl sene do:
kuz yüz yirmi dört ilâ gayei safer
fisene dokuz yüz yirmi beş iki
yüz akçayı bâkusur aldım harcı
hassa eylemek içün deyicek mez-
bur Mustafa çelebi talebi ile sebti
sicil olundu.
Cerâ zâlike filyevmil âsir min-
şehri cemaziyel evvel sene hamsin
ve ışrine ve tls'a mi'e.
82. inci sicillin tercüme-
sidir :
Beytülmâl emini Sinan salahi-
veti mucebince Ferras Ramazanın
muhallefatından Yildırımhan ma
hallesinde vaki" bir menzilhanesini
bey'i sahih ile satmış olub mer-
hum Ramazanın zevcesi Sürur ta-
rafından bütün hukukuna bakmak
içün Abdullah oğlu Hasan nam
112 ULUDAĞ
kimseyi vekâleti şer'iyye ile vekil
ta'yin eylemiş mahallei mezburede *
vakı' etrafı erbaası cenuben ve
şarkan hacı Karagöz oğlu garben
tariki âm ve şimalen Abdullalı kızı
Sürur ile mahdud olub «e beyi
sahih ile satılmış bulunan haneyi
vekili mezbur emini mezkürdan
semeni muayyenini âli menkud
olarak beş yüz dirheme mezkür
Sürur namına icab ve kabül ile
almış olduğumu mübevvin sicildir
D. 87 S. 28/8
Dergâhı muallâdan hükmü va
cibül inkiyâd varid olub mazmunu
şeriide buyurulınuşki sabıkan Bu-
vusa kadısı olan Mevlânâ Muhiddin
ki Ece zade demekle ma'rufdur
icazel verüb saldırdığı haririn se-
menini mizan defterinden ma'lum
edinib bayi'lerinden alub göndere-
sin deyü emrolundukda emri bi-
misâle imtisal olunub teftişe şuvu
olundukda (o mahrusai (o Burusada
Arab Mehmet oğlu mahallesinde
işbu Halilibni hacı Musa zimme-
tinde mizân defterinden altmış üç
litre harir bahasından üç bin yüz
yirmi bir akça kaydolunmuş bulı-
nacak zikrolunan harir akçaların
tahsili içün sabıkan selen havale
gulami şahi Behram bey Bini Ab-
dullah meclisi şer'a gelüb şöyle
ikrar eylediki mezbur Halil malı-
zarında meblağı mezburı bikusur
aldım diyecek mezkür Hali! talebi
ile sebti sicil olundu.
20 Cemâziyelahır 925
D. 88 S. 28/8
Köşkü Ali paşa mahallesinde
müteveffâ olan merhum hacı Hay-
reddin bini hacı Mehmedin yetini-
ler Ya'kub ve Mehmed içün kı-
beli şer'den vasi nasbolunan Bâli
çelebi bini hacı Mehmed üzerine
yelimeyni mezbureynin kassam def-
terinden haric iki yüz kırk sikkei
eşreliyye ve doksan beş sikkei ef-
renciyye vardır deyü istima olun
dukda lieclil husus kıbeli şer'den
Muradibni Abdullah vasi masbo-
lunub hini murafaada şöyle takriri
da'vâ eylediki mezkür Bâli çelebi
yetimeyni mezküreynin benim zim-
metimde iki yüz kırk eşrefiyyeye
doksan beş efrenciyeleri vardır
deyü ikrar eyledin dedikde mez-
kür Bâli mukabele bil inkâr edi-
cek udüli müsliminden Musa bini
Abdullah ve gaybi bin İbrahim
mezbur Murrdın da'vâsına muva-
fik şehadei idüb mezkür Bâli çe-
lebi dahi mezbur Muradın da'vâ-
sım tasdik itdikden sonra muhase
bdsi görülüb baâdeddüyün mezkür
Bâli çelebi tasarrufunda yetimlerin
on sekiz bin üç yüz yirmi beş
akça zahir olub kendisi dahi ikrar
ve İ'tiraf idicek mezbur Bâli çele-
bi benim tasarrufumda deyü ikrar
itdikden sonra mezbur Murad na-
zır nasbolunub sebti sicil olunub
yedine vaz olunduki vakti hâcetde
temessük oluna.
Cerâ zâlike ve hurire fievâili
şehri: ahım cemâzi lisene hamsin
ve işrine ve tis'a iie.
D. 89 S. 28/9
Dergâhı muallâdan hükmü şe-
rif varid olub mazmunu münifinde
harir satmağa yasağ olundukdan
ULUDAĞ 113
sonra Yyasağııra muhalefet edüb
harir satan kimesnelerden satdıkları
harirlerin bahasını mizan defter-
lerinden ma'lum idinib o bikusur
alub hazanei âmireye gönderesün
deyü emir olundukda emri âliye
imtisâl edüb teftişe şuru olunacak
mahrusai Burusada Abdullah zade
ınahallesinden işbu hâmili kitab
Mehmed bin Hasan bu hususda
sabıkan müfettiş olan Beypazarı
kadısı mevlâuâ Şemseddin ve Giu-
lamişahi Beliram bin Abdullahis-
saci huzurunda teftiş olunmuş bu
lunub anlarm mezkür Mehmed
zimmetinde bulunan beş vüz on
beş Jüdre harir bahasından yirmi
sekiz bin sekiz yüz yetmiş bir ak-
ça makbuzu ve kadi mezkür ken-
düler meblağı mezburı omezkür
Mehinedden bikusur kabz eyledik-
lerine temessük dahi vermiş bu-
lundu.
Cerâ zalike fi evaili alirülce-
mâzeyn liseneti hamse ve eşrin ve
tis'ami'e,
D. 90 S. 289
Esbabını ( bütün wevcudunu )
ve halk üzerinde olan alımlarını
Çnatlubatını) zabt eylemek içi ge-
len hükmü şâhi ile gulami pâdi-
şalii Mehined bin Abdullah şöyle
ikrar idüb dediki peşmakcı (kun-
ıluracı) Yusuf bin Abdullah câriye
bahasından sekiz bin üç yüz olub
taleb olundukda mezkür o Yusuf
gayib bulunub hökümde akraba-
sından alına deyü o buyurulduğu
sebebden işbu hâmili kita Hundi
binti Mehmed mezkür Yusufun
kayın anası olub mezbureden ta-
leb idüb meblağı mezburi mez
küre Hundiden aldm kabz eyle-
dim deyü i'tiraf idüb mezkür Hun-
di vicahen tasdik eyledi.
Cemaziyelahır 925
D.91 5. 28/10
Dergâhı muallâdan hükmü şe
rif varid olub mazmunu münifin-
de mahrusai Burusada mizan def-
terinde bulunan harir bahalarını
erisinden alına denilmiş Şit
diki hâlde Tutu binti Abdullah
Kanber mahallesinde zimmetinde
olan biricik lüdre harir bulunub
defter mücibince zikr olunan hari-
rin bahası dokuz yüz yirmi akça
bulunub bu hususda mübaşir
Sipahi zadelerimizden o Melimed
Bekiri meblağı mezburı alub biku-
sur mezkür Tutu'nun vekili olan
Şehrizade bin Abdullah yedinden
kabz eyleyüb bu emirde Zimme-
tinde nesne kalmadı deyü ikrar
idicek talebile sebti sicil olundı
15 Cemaâziyelahır 925
D.92 5.28'10
Dergâlı muallâdan hükmü şe-
rif varid olub mazmunu münifin-
de sabıkan Eküzceler ağnamına
emin ve zaim olan Melimed çelebi
bin Ali Fakihin ağnam hususunda
Kite kadısı arz mucibince üç yüz
otuz iki ganemi mezkür Mehmed
çelebinin taksiri olduğu sebebden
mezkür Mehmed çelebinin müuhal-
lefatından alına deyü buyrulmuş
hâliyâ ulufeciler zümresinden bu
hususa gelen gulamişahi Mahmud
bey bin Abdullah şeriat mahfeliş-
114 ULUDAĞ
de şövle ikrarı sahih idüb dediki
mezkür Mehmed çelebinin ammisi
Şemseddin bin Davud asaleten ve
kız karındaşları Ayşe ve Selim ve
Fatıma caniblerinden vekil olan
mevlânâ baba Sinan yedierinden ki
mezkür ağnamın otuzar akçadan
dokuz bin dokuz yüz altmış akça
olur bikusur aldım kabz eyledim
hazanei amireye iysal itmek için
diyecek mezkür Şemseddin ve ba
ba Sinan vicahen tasdik itdiklerin
den sebti sicil olundı.
D. 93 S. 28'1!I
Padişahı alempenalıdan hüküm
varid. olub maznunu iünifinde
ınnhrusai Burusada mizan defte-
rinde bulunan harir (o bahalarım
müşterisinden alıma deyü buyrul-
muş hâliyâ Nalbant oğlu mahalle
sinde Ilamza bin Abdullahın el-
müteveffatın zimmetinde altı bu-
çuk lüdre harir kenarı bulunub
elli birer akça olub cümle üç yü?
oluz akça defterde mukayyed olub bu
hususda mübaşir olab Sipahi zade
zümresinden gulamişahi Mehmed
bey bin Hamza meblağı mezburı
mezkür Hamza müteveffatın zevce
si Hüsni binti Abdullahdan taleb
idicek mezkür Hamzanın muhallefa-
tından bikusur meblağı mezbur!
mezbur Hüsni yedinden bikusur al-
dım kabzeyledim deyicek mezkür
Hüsni talebile sebii sicil olundı.
1 Receb 925
D. 94 S. 28/13
Kasım bin Abdullah sabıkan
Hasan bin Seyyidi meclisi şer'a
ihzar idüb ildiki sende elli firengi
filorinm vardır karz tarikı ile taleb
ederim deyicek mezbur Kasımdan
beyyine taleb olundukda beyyine-
den aciz olub ba'de zemanın tek-
rar Selüb mezkür Kasım mezbur
Hasana iitira eyledim da'vamda
kâzib idim minb'ad da'vam nizam
nizam yokdur deyicek mezkür
Hasan talebiyle sebti sicil olundı
cerâ zâlike fi evahiri — rece-
bül mucerreb 925
D. 95 S. 26/14
Dergâhı muallâdan hükmü şerif
varid olub mazmunu münitinde
harir o satmağa yasağ oldukdan
sonra yasağıma muhalefet idüb
harir satan kimesnelerden Satdık-
ları haririn bahaların mizan def
derinden malünm idinüb bikusur
alub hizanei âmireye gönderesin
deyü emr olundukda emri âliye
imtisâl idüb teftişe şuru' olunduk-
da mahrusai Burusada Muradiye
mahallesinde Ahmed bin Hacı
Kasım zimmetinde yüz seksen bir
lüdre harir satmış bulunub kıy
meli dokuz bin yüz bir akça olub
bu hususda mübaşir olan silahdar
larımız zümresinden Hamza bey
bin Abdullah o meblâğı mezburı
mezkür Ahmedden bikusur aldım
kabz eyledim deyü itiraf idicek
mezkör Ahmed talebiyle sebti $i-
cil olundu.
Cerâ zâlike fi evaili şa'bau li-
seneti hamsin ve İşrin ve tis'ami'e
D. 97 S. 28/17
Mahrusai Burusada Hasan pa-
şa hanının mist Medinei münev-
ULUDAĞ 115
vere şerefhallahü vakfı olub şiim-
diki halde hanı mezkürim icaresi
tamam olun gelüb hacı Nebi nısfı
mezküri şimdiki halde mütevelli
olan Fahrülemasil Kasım çelebi
sekiz bin akça ücrete tutub mez-
bur mütevelli kefil taleb o idüb
Davnd ve Ahmed mezkür hacı Ne-
binin malü vakfa kefil olicak mü
vellii mezbur talebiyle sebti sicil
olundı.
16 Şubat 025
D. 98 5. 28/18
Yenişehir kadısı kıbelinden nak-
li şehadete gelüb mazmun budur
ki Musa Fakıhkbin Seydi ve Mel-
med bin İbrahim nakl içün şeha
det eyleyüb didilerki Ali bin Hü
seynin Da'vâsıdan sonra Ali mez
bur malırusai Burusada müteveffa
olan Hamza bin Halilin ahul'eb
ve lüm karındaşıdır veraseti mez-
kür Aliye münliasırdır denildi hâ
liyâ nakli şehadete beytülmâl emi-
ni Mustafa çelebi bin Külbani ve
âmil Hüseyin bin Mehmed mah-
zarında okunub mezkür, Alinin
verasetine emini mezkür talebiyle
sebti sicil olundı.
Cerâ zâlike fi evasıtı şa'bânül
muazzamül sene 025
D. 99 S. 28/18
Şehede fil meclisi şer Mustafa
bin Derviş ve Mehmed bin Musa
ve Mustafa bin Mehmed bimahza-
rin min Mustafa çelebi bini Kilâbi
em'emin libeytilmâl ve kâtibihü
pir Hli bin hacı Mubarek ve âmi-
lihü Hüseyin bin Mehmed akibel
istişhadi şer'i vedda'vi sadıreti an
hâmileti hâzelkitab Tuti binti Ab-
dullah essafra eşşehlâ elbelcâ el
mutavassıtatü elkame errusiye el'a-
sıl bienne Mevlâteha el müteveffat
elmed'uvve sahibihü binti Halil
kaddebberet câriyatühü el mavsu-
feti elmezkürsti hâle hayatihâ Tuti
tedbiren mutlakan şehadeten şer'iy-
yeten sahihaten fehukime birtkiha
hökmen sahihan Şşer'iyyen cera
zâlike fi evaili şa'ban elmuazzam
lisene 025
Şühüd .. . . Muslihiddin bin
Derviş Ve Mevlânâ Muslihiddin
bini elhâc Resul.
Tercümesi :
Meclisi (o şer'da Derviş oğlu
Mustafa ve Musa oğlu Mehmed ve
Mehmed. oğlu Mustafa beytülmül
emini Kü'âbi oğlu Mustafa çelebi
kâtibi pir Ali, ve âmili Mehmed
oğlu Hüseyin huzurlarında ikrar
idüb didilerki bu da'vânm sâhibi
olan Abdullah kızı Sarışın oşehlâ
bakışlı açık kaşlı orta boylu aslan
Rus olan Tuti istid'a iderek ifadei
meramla divorki beni soyyiJem
Halil kızı Sahibe hatun şer'i ve
sahih olarak o mevtine ta'lkan ha-
yatta iken azâd itmişdir şimdi ise
seyyidem öldüğü içün azadlıyım.
Bizler müsted'i Tutinin iddiasının
doğru olduğuna ve sahibe hatu-
nun hâli hayatında Tutiyi tedbiren
azad itdiğine şehadet ideriz mec-
lisi şer'de 925 senesi şabanı şerif
ilk günlerinde bu vak'a cereyan
etmiş ol ip Tutinin azadına hükmü
şer'i sadır olmuştur.
116 ULUDAĞ
D. 100 S. 28'18
Dergâhı muallâdan hükmü şe-
rif varid olub mazmunu münifinde
merhum Mustafa paşa zade Mel-
med beyin muhallefatı teftiş oluna
deyu buyurulmuş hâliyâ işbu Meli-
med bin Ebülhayr merhum Meh-
med beyin kapncu başası olub
muzanne «Sui zan erbabı. olduğu
sebebden kefil taleb olundukda
fahrül müderrisin mevlinâ Şem-
seddin bin Seyid Ali ve Ahmed
bin Yusuf ve Yusuf bin Ali ve
Hasan bin Davud ve Hayreddin
bin Halil ve Şah kulı bin Ali ve
Muslahaddin bin Melimed ve Ca'-
fer bin Ramazan mezkür Melime-
din nefsine kefil olub sebti sicil
olundı.
20 şaban 025
D. 101 S. 28/18
Abdi bin Mehmed dersihı mu
allâdan hükmü şerif. irad olunub
mazmunu münifinde bundau ak-
den mahrusai Burusada müteveffa
olan Mahmud ağa bin Abdullahit
Tavaşi bir kimesneden bir ev sa
tun alub sonra kendi fevt oldukta
zikr olan ev beytülmâle aid olub
müfettiş mevlâni Şemseddin ve
gulamişahi piri ma'rifetiyle bey'in
min mezid (müzayide ile satış)
olunub dört bin dört yüz elli ak-
çaya hatunum Selimşah binti S
di canibinden vekilet tarikiyle
satın aldım ve elime hücceti şer'-
iyye aldım hâliyâ mezkür evin es-
ki, sahibinin âvreli gelüb zikr olan
ev zevcimden irsle bana müntakil
olınuştur deyü da'vâ idüb elimden
almak ister deyü bildirdi. İmdi
buyurdumki hokmü şerifi var-
dıkda mezburın elinde olan hüc-
ceti şer'iyyesine nazar idüb göre-
sin vakla zikr olan ev mezkür
Malhımud ağanın sonundan (vefa-
tından sonra demek olacak) bey
tülmâle aid olub mezbur müfettiş
ve kul ma'rifetiyle mezad olun
dukdan sonra buna bey” olunub
eline hücceti şer'iyye verilmiş ise
ol hüccetler mucebince amel idüb
hüccetlerine muhalif kimesne dahi
itdirmiyesin deyü buyurulmuş em»
ri âliye imtisâl idüb teftişe şuru'
olunub mezkür ev eski sahibinin
hatunu Selim bini Tureud kibe
linden vekil Hasan bin Abdullah
ve mezkür Selinışahın vekili zevci
Abdi hazır olub höküm okunub
mezbur Abdinin elinde olan hüc
cetlerine nazar olunub o muvafık
şerh o bulunul minba'd mezbura
Selimşaha ev hökm olunub tale-
biyle sebti il olündı.
Cerâ zâlike fi evahiri Şa'banül
muazzam, sene 925
D. 7102 S. 25/18
Darbhane emini olan Melimed
çelebi maktul oldukda Mustafa
nam kimesneden oluncak mezbur
Mustafa gaybet eyleyecek İsken-
der bin Abdullah yatakdır deyi
zan oluncak gaybet eyleyen Mus
taflayı bul deyü teklif olundukda
kefil taleb olunub Hızır bin Ab.
dullah hariri mahallesinden mez-
bur ..... İskenderin nefsine ke
fil olub sebti sicil olundı.
Cerâ zâlike fi evahiri şa'bânül
muazzam 925
Birinci ve ikincikânun 939 aylarında
Bursa Halkevi çalışmaları
Dil — tarih: *
Dört buçuk yıldanberi Tıp ıstılahının Öz. Türkçe
karşılıklarını bulmak üzere devamlı bir surette çalışan iki
arkadaşımız, ( Bay Ali Ulvi Elöve ) ve ( Doktor Şefik İbra
bim İşeil ) , 12160 Tıb ıstılahının Öz - Türkçe karşılıklarını
tamamen bulmuşlardır. Hangi esaslar üzerinde çalışıldığını
gösteren bir nümune broşür çıkarılmıştır. Bütün bu ıstı.
lahlar üzerinde esaslı bir etüd daha yapıldıktan sonra
bütün bu ıstılahlar büyük bir kitap halinde çıkarılacaktır.
Tedarikinde kolaylık olmak üzere bunlar forma halinde de
satılacaktır.
— Âkif gecesi yapılmış, Dil Tarih şubesi üyeleri ve
Edebiyat muallimleri Âkifin hayatı ve eserleri hakkında
izahat vermişlerdir.
— Her kış, Bursanın sekiz, on yerinde ve onbeş gün-
118 ULUDAĞ
de bir yapılan mıntaka gece konferansları, bu yılda başla. *
mış ve son iki ay içinde bu konferanslar sahası genişleti.
lerek, daha çok yurddaşın istifadelenmesi yolunda tert'bat
alınmış, ve üç hafta her cumartesi Bursanın on dört ye-
rinde ve ayni gecede on dört arkadaş tarafından C. H.
Partisinin ana prensiplerinden olan ( Altıok) mevzuu üzerinde
konuşulmuştur. Bütün bu konferansları her mıntakanın geniş
bir halk kütlesi, alâka ile dinlenmiştir.
Ar:
1 — Ötedenberi bu kolun müzik kısmında çalışan
arkadaşlar, müzik evindeki arkadaşlarla çalışma birliği yapa-
rak muntazaman provalara devam etmişler, ve son iki ay
içinde Halkevi salonunda muvaffakiyetli iki konser vermiş
lerdir. Bu arkadaşlar şubat sonuna doğru büyük bir konser
vermek için hazırlık yapmaktadırlar
2 . Muvaffakiyetli çalışmalarile kendisine esaslı bir
muhit yapan Halkevi resim atölyesi, muntazam çalışmalarına
devam etmektedir. Bu atölyede çalışan gençlerin resimle-
rinden mürekkep olarak Halkevlerinin yıl dönümü münasebe.
tiyle Bursa Halkevinin 9 uncu resim sergisi açılacaktır.
Gösterit:
Bu kol değişmeyen programlarına uyarak munta.
zaman ve muhtelif piyesler temsil ederek buna çok alış-
mış olan Bursa halkının istifadelerine yararlı çalışmalar
yapmışlardır.
Spor:
Son ay içinde Halkevi adına bir kupa maçı tertip
edilmiştir. Her hafta maçlar devam etmektedir. Kazanan
takıma bu kupa verilecektir
ULUDAĞ 119
Sosyal yardım:
1 — Evimizin önemli hizmet gören bir kolu olan
bu komite, bütün Bursa halkının isteyerek teberru ettiği
kullanılmış eşya toplamış, ve dört bin parçadan ibaret olan
bu eşya, Sosyal Yardım Komitesinin mahalle mümessilleri
vasıtasile yardıma muhtaç insanlara dağıtılmıştır
2 — Ayrıca yaptığı teşkilât ile Orta mektepler-
deki yoksul talebeye öğle yemeği vermektedir Bu yardım,
ders senesi sonuna kadar sürecektir.
3 — Çalışkanlığı mektep idaresi ve muallimleri tara-
fından tasdik edilen bazı yoksul talebeye palto ve elbise,
kitap ve saire gibi yardımlarda da bulunulmuştur.
4 — İçtimai mevzularda konferanslar hazırlanarak
ampilifikatörle halka dinletmek üzere tertibat alınmıştır. -
5 — İşsizlere iş bulmak suretile yardımı prensip ola-
rak kabül eden komite, fabrikalara işçi göndermek suretile
yoksul yurtdaşları emeklerile yaşar bir vaziyete getirmektedir.
Halk dershanesi:
Daima olduğu gibi lisan kursları, İstiklâl okulunda halk
gece dersleri, ceza evinde verilen dersler, daktilo kursları
muntazaman yürümektedir. Bütün bu kurslardan yedi yüze
yakın yurttaş istifade etmektedir.
Kitapsaray ve yayın:
1 — Dergiler çıkarılmış ve bütün yayın ve konferans
işleri üzerinde alâka ile çalışılmıştır.
2 — Çok muntazam olan ev kütüphanesinden son iki ay
içinde 2000 den fazla yurttaş istifade etmiştir.
3 — Atatürkümüzün ölümünden sonra doğrudan
120 ULUDAĞ
doğruya adına çıkan her nevi kitap, gazete, broşür, mecmu-
alar satın alınarak, hususi surette Bursa Sanat okulunda yap-
tırılan bir kütüphaneye konmuş, ve bu suretle ayrıca Evi.
mizde bir (Atatürk) kütüphanesi meydana getirilmiştir.
Köycülük:
1 — Komite ile köylünün kıymetli bir temas vasıtası
olan, ve köylülerce pek sevilen ( Salık ) muntazaman çıkarıl.
mıştır.
2 — Bu yıl ilkbahardan başlayarak programına göre
köylerde yapılacak irşad ve tenvir gezilerinde kullanmak, ve
köylünün istifadesine arzedilmek üzere seyyar portatif sesli
bir sinema makinesi satın alınmıştır.
Bütün bu programlı çalışmalardan başka idare heyeti,
her hafta cuma günleri muntazaman toplanmış, . komitelerden
gelen iş hasılası, ve Genel Sekreterliğinden gelen direktifler
üzerinde görüşmüş, ve kararlar vermiştir
Bütün kış devam etmek üzere her ayın ilk çarşamba
günü akşamı, Halkevi işleri üzerinde görüşmeğe fırsat bulmak
üzere bir aile toplantısı, ve her ayın ortasına rastlayan pa-
zartesi günleride, bir konser yapılması kararlaştırılmış, bu
suretle bütün Halkevi mensublarının ayda iki defa karşılaşıp
kaynaşması temin edilmiştir. Bu toplantılardan ilk ikisi ya-
pılmıştır.
Sahibi ve neşriyat müdürü Halkevi Başkanı Avukat Tevfik Aycan
Bursa: Vilâyet Matbaası
Halkevleri
Türk Birliğinin
Kültür Kaynağıdır.